VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Kasım 2014 Cuma | Anasayfa > Haberler > Yasak aşkların, şövalyelerin ve ejderhaların binaları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yasak aşkların, şövalyelerin ve ejderhaların binaları

Bir dönem Fransız Arkeoloji Derneği başkanlığını yapan, inşaat mühendisi, yazar Jean Mesqui hayli ilginç bir kitaba imza atmış: “Savaştan Barışa Şatolar ve Kaleler.” Ortaçağ’ın en büyük simgelerinden olan şatoların mimari ve kültürel tarihini ele alan kitap, aynı zamanda birbirinden ilginç ve merak uyandıran hikaye ve bilgiler de içeriyor

SAFFET EMRE TONGUÇ


Benim işim seyahat etmek. “Yanına alacağın üç şey?” gibi klasik anket sorularına verdiğim ilk cevapsa kitap! Ortaçağ sadece işim olduğu için merak ettiğim bir zaman dilimi değil. Her ne kadar karanlık sıfatıyla birlikte anılsa da değişim, gelişim ve insanoğluna açtığı yollarla da ilgimi çeken bir dönem. Benim gibi Ortaçağ meraklılarına önerebileceğim bir kitap var elimde. Hem yazarı hem de içeriği bakımından konuya kaynak kitap oluşturacak zenginlikte.
Jean Mesqui bir inşaat mühendisi aslında. Mesleği gereği yollar ve köprüler üzerinde çalışmış. Ancak hayatı sınırlı tutmayan bir yapısı olmalı ki Mesqui aynı yıllarda çalışmalarına paralel yürüttüğü tarih ve arkeoloji araştırmalarını edebiyat doktorası ile de taçlandırmış. Bir dönem Fransız Arkeoloji Derneği Başkanlığı’nı da yürüten yazar, feodal mimari ile de yakından ilgilenmiş ve bu konuda onlarca makale ve kitaba imzasını atmış.

“Talihin yüzüne güldüğünü gören Arnoul d’Ardres bataklığın ortasında, bölgeye hâkim, savunma öğeleri ve mazgal siperleriyle çevrelenmiş, ‘kale burcu’ da denilen, olağanüstü yükseklikte bir yapma tepe inşa ettirdi. Bu ‘burcu’ kullanışlı köprüler, kapılar ve yapılarla bezedi”. Kitabına Lambert d’Ardres’in XI. yüzyıl ortalarındaki vakayinamesinden bu alıntıyla başlamış Jean Mesqui. Böylece daha ilk satırlarda sonraki sayfalarda karşılaşacağınız sürprizlerin ve akıcı anlatımın da sinyalini vermiş.

ŞİFRELER, GİZLİ GEÇİTLER

Hadi itiraf edin, ne zaman Ortaçağ denilse ya da şatolardan bahsedilse hemen herkes gibi aklınıza romantik aşk hikâyeleri, günümüzde sıklıkla rastlayamayacağınız zarafette, eteklerini uçuşturarak yürüyen kadınlar ile cesur ve şövalye ruhlu kibar erkekler gelir. Üstüne yeraltındaki gizli geçitleri, zindanları ve işkence odalarının tatsız görüntülerini de ekleyin. Var olmasalar bile hayal dünyasının en ilgi çeken yaratıklarından olan ejderhaları da unutmayın.


Bir Hollywood yapımında rahatlıkla yer alabilecek bu tarz resimler geçer gözlerinizin önünden. “Savaştan Barışa Şatolar ve Kaleler” adlı eserindeyse Jean Mesqui Ortaçağ meraklılarına gerçeği, yalnızca gerçeği anlatmak üzere çıkmış yola. Kitapta Ortaçağ’a dair bütün efsaneler ve romantizm elbette var ama insanoğlunun en önde gelen korunma içgüdüsünün, ihtişam düşkünlüğünün, hırsının ve güç gösterilerinin de o dönemin şekillenmesinde en önemli rolleri paylaştığı yadsınamaz biçimde vurgulanmış. Yine de efsaneleri ön plana çıkardığınız için kendinize çok yüklenmeyin. Kitabı okuduğunuzda Jean Mesqui’nin şato veya kale kavramında öne çıkan hayal gücünün sadece bugüne özgü olmadığının, eskiye ait belgelerde de sıkça rastlandığının altını çizdiğini göreceksiniz.

Verdiği örnekler, mimari planlar, tasvirler, resimler ve illüstrasyonlar kitabın anlatımını zenginleştirmekle kalmıyor, merakı ve okuma isteğini de kamçılıyor.

Son derece gerçekçi davrandığı ancak insana dair duyguları aktarmaktan da kaçınmadığı eserinin ilk bölümünde Mesqui, biraz da inşaat mühendisi olmasının etkisiyle olacak, şatoların yapılış amacı, teknik detayları ve askeri özellikleri üzerinde durmuş. Kuru ve mesleki bir anlatım bekleyenler şaşırmaya hazır olsunlar.
X. yüzyılda ortaya çıkan derebeylik sistemi ile birlikte yapma tepelerle başlayan ve yüzyıllar içinde değişen şato ya da kale olgusunun şifreleri, temsil ettikleri, ayrıcalıkları ve mutlak değişmezleri ile karşılaşacak, gerçek hikâyelerden örnekler okuyacaksınız. Günümüz insanından yansımalar bulmaksa kitabın şaşırtıcı ama aynı zamanda da ürpertici özelliklerinden biri. Önceleri ahşaptan, sonraları taştan ve bir başkule hâkimiyetinde inşa edilen şato modellerinin tüm Avrupa’ya yayılması, kültürel farklılıklar, kişiler arası güç savaşları ve saray entrikaları da bu bölüme renk katan detaylar arasında.

ROMANTİK VE DRAMATİK HAYALLER

Zaman geçtikçe değişen ihtiyaçlar, farklılaşan anlayışlar, günümüz deyişiyle modasının geçmesi şato yapımından uzaklaştırmış insanları. “Ortaçağın sonundan itibaren şato ve kalelerin gitgide gözden düşmesi sonra da yıkılması, onların nasıl bir düzen ve işleyiş içinde olduğunu anlaşılmaz hale getirdi” diyor yazar. Belki de bu yüzden ortaçağ şatolarının inşa edilmesinin üstünden zaman geçtikçe simgeselliğin ya da somut özelliklerin yerini efsaneler almış. İnsanları en fazla heyecanlandıran, ortaçağ mimarisini tanımaya ve anlamaya yönelten efsaneler dördüncü bölümde çıkıyor karşımıza. XVIII. ve XIX. yüzyıllar insanların azametli görüntüleriyle şatoları yeniden keşfettiği ve onların büyüsüne kapılıp efsaneler meydana getirdikleri bir zaman dilimi olmuş. Bunu “Ortaçağ toplumunun ve anıtsal yapıtlarının anlaşılmaması, bunların “insana özgü” olduğunun kavranamamasına” bağlamış Jean Mesqui. Folklora özgü popüler görüntülerin zihinlere yerleştiği bir dönemmiş. Fransız Devrimi’nin bu eğilimi daha da arttırdığı bu döneme ait romantik ve dramatik hayallerden oluşan öykülerden örneklerle de açıklamasını desteklemiş. Yeraltı yollarının beslediği hayalgücü sayesinde ortaya çıkan “esrarlı şato” kavramı günümüze kadar ulaşmayı başarmış. Herkesin ilgisini çeken ve rehberlerin anlatmaktan keyif aldığı şatoların altında bazen onlarca kilometreyi bulan dehliz hikâyeleri, bu dehlizlerdeki saçı sakalı ağarmış ihtiyarlar ve hatta yeraltı şatoları yani kısaca modern efsaneleri de bulacaksınız kitapta.


Kuyulu zindanlar ve kızgın yağ hakkında anlatılanlar da var. Öte yandan işin gerçeği de unutulmamış elbet. Efsanelerin ve bilimsel gerçeklerin yan yana verilmesi şiirsel bir romantizmi yok etmemiş, aksine onu realizmle bir araya getirerek bir dinamizm yaratmış. Dekoru şatolar olan film sahnelerini bir kez daha düşünmek ise kaçınılmaz sonuç. Adalet kavramı mı? İşte onun her dönemde sorgulandığını görmek bu kitabın sadece geçmişi anlatmadığının da bir göstergesi.

Her ne kadar tarihi ve bilimsel bir çalışma olsa da bu eseri kolay okunabilir kılan özellikler var. Yazarın üslubu ve çevirmenin başarısı yanında okunulanı daha anlaşılır hale getiren terimler sözlüğü de kitabın sonunda yer alıyor.

KİTAPTAN...
Hiç silinmeyen ve hep var olan efsanelerden biri de yeraltı yoluna ilişkin olandır, oysa Ortaçağ hep yukarı doğru çıkan öğelerin statü rolünü ön plana almıştır. Yaşanan gerçeklik bir efsaneyi, halkın hayalgücünün yarattığı bir hikâyeyi öne çıkararak yok olup gitmektedir. Rehberlerin anlattığına bakılırsa hangi şatonun altında bazen onlarca kilometreyi bulan dehlizler yoktur ki? Geleneksel olarak bilinen hangi yeraltı yolu kötü bir rastlantıyla yıkılıp artık tanınamayacak hale gelmemiştir ki? Hangi dehliz hakkında, saçı sakalı ağarmış bir ihtiyar, atalarından birinin tüneli baştan sona geçtiğini anlatmaz ki? Şatoya ilişkin en çok rastlanan modern efsanelerden biri budur, gerçeklikten kuşkusuz en uzak olan da budur. İnsanların, her çağda, yükseltilecek yapılara malzeme sağlamak ya da sıcaklığı değişmeyen depolama mahzenleri inşa etmek amacıyla yerin altına sayısız çukur açmasından doğar bu efsaneler. Yeraltı yolu çoğu durumda sadece bir mahzendir. Ortaçağ şehirlerinin birçoğunda olduğu gibi mahzenlerden oluşan bir ağ da olabilir.

Yüzyıllar boyunca açılan bu çukurlar, ister taşocağı, ister mahzen olsun, en sonunda birbiriyle birleşmiş, aralarında bağlantı kurulmuş, bunlar karışık bir yumak gibi birbirine karışmıştır. Ne var ki Ortaçağ simgeselliğinde kurtarıcı dehliz hiç varolmamıştır; bu, romantik edebiyatın bir uydurmasıdır.

Öyleyse köşeye kıstırılan savunmacılara son kurtuluş yolu olduğu sanılan bu düzenek hiç kullanılmamış mıdır? Yanıt kuşkusuz olumsuzdur, Ortaçağ çok daha pragmatikti ve çağımızdakinden daha da uzaktı duygusallıktan.
Yeraltı yolunun işlevselliğinin somut bir tarafı yoktu: Kurtuluş/ kaçış yolu olan bir dehlizin yararlı olabilmesi isteniyorsa, kuşatılan yapıların bulunduğu çevrede kapalı kalma tehlikesine düşmemek için, dehlizin yerüstüne açılan ağzının başlangıç noktasından epeyce uzak olması gerekirdi.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam