VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yaralarımız ortak olmasa da bir yaraya sahip olmak bizi ortak kılıyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yaralarımız ortak olmasa da bir yaraya sahip olmak bizi ortak kılıyor

Turgay Kantürk’ün bütün şiirlerini bir araya toplayan “Peri Çıkmazı” raflardaki yerini aldı.

Fırat Demir

İlk şiiriniz 1981 yılında “Oluşum” dergisinde yayınlandı. Çeyrek asır sonra, şiirinizin başladığı noktadan nereye vardınız, neleri terk ettiniz, ne kadar uzaklaştınız?

Geriye dönüp baktığımda 30 yıllık bir serüven görüyorum. Şiir de değişti tabii; hayat gibi. Darbe sonrası baskılar, yasaklar ve kıyımlar hayatı değiştirdiği gibi şiiri de etkiledi. 70 sonrası toptancı (toplumcu değil) söyleme bir tepki gibi görünse de, şiiri şiir kılanları önce çıkaran bir kuşak yetişti. Başladığım noktada değilim bugün. Hemen hemen tüm anlayışlarda ve biçemde şiir yazdım, bu 30 yıl içinde. Her kitap ya da her dönem kendi biçemini belirledi; soneler, haikular, şarkı formları, düzyazımsal şiirler vb. gibi şiirsel biçimlerde söz söylemeye çalıştım. Geldiğim nokta azaltmanın, eksiltmenin, usul söz söylemenin gerekli olduğu bir nokta; çünkü herkes çok bağırıyor! Ve çok önemli şeyler söylediklerini savlıyorlar. Oysa günümüzde şiir kötü şairler, yazarlar, reklamcılar, ünlü televizyon karakterleri vs. tarafından içi boşaltılmış bir tür. Onu ait olduğu yere, söz sanatlarının en tepesine çıkarmak bütün iyi şairlerin çabası. Onun içindir ki, bu gürültüde daha çok duyulmak için, onlar gibi bağırmak değil, fısıldamak gerekiyor.

1991 yılında yayınlanmış ilk kitabınız “İlk Gibi Son”un düşsel romantizmi, şu an sizin için hâlâ aynı masumiyeti yansıtabiliyor mu?

Hala okunan ve sevilen bir kitap “İlk Gibi Son”. 1997’de ikinci baskısı yapıldığında da okur ilgi gösterdi. İlk şiir kitapları, ilk romanlara benzer biraz; yaratıcısının geçmişinden ve dününden izler taşır çoğunlukla. O kitapta sözünü ettiğiniz “düşsel” sayılabilecek evren, yazarının çocukluğundan ve özlenen bir masumiyetten izler taşıyor sanırım. O kitaptaki klasik ve çağdaş söylemin birlikteliği, ayrıksı ve ilginç geliyor okura ya da ben öyle sanmak istiyorum. Yaş ilerledikçe (her yaş için geçerli bu) özleyecek şeyleri oluyor insanın. “İlk Gibi Son” herkes için ortak sayılabilecek şiirsel bir söylemin ve duyarlığın izlerini taşıyor. Zaman zaman geri dönmek için yollara attığımız çakıl taşlarına benzetiyorum o kitabı...

“Peri Çıkmazı” ile tüm şiirlerinizi bir araya topladınız. Onca yılın, onca kitabın seceresi size yaralarınızı mı yoksa zaferlerinizi mi daha çok hatırlatıyor? Belleğinizin eski kitaplarınızla ilişkisi nasıl?

Tabii ki yaralarımı hatırlatıyor; onlar olmasaydı bu şiirler yazılamazdı. Üstelik kimileri daha kapanmadı, üstü kabuk tutanlar, zaman zaman yeniden kanayanlar var. Bir şiirde “yaralarımız aynı değil” demişim. Demek ki yaralarımız ortak olmasa da, bir yaraya sahip olmak ortak kılıyor bizi. Zafer gelip geçici bir şeydir ve de birilerini ezerek kazanılır genellikle; şimdi düşündüğümde, hatırlamak istediğim birkaç zaferim olduğunu söyleyebilirim. Ama çoğunlukla küçük tesellilere kucak açmış başarılarım da var; onları seviyorum. Eski kitaplarıma gelince, onlar nefes almamı sağladı bugüne kadar, onlara çok şey borçluyum. Bu toplamda, eskilerin yanına yenilerini katarak, onları bir kez daha kutsamak istedim. Gün ışığına çıkmamış dokuz yeni kitabın onlarla yaşlanmasını dilediğim için ‘Bütün Sihirler 1991-2010’ alt başlığıyla bir araya geldiler; şiirin hala sihirli olduğunu düşünüyorum.

“Peri Çıkmazı”nı 80 dönemi şiirinin milenyum zamanlarıyla imtihanı olarak da okuyabilir miyiz?

Bunu söylemek bana düşmez. Ama bu zamanı şiirle anlamaya, alımlamaya, yorumlamaya çalışanlar için önemli bir başvuru kaynağı olabileceğini düşünüyorum. 30 yıllık bir tanıklık önemli sonuçta. Ama şiir gibi bir disiplinde, yan yollara sapmadan, şiire ihanet etmeden bunu yapmak, en azından yapmaya çabalamak çok zor tabii. Kişisel tarihlerimizin, toplumsal olanla at başı yürüdüğünü düşündüm hep; bu anlamda “Peri Çıkmazı” benim hayatı kullanma kılavuzum da sayılabilir ya da hayatın beni kullanma kılavuzu; bilmiyorum. Belki de bu çatışmadan, bu kanlı savaştan kalan ganimetleri paylaşıyorum okurlarla.

“Peri Çıkmazı” toplamanızdan sonra Turgay Kantürk şiiri nereye gidiyor? Artık geçmişinizi mimlediniz. Sıra yepyeni bir şiir geleneğinde, farklı bir şiir kanalına taşınmak mı?

Söylediğiniz kadar kolay olmasını çok isterdim, başkaya ve ötekine yol almanın, yelken açmanın. Doğrusu bu yalnızca bir bahar temizliği değil. 30 yıllık bir muhasebe sonuçta. Şiirin hiçbir ihtiyaç listesinde acil olmadığı ve yer almadığı bir zamanda, yazmayı sürdürmek, delilik gibi bir şey. Süreceğini sanıyorum. En azından şimdilik yazmayı sürdürüyorum. Benim şiirim bugüne kadar “İlk Gibi Son”un içindeki kanalları daha da genişleterek, oralarda büyüyerek gelişti. Bir labirent gibi. Orda pek fark edilmeyen bu damarları yeniden yeniden açarak, genişleterek nefes almaya çabalıyorum diyebilirim. Masamda iki dosya var bu aralar. İlki büyüklere masal anlatan bir çalışma; “BirYokmuş BirÇokmuş”. Çok değil bir yıl sonra da yeni bir şiir kitabım hazır olacak; “Kara Defter Kantoları”. Çağının tanığı yaftasını pek sevmem ama “meselelerin daha ensesinde gezinen ve nefesi hissedilen” bir şiir diyebilirim yeni yazdıklarım için.

Turgay Kantürk şiiri, tiyatrodan ne kadar besleniyor? Peki, Kantürk şiirine tiyatrodan bir kardeş seçmek istesek, hangi tiyatro yazarının ismini verebilirsiniz?

Tiyatro birçok türü içinde barındıran bir sahne sanatı. Metin tiyatrosunda, soylu sözü yani şiiri barındıran çok yapıt söz konusu. Hiç kuskusuz Shakespeare’den geçiyor yol.
Hemen hemen tüm yapıtlarında kurduğu dil, söyleyiş biçimi şiirin doruklarından. Her ne kadar kuralcı, klasik ve şatafatlı gibi görünse de, hala güncel olan konu ve durumları, tüm söz sanatlarını kullanarak, on binlerce sözcükle bizim hafızamızda taze tutuyor ya da ilk kez karşılaşanları şaşırtmaya devam ediyor. Benim şiirimin görsel ve işitsel çeşitliliği, kolaya pek yaka kaptırmayan yaklaşımı benzer eğilimler sanırım. Kardeş değil ama uzak akraba sayılırım Shakespeare’le! Birçok beğendiğim oyun yazarı var, çağdaşlardan da tabii. Ama söz konusu şiir olduğunda Shakespeare’i tek geçerim...

Paylaş