VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > Yarım milyon dolarlık mektuplar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yarım milyon dolarlık mektuplar

Kafka ve Felice Bauer nişanlı oldukları beş yıl boyunca mektuplaştılar. Kafka, Felice’nin mektuplarını imha etti, Felice ise sakladı ve yıllar sonra bu mektuplar açık artırmada yarım milyon doların üzerinde bir rakama satıldı. “Felice’ye Mektuplar” Türkçede.

FÜGEN ÜNAL ŞEN




İki kez nişanlandılar. İki kez ayrıldılar. Beş yıl sürdü bu ilişki ve Kafka, Felice Bauer’e ilk günden son güne dek âşıktı.
Max Brod’un babasının evinde tanışmışlardı, 1912 yılının bir Eylül gününde. Yani en yakın arkadaşının… Ölümünden sonra, vasiyetine rağmen, yarım kalmış eserlerini yayımlatan Max Brod’un…

1917 yılına dek süren bu ilişki, Kafka’nın diğer ilişkileri gibi uzaktan uzağa yaşandı. Tenselliğin yerini kelimelere bıraktığı, mektuplarla ilerleyen bir ilişkiydi bu. Sona erdiği gün ise Kafka’nın bir başka acıyla daha yüzleştiği… Ünlü yazar Felice’den ayrıldıktan dört gün sonra verem olduğunu öğrenmişti.
Beş yıl süren bu mektuplar “Felice’ye Mektuplar” adıyla yayımlandı. 700 sayfalık hacimli bir kitaba varan bu mektuplara baktığımızda ilişkinin içinde konuşkan olanın Kafka olduğunu anlıyoruz. Ne de olsa bir yazar. Hem de ileride dünya edebiyatını derinden etkileyecek ve sadece edebiyatta değil, sanatın tüm alanlarında “Kafkaesk” diye bir bakış açısı yaratacak olan bir yazar.

Bu nedenle de, bir diğer nişanlısı olan “Milena’ya Mektuplar” gibi “Felice’ye Mektuplar” da bir ilişkinin seyrinden ziyade büyük bir yazarın yaşama, insanlığa, edebiyata ve yazmaya dair yorumlarını içerdiği için öne çıkıyor. Yoksa pek çok kez nişanlanmasına rağmen bedeninden tedirgin olduğu için kadınlarla fiziksel olarak yakınlaşmaktan çekinen ve hep uzaktan seven Kafkaesk Kafka’dan “aşkı ve ilişkileri” öğrenmek cazip olmasa gerek.
Kim bilir belki de, Kafka bu nedenle âşık olup mektuplar yazıyordu. İçindeki yazma tutkusunu, yazarlığa dair düşüncelerini aktaracağı mektuplar yazmaktı belki de tek dileği.

Aşk bir bahaneydi belki de onun için. Nitekim bir mektubunda da şöyle diyordu Felice’ye: “Hayatım esasen oldum olası yazmaya çalışmaktan ve bu konuda genellikle başarısız olmaktan ibaretti, hâlâ da öyle. Ne var ki yazamadığımda yerlere seriliyorum hemen, süpürülüp dışarı atılmaya layık olmak üzere.”
Ancak bu sözlerden, Kafka’nın mektuplarında Felice’ye ve aşkına dair yorumlarda bulunmadığı gibi bir sonuç çıkmasın. Aksine, yazar sevdiği kadını giydiği kıyafetlere kadar merak edip soruyor, her daim fikirlerini merak ediyor. Mesela birbirlerine gazete kupürleri gönderip felsefecilerden, tiyatro oyunlarından, olup bitenlerden bahsediyorlar.

Zor bir dönemdi de içinde bulundukları zaman dilimi. I. Dünya Savaşı sürmektedir. Üstelik Felice de Kafka gibi Yahudi’dir. Avusturya’dan Berlin’e göç etmiş orta hâlli ailenin çocuğu. Beş yıl süresince o da Kafka’ya birçok mektup yazıyor. Ancak bu mektuplara ne oldu kimse bilmiyor. Muhtemelen Kafka tarafından yok edilmiştir, nitekim bu konuda yazıp çizenler de böyle diyor. Kafka’nın yazdığı ve kitaplaşan bu mektupları ise Felice hep saklıyor. Hem de yazardan ayrıldıktan iki yıl sonra zengin bir bankerle evlenmesine rağmen. Ta ki, hayatının son dönemlerinde maddi sıkıntı yaşayana dek. İşte o zaman içlerinden bazılarını ayırarak ve muhtemelen imha ederek bu mektupların yayın hakkını 8 bin dolara Amerika’daki Schocken Yayınevi’ne satıyor.

İlk kez 1967 yılında basılan bu mektuplar 1987’de ise aynı yayınevi tarafından bir açık artırmayla yarım milyon doların üzerinde bir rakama satılıyor ve böylece Kafka ve Felice’nin aşkları bir kez daha gündeme gelmiş oluyor.


KİTAPTAN...

Dünya insanı unutuyor, insan onu unutmasa da


Mektubu eline aldığında yorgun olacaksın Felicem, yorgun ve ben açık seçik yazmak için kendimi zorlamak zorundayım, uykulu gözlerin fazla zahmet çekmesin diye. Mektubu şimdilik okumadan bir kenara bırakıp bu haftanın gürültüsü ve koşuşturmasından sonra arkana yaslanıp birkaç saat daha uyusan olmaz mı? Mektup kaçmaz, tam tersine sen uyanana kadar yatak örtüsünün üstünde sakince bekler. Bu mektubu yazarken saatin kaç olduğunu tam olarak söyleyemiyorum sana, zira saat birkaç adım ötemdeki koltuğun üstünde duruyor, lakin oraya kadar gidip ona bakmaya mecalim yok, herhalde sabah olmak üzere. Ama zaten ben de ancak gece yarısından sonra geçtim yazı masamın başına. İlkbaharda ve yazın tecrübeyle sabit bir şey değil bu benim için, zira gece uyanmalarım çok eskiye dayanmıyor saatleri sorunsuzca geçirip sabahı edemiyorum, zira alacakaranlık insanı yatağa sürüklemeye yetiyor, ancak şimdi olduğu gibi uzun, biteviye gecelerde dünya insanı unutuyor, insan onu unutmasa da. Bunun da ötesinde o kadar berbat çalıştım ki zaten uykuyu hak etmediğim gibi, aslında gecenin geri kalanını pencereden dışarıya bakarak geçirmeye mahkûm edilmiş olmalıyım. Anlıyor musun canım: kötü yazmak ve kendini tam bir çaresizlik ve ümitsizliğe bırakmak istemesen de yazmak zorunda kalmak. İyi yazmanın getirdiği mutluluğun bedelini bu kadar korkunç bir şekilde ödemek! Esasında gerçek anlamda mutsuz olmamak, mutsuzluğun o taze dikenini hissetmemek, bunun yerine başını eğip, nefret ettiği, bir tiksinti veya en azından bulanık bir kayıtsızlık uyandıran, ama yine de yaşamak için yazılması kaçınılmaz olan, bitmek tükenmek bilmeyen şeylerle dolu defter sayfalarına bakmak. Ne berbat! 4 günden beri yazdığım sayfaları sanki hiç olmamış gibi imha edebilseydim keşke. Böyle sabah selamı olur mu hiç? Güzel bir pazar gününde uyanan sevgilisini böyle mi karşılar insan? Yaradılışı nasılsa öyle karşılar işte, sen de başka türlü olmasını istemezsin mutlaka. Yine de yakınmalarımla uykunu büsbütün kaçırmadıysam ve sen yine uykuna dönebildiysen ne mutlu bana. Ve ayrılırken her şeyin kesinkes daha iyi olacağını ve senin de hiç endişelenmemen gerektiğini söylemek istiyorum sana. Kimse beni yazmanın dışına fırlatıp atamaz, birkaç defa yazmanın hoş sıcaklığı içinde, tam göbeğinde kendimi bulduğumu düşündüğüme göre.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam