VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2018 Salı | Anasayfa > Haberler > Yarayı anlatabilirsiniz ama onu iyileştirmeyi beklemek boş umuttur
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yarayı anlatabilirsiniz ama onu iyileştirmeyi beklemek boş umuttur

“Bir yaranın dışa vurumudur yazmak. Kendimizde ya da başkasında, kanayan bir şeyler mutlaka vardır. Gören göz için dünyanın kanamadığı bir an yoktur. Yazmak, bir arayıştır. Yarayı gösterecek, yarayı anlayacak birini aramak,” diyen Orçun Ünal, edebiyatını ve yeni öykü kitabı “Bu Ben Değilim”i anlattı.

ORÇUN ÜNAL



Nereden başlasam bilemedim. Birinden kendini ve edebiyatını anlatması istenince bir an duraksıyor. Uzun süredir bir şeyler yazıyorum, tek bildiğim bu. İnsanın yazdıklarıyla ilgili bir bilince sahip olması uzun sürüyor. Yazarın neden yazdığını, yazarak neyi amaçladığını, zaman içinde neye ulaşıp neye ulaşamadığını, yazdığı metinlerin kendinden öncekiler ve çağdaşlarıyla ilişkisini hemencecik kavraması mümkün değil. Farkındalık, üst sınırı olmayan bir hâl. İnsanın balonla göğe yükseldikçe aşağıdaki manzarayı daha açık ve genişçe görmesine benziyor. Benim de edebî anlamda kalem tutmaya başlamam, bir ihtiyaç olarak ortaya çıktı sanırım. Yazmak, şiirler ve öyküler kaleme almak, dünyayla kurduğum bir iletişim yoluydu. Öteki yollarda tıkanan, engellerle karşılaşan düşünceler, fikirler, istekler, sorular edebiyat yolundan aktı, metinlerden geçti ama hiçbir yere ulaşmadı başta. O zaman için ulaşması da gerekmiyordu belki. Daha ziyade, bakıp içinde kendimden bir şeyler gördüğüm bir aynaydı metinlerim. En tehlikeli dönemi budur bir yazar adayının. Kendi içinde dönen, kör bir dönemdir. Yazar çoğu zaman kendini kandırır, yavaş yavaş artan bir “oldum” hissiyle kendini zehirler. Düzgün bir terazisi yoktur çünkü. Bu körlüğü atlatmak, zehri akıtmak için yazarın dışa yönelmesi, metinlerin ne türde, hangi kalitede olursa olsun okura ulaşması gereklidir. İşte o zaman bir monologdan çıkıp sessiz bir diyaloğa dönüşebilir edebiyat. İki yönlü, gidenle gelenin birbirinden habersiz olduğu karanlık bir yola. Yazar böylece metinlerinin kısır aynasında değil, okuyanların aklının çoğaltan aynasında görür kendini. Fikirlerinin, kurgusunun, dilinin, üslubunun, kısaca metinlerinin başarısını orada tartar ancak. İlk okuyanlar genellikle eşler, arkadaşlar, dostlardır; sonra dergiler, editörler ve yazarlar gelir. Benim de sınırlı bir okur kitlem vardı. İçe dönük bir karakterdim bu konuda. Birkaç istisnai durum hariç, metinlerimi kendime sakladım uzun süre. Bunun yalnızca zararı oldu bana.

İki dünya arasında

İlk adımlarda fark edilmez, değeri bilinmez belki ama her reddediliş, her geri çevriliş, her eleştiri çok değerli bir araçtır aslında yazar olmak isteyenler için. Bazen edebiyatın bir yol, hem de uzun bir yol ve emek gerektiren bir birikim meselesi olduğu da unutulur. İstenen tek şey, birilerinin size bir yere vardığınızı söylemesidir. Ne var ki edebiyatla hiçbir yere varmak mümkün değildir. Hep gidersiniz. Hatta arabayı da siz çekersiniz. Çektiğinizin de taşıdığınızın da ağırlığı sizin omuzlarınızda kalır.

Edebiyat benim için alternatif bir iletişim teşebbüsü, bir ayna olmak haricinde, oyun alanı da oldu hep. Sonuçta dünya insan için kısıtlı bir yerdir, hem mekân hem zaman hem imkân olarak. Yazarak dünyanın sınırlarını zorlar, genişletir, gerçekliğin ötesinde bir alan açarız. Zamanın ve olanakların yeniden yaratıldığı büyülü bir yerdir burası. Sınırları belli dünyamız kâğıt üzerinde başka bir boyuta genişler adeta. Ama her zaman için, var olan dünyaya, gerçekliğe sıkı sıkıya bağlıdır. O yüzden edebiyat iki dünya arasında gider gelir, birini sömürür, öbürünü besler. Bir yaranın dışa vurumudur yazmak. Kendimizde ya da başkasında, kanayan bir şeyler mutlaka vardır. Gören göz için dünyanın kanamadığı bir an yoktur. Yazmak, bir arayıştır. Yarayı gösterecek, yarayı anlayacak birini aramak. Şunu da unutmamak gerekir: Yarayı anlatabilirsiniz ama onu iyileştirmeyi beklemeniz boş bir umuttur.

Yıllar içinde giderek daha karmaşık, daha katmanlı, daha kapalı bir anlatıma inanmaya başladım. Bir noktadan sonra, her ne kadar iyi örneklerine sonsuz saygı duysam da, klasik hikâye anlatma sanatı çağımızın kompleks toplumsal, entelektüel ve teknolojik yapısına nispetle yetersiz görünmeye başladı bana. Edebiyat bir iletişim yoluysa pekâlâ bu kanalı genişletmek de mümkündü. 2014 yılında yayımlanan ilk kitabım “Dekadans ve Ölüm”de bu çabayı en uç noktaya kadar tırmandırdım sanıyorum. Göndermeleri çok, biçim açısından deneysel, içine girmesi zor metinlerle ve çizimlerle doluydu kitap. Bu yüzden de alımlanması, değerlendirilmesi geç oldu kitabın.

Başkalık, başkanın mümkünlüğü

2016’da elektronik kitap olarak yayımlanan tiyatro oyunum “Yılan Sütü”nden sonra, geçtiğimiz günlerde ikinci öykü kitabım “Bu Ben Değilim” çıktı. Bu kitapta sadeleşme yoluna gittim. Bu sadeleşmenin motivasyonu daha kolay anlaşılma, daha geniş bir kitleye ulaşma isteği değildi. Kendi açımdan uç noktaya taşıdığım deneyselliğin geri tepmesiydi. Tırmandığım bir tepenin zorunlu inişiydi. Belki de yaşımın getirdiği bir dinginleşmeydi. Yine de okur “Bu Ben Değilim”de klasik hikâyelere rastlayacağını düşünmemeli. Hatta öyle ki yazdığım metinlerin çoğuna öykü denmesini bile doğru bulmuyorum. Öykü uzunluğunda metinler kaleme alıyorum, bu doğru. Bu metinlerde farklı edebî türlerin arasında serbestçe geziniyor, hepsinden gerektiği ölçüde yararlanıyorum. Bu uzunluğun bir anlatı için en doğal uzunluk olduğu inancımı yıllardır koruyorum. O yüzden bugüne kadar hiç novella ya da roman yazmaya teşebbüs etmedim. Bir gün bu türde bir metin kaleme alırsam konunun ve kurgunun o uzunluğu gerektirdiğine ikna olmuşum demektir.
Eli yüzü düzgün öyküler yazmaya başladığımdan beri konularım fazla değişmedi sanırım. Pişmanlık, geçmiş, bellek, tanrı, benlik, ölüm... Bunlar hep metinlerimin çekirdeğinde yer buldu kendilerine. “Bu Ben Değilim”de -adından da anlaşılabileceği üzere- başkalık, başkanın mümkünlüğü, ikilik, çoğulluk gibi sorular eklendi yazdıklarıma. Bundan sonra da yeni sorularla yazmaya devam edeceğim. Daha doğrusu yeniden, yeni baştan yazmaya başlayacağım. Yazmak, bazen cevabını bilmediğimiz soruları tekrar tekrar, inatla sormaktan başka nedir ki zaten.

Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam