VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Yarın için ideale ve hedefe ihtiyaç var
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yarın için ideale ve hedefe ihtiyaç var

Otuz yılı aşkın bir süredir şiirleri ve kitaplarıyla hayatımızda olan küçük İskender’den iki yeni kitap birden! “Waliz Bir” adlı şiirlerden, metinlerden ve günlük tarzı yazılardan oluşan kitabı ve deneme türündeki yazıların toplandığı “Her Şey Ayrı Yazılır”… İki kitaptan da aynı keyfi alacaksınız demek haksızlık olur. İkisi de bambaşka…

YONCA BOZTUNALI




Şöyle bir göz atayım diye elinize aldığınızda dahi içinde kaybolacağınız bu iki küçük İskender kitabını anlatmak pek mümkün değil; o denli dolu, sarsıcı, zengin ve şaşırtıcı… Biraz daha merak uyandırmak ve kitaplarda sizi neler bekliyor ipucu vermek üzere küçük İskender’e sorular yönelttik.

Türkiye’de Elazığ’dan Bodrum’a şiir performans geceleri yapıyorsunuz. Doğu’da ve Batı’da nasıl bir şiir var?
Doğu-Batı kavramı politik bir ayrım, hatta ayrımcılık. Oysa okurun şiir üzerinden böyle bir tasnifi yok; elbette beklentiler, duygular, tutkular ve düşünceler coğrafya farklılıkları gösteriyor. “Nabza göre şerbet”çi şairler, okur avcılığı için bu tür bir strateji geliştirmiş olabilirler, bilemiyorum; dünyada yazılan her şiir yine dünyanın her yerinde aynı tatla okunabilir, seslendirilebilir. “Doğu’da mesele şiiri, Batı’da aşk şiiri” değil amaç. Elbette acıları olan insanlara sadece kuştan, ağaçtan söz etmek de vurdumduymazlık ve aymazlık. Dengeli okumalar, paylaşımlar zor günlerin şiirle teması için soluklanma, paylaşma alanları açıyor. Şairin yol göstericiliğe, kurtarıcılığa soyunması saçma çünkü - şair bütün olup biteni gördüğünü, kelimelere aktardığını okura hissettirdi mi zaten bağ kuruluyor.

“Umuttan nefret ederim” diyorsunuz kitabınızda ve sürekli bir umutsuzluk denizinden sesleniyor gibisiniz. Yeni aşklara, gelecek güzel bir akşama dair bir umut yok mu hiç?
Yarın için umuda ihtiyaç yok ki; yarın için kararlılığa, ideale ve hedefe ihtiyaç var. Yenmek veya yenilmek için yaşanmıyor, yaşanmamalı da; hayat üzerinde iktidar inşası bozguna uğramak demek bence. Kendi doğallığınızı kendi uygarlığınız olarak koruma altında tutabilir, geliştirseniz mutluluğun kişiye özel elde edilmeyen, ortak üretilen bir his olduğunu anlıyorsunuz. Umut eden insan tembelliğe alışır; sadece umar. Örneğin “Ben bir gün şiir yazmayı umuyorum” deseydim bu kitaplar olmayacaktı.

“Her Şey Ayrı Yazılır”da, “Bir kütüphane eşelenebilmelidir” diyorsunuz. Sizin kütüphanenizde nasıl bir düzen var? Enis Batur’un “Kitap Evi” kütüphanenizde nerede duruyor mesela?
Eşelemek fiilini iki anlamda kullandım: Diplere doğru inerek bir şey bulmak ya da yine aynı derinliğe bir şey saklamak için kazmak. Kimsenin bu yol haritasını fark edememesi için de gizli bir düzeni vardır kütüphanemin; onun labirentinden ancak ben çıkabilirim. Sanırım çoğu kişi böyle bir dağınıklığın sistemini geliştirmiştir raflarda. Yer darlığı nedeniyle çift sıra kitap dizili kütüphanemde; Enis Batur önlerdedir hep, çünkü arkasındaki deneme ve felsefe kitaplarını koruması gerek.

Kitaplarınızı ödünç verir misiniz?
Siz sevgilinizi bana ödünç verebilir misiniz? Özel ilişkim olan hiçbir şeyi, hiçbir insanı ve imgeyi ödünç veremem. Ama benden vazgeçtiyse şüphesiz gidebilir. Hatta ben yolcu ederim.

“Her Şey Ayrı Yazılır”, her bölümü merakla, keyifle okunan bir kitap olmuş. Okurlarınıza okuma önerileri de veriyorsunuz ve hatta birkaç yöntemden de bahsediyorsunuz. Denenmesi gereken okuma çalışmaları... Siz aynı anda birkaç kitap mı okuyorsunuz?
Teşekkür ederim. Uzun zamana yayılan bir çalışmayla ortaya çıktı bu kitap; avantajı üst üste yazılmamış denemelerden bir denklem çıkartma şansı edinmem. Okuduğum, izlediğim, gözlemleyebildiğim ve en önemlisi yaşayabildiğim ne varsa hepsinden harmanlanması. Sırf okuma etütlerinde değil, aklınıza gelen tüm eylemlerde bir dikkat sıkıntısı çektiğimden tek tek yerine topluca azar azar yapmayı tercih ediyorum. Bir saat içinde savaşıyor, okuyor, film izliyor, sevişiyor ve ev işleriyle uğraşıyorum. Bende frekans yakalamak o nedenle zor; belli bir ritim, belli bir tekrar korkutucu.
İsimlere otosansür

Kitabınızda, kitaplarınızın isim öykülerine yer vermişsiniz. Bu öyküler hakikaten çok hoş ve gülümsetiyor insanı... Hepsinin böyle hikâyesi var mı? İsim bulmakta zorlandığınız kitaplarınız da oldu mu?
Olmaz mı? Ama sanmayın ki tereddüt, etkileyicilik düzeyi gibi entelektüel kaygılar. Tam tersi, otosansür. Bana kalsa ne isimler koyardım kitaplarıma da, coğrafyamız el vermiyor.

Edebiyatçılardan, hep edebiyat konuşmaları beklendiğinin sıkıcılığından bahsediyorsunuz. Edebiyat dışında ilginizi çeken konular nelerdir?
Faşizm, istismar ve baskı dışında her şeye ilgi duyarım.

Refik Durbaş, Güven Turan’ı yağmur ormanı olarak tanımladığınız bölüm müthiş. Edip Cansever’i nasıl tanımlardınız?
Onlar benim büyük şairlerim; Edip Bey’in yeri ise bambaşka. Bazen bir şehir çetelesi, bazen bir kabile büyücüsü, bazen sonsuzluk temsilcisi. Aynı ruh durumu İlhan Berk’te de yakalanabilir. Anlatılabilen insanlardan değil onlar, içine sarktığınız kuyulara benziyorlar.

Rüzgârdan farkımız yok dokunup geçiyoruz

Kitabınızda, yazarların kitaplarına belli belirsiz girip çıkan bir karakterden bahsediyorsunuz. Muhtemelen kitabınızı okuyanlar burada tabir ettiğiniz kahramanı okuduklarında pek çok kitapta, filmde keşfe çıkacak. Sizin de bu kitabınızda detaylıca anlattığınız Fransız delikanlı, biraz Ferzan Özpetek’in “Cahil Periler” filminde bahsedilen duruma benziyor sanki. Hayatımızdan bir anda gelip geçen insanlar... Sizde bıraktıkları etki nedir?
İcat ettiğimiz kahramanlarla hayatımızı temize çıkartmayı seviyorsak herkes bir gün birbirine uğrayacaktır. Samimi söylüyorum, rüzgârdan farkımız yok; dokunup geçiyoruz. Dokunup geçiyorlar. Hatıra kabullendiğiniz tüm buluşmalar bazen iz, bazen ipucu, bazen delil. O size kalmış.

Çok yakınlaşamadığınız, hep bir mesafe hissettiğiniz kişiler olduğundan söz ediyorsunuz. Sizin “Bir süreliğine katlanma inceliği” gösterdiğiniz kimse var mı?
Siyasetçiler.

Şiirleriniz arasında 15 Temmuz darbe gününde ve ertesinde yazdığınız şiirler de var. Sanatçıların yaşadıkları dönem elbette eserlerine yansıyor. Gelecekte arkamıza baktığımızda günümüze ilişkin sanat dünyasında neler bulacağımızı öngörüyorsunuz?
Atom bombası sonrası Hiroşima’da ne bulunduysa üç aşağı beş yukarı aynı şeyler bulunabilir.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam