VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Yarım asırlık anılar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yarım asırlık anılar

Gazeteci Doğan Heper’in “Milliyet’te 50 Yıl” adını taşıyan anı kitabı, sadece Heper’in değil aynı zamanda Milliyet Gazetesi’nin de tarihi niteliğinde.


Türkiye gazeteciliğinin yarım asırlık çınarlarından Doğan Heper, anılarını “Milliyet’te 50 Yıl” adı altında kitaplaştırdı.
Bazıları “Neden ‘Milliyet’te 50 Yıl’ da ‘Gazetecilikte 50 Yıl’ değil?” diye sorabilir.

Bunun yanıtı çok basit. Çünkü Doğan Heper,1967 yılından beri Milliyet Gazetesi’nde çalışıyor. Yani Milliyet Gazetesi’nin ilk patronu Ercüment Karacan’la da çalışmış, Aydın Doğan’la da. Ve bu birliktelik bugün Erdoğan Demirören’le de devam ediyor. Hemen söyleyelim, kitapta Demirören dönemine ilişkin bir anı yok, zira Heper bu anılarını ikinci bir kitaba sakladığını söylüyor. İşte Doğan heper ve Milliyet Gazetesi’nin elli yılına dair anılardan birkaç örnek:

ŞAMPANYA PATLATMADIK

“(Milliyet’in Korkmaz Yiğit’e satış töreninden sonra) Aydın Bey’i kapıya kadar uğurladık. O gidince içeri dönüldü. Derya yeni patronu almış asansöre gidiyordu. Biz, bizim gibi aşağıya kokteyle inecekler sandık. Değilmiş. Korkmaz Yiğit ‘yukarı çıkıyoruz gelin’ dedi.

Derya, Aydın Bey’in kapısını açıp Yiğit’e ‘Buyurun efendim’ dedi. Yiğit bir adım geri atıp ‘Burası Aydın Bey’in odası mı?’ dedi. ‘Evet.’ ‘Yok öyleyse girmeyelim şimdi’ dedi ve çekildi. İncelik göstermiş, doğru olanı yapmıştı. Güneri ‘Buyurun benim odama’ dedi. ‘Bir içki ısmarlayayım.’ Güneri de her türlü içki hep vardı. Güneri şarap, viski ve şampanya verdi. 1 saati biraz geçene kadar oturuldu. Resimler de çekildi. Aydın Bey Güneri’nin odasında içki içilmesine bozulmuş. Ona kim bilir nasıl anlatıldı. ‘Arkamdan şampanya patlatıldı‘ demiş. Oysa haklı değil. Derya yeni patronu alıp beşinci kata Aydın Bey’in odasına çıkarttı, gerisi tabii olarak gelişti.”

“(Birkaç gün sonra) Kaset skandalı patladı. Arkadaşlarla aramızda gece gündüz telefon trafiği başladı.

Salı akşamı 13 Ekim 1998 Aydın Bey’i Antalya’dan aradım. ‘Arkadaşların tümü rahatsız. Toplu hareket edip sonunda ayrılabilirler. Sizin bir güvenceniz var mı? Mesela bu grup Milliyet’in dışına çıkarsa Gözcü‘yü verir misiniz?’ Cevabı ilginçti: ‘Ne Gözcü‘sü, ne şu, ne bu. Hürriyet’i bile veririm. Ben hiç kimseyi dışarıda bırakır mıyım?’ oldu. Direnişin derinliğini belirtmek için ‘Derya bile aramızda!’ dedim. Cevap patlayıverdi: ‘Bırak onu. Arkamdan konuşmuş. Parayı aldı kaçtı demiş.’

MESUT YILMAZ GÜVENCE VERMİŞ

“Derya anlattı: Aydın Bey Mesut Yılmaz’a soruyor: ‘Bu Korkmaz Yiğit hakkındaki bilginiz ne? MİT ne diyor? Ben buna gazete satabilir miyim?’ Yılmaz: ‘Tabii satabilirsin, temiz’ diyor. Oysa Çakıcı-Yiğit kaseti ortaya çıktıktan sonra Başbakan ‘Biz Haziran’dan beri Yiğit’in durumunu izliyorduk’ diyor. Tenakuz mu? Madem izliyordun neden Ticaret Bankası‘nın satışına izin verdin? Neden Aydın Bey’e gazeteyi sat, temiz adam dedin?”

“Pat Yavuz Donat’ın veda yazısı geldi. Milliyet’ten ayrıldığını okuyucuya bildiriyordu. Aradım Yavuz ortada yok. (Ardından) Yavuz aradı. ‘Aydın Bey bana gel deseydi, gelirdim. İstemedi. Doğan Heper’i götürüyorum dedi. Milliyet’in içini boşaltmayacağım diye Yiğit’e söz verdim seni alamam’ dedi. O nedenle ben de imzayı bastım. Seni seviyorum.’ diye konuştu. ‘Hayırlı olsun’ dedim.”

(1998 Nisan’ı) Aydın Bey Umur’un odasına doğru gidiyordu. Bana rastladı. Beş dakika konuşalım dedi. Daha sonra onun odasında bir araya geldik. Dün 1.5-2 saat Genelkurmay’la konuştuk dedi. Askerler Derya’dan, Umur’dan, Yalçın’dan ve Taha’dan rahatsız. Senden, Ertuğrul Özkök’ten, Emin Çölaşan’dansa sitayişle söz ediyorlar. Ve Aydın Bey devam etti. Onlara, her dediklerine evet demedim. Çocukları savundum ama bak bir dosya verdiler. Yazıları almışlar, satırların altını çizmişler. Aydın Bey yazarlara karışmamaya dikkat ederdi. Daha doğrusu karışmazdı. Ama bu sefer iş ciddi idi. Taha Akyol Aydın Bey’le görüşmeden önce bana geldi, danıştı. Ben de düşüncelerimi söyledim. Taha, Aydın Bey’in odasına girdi, konuştu. Aydın Bey, kendisine dikkatli yazması gerektiğini söylemiş. Belli ki Aydın Bey de çok rahat değil.”

İNTİHARI BİLE DÜŞÜNDÜM

28 Şubat 2001 günü Yalçın’la Umur Talu’nun “işlerine son verildiğini” Mehmet Yılmaz telefonla bildirdi. Yalçın öğrenince benim odama koştu. Olağanüstü bozuktu. ‘Dün genel yayın yönetmeni, bugün kovulmuş bir işsiz, hale bak...’ diye yakındı. Umur’la da kapısının önünde karşılaştık. ‘Bu kini çocuklarım bile sürdürecekler, görecekler’ diye öfkesini belirtti. Yalçın da, Umur da tazminat aldı. Muhasebeden sorumlu Asil’e göre (eski para) ‘30 milyar TL’ ama çok gizli’ dedi.

Milliyet’ten uzaklaştırılacakların listeleri gazetelerde ve internet sitelerinde yayınlanıp duruyordu. Hasan Pulur, Güneri Cıvaoğlu, Derya Sazak da vardı bu söylenti listelerinde. Ama 28 Şubat günü bu listenin gerçeği ortaya çıktı. Sabah İçinde ben de varım. Biraz sonra Mehmet Yılmaz odama geldi ilk kez Doğan Abi diye söze başladı ve ‘Sizi DMC Yayın Konseyi’ne aldık. Orada olacaksınız.’ dedi. Ben ‘Böyle olmamalıydı‘ dedim. ‘Yazıma devam etmek istediğimi’ söyledim. ‘Öyle isteniyor’ dedi. ‘Kimse istemez, gazetede yayın yönetmeninin dediği olur’ diye itiraz ettim.

Bir daha gidip konuşayım dedi. O arada Ertuğrul aradı. ‘Hayırlısı olsun’ dedi. ‘Hepimiz bir gün bırakacağız’ diye konuştu. Yabancı medya gazetecilerinden örnekler verdi. ‘Mehmet Yılmaz üzerinde gölge istemiyor.’ Ben başıma geleni üç kişiyle konuşmuş oldum: Mehmet Yılmaz, Ertuğrul Özkök, Mehmet Ali Yalçındağ. Aydın Bey kararı bunlara bırakmış diye saygı duyarım ama baktım sözleri birbirini tutmuyor. Aydın Bey’i aradım. Bayram tatilinden dönünce beni akşam aradı. ‘Telefonda nasılsın, bir sıkıntın var mı? Sen hep benimlesin’ dedi. Ben durumumdan şikâyetçi oldum. ‘Ne içerik, ne şekil olarak bana yapılan akıl almaz’ dedim. ‘Onurumla oynandı. Çocuğumun şefi ‘Baban kovulmuş ne söyleniyorsun’ diyor.

Ben 36 yılımı verdiğim, sizinle 21 yıl çalıştığım Milliyet’ten böyle mi ayrılmalıydım? Cesaretim olsa intihar edeceğim’ dedim. O ‘Hayır hayır bekle; hepsi değişecek’ dedi.
Çocuklarımın eğitimini kendim yaptırdım. Hisse vereceğim dendi verilmedi. Çocuklarına Ataköy’den iki daire alırız dendi alınmadı. Aydın Bey, hep ‘Senin hakkını yedik dedi’ telafi edilmedi. Gazete Milliyet olmaktan çıktı. Tirajda dün 2 Nisan 2001 günü 210 bine düştü. Mehmet Yılmaz hani gazeteyi bu olağanüstü yetenekle şahlandıracaktı. Peki, bu hikâye burada bitti mi? Hayır. Ben kısa bir süre sonra Aydın Bey’in isteğiyle Milliyet’e döndüm. Yazarlığa devam ettim. Yayın Konseyi üyeliğini yürüttüm. Aydın Doğan Vakfı‘nın ikinci müdürü oldum.”

Paylaş