VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Yaşamın kıyısında bir hayat...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yaşamın kıyısında bir hayat...

Bu yıl Türk edebiyatının çok genç yaşta yitirdiği özgün yazarlarından Tezer Özlü’nün ilk kitabı “Eski Bahçe”nin yayımlanışının 40’ncı yılını Yapı Kredi Yayınları özel bir baskı hazırlayarak kutladı. Bu vesileyle Türk edebiyatının lirik prensesi Tezer Özlü’yü analım istedik.

GÜLÇİN AVUL


Tezer Özlü 9 Eylül 1942 yılında -çok sevdiği yazar Pavese ile aynı gün- Cumhuriyet’in ilk yıllarında büyük eğitim seferberliği içinde öğretmen olmuş, İstanbul’u bırakıp gençleri eğitmek için Anadolu’ya giden idealist bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelir. Çocukluğu Anadolu’da Simav, Ödemiş, Gerede gibi kasabalarda geçer. Gençliği İstanbul’da, bir dönemi Ankara’da, sonraki yıllarını ise Berlin, Paris ve Zurich’de geçirir. Tüm bu şehirler bir kimliğe bürünür onun kitaplarında. Avusturya Kız Lisesi’nde okur. Almanca ikinci ana dili olur. İkinci kitabı, ilk romanı 1983 yılında Marburg Ödülü Kazanan ‘Bir İntiharın İzinde (Auf den Spuren eines Selbstmords)’yi Almanca yazar. Kitabı 1984 yılında dilimize “Yaşamın Ucuna Yolculuk” adıyla kazandırır.

Özlü’nün yazım sanatını anlatabilecek en temel tanım “doğallık”tır. Kitapları olduğu gibidir. Tezer Özlü’yü Tezer Özlü yapan da bu “olduğu gibilik”tir. Belli bir yazın tekniğinden uzak anlatımı ile okuyucuyla samimi ve içten bir bağ kurar. Kısa, zaman zaman tek kelimelik, yapmacıklıktan ve şatafattan uzak cümleleri ile öfkeyi, sevinci, direnci/dirençsizliği, çığlığı ve sessizliği okuyucuya yaşatan, güçlü bir kalem olmaya çalışmadan güçlü bir kalem olmuş bir yazar Tezer Özlü. Bir kitap yorumcusu için bazı kitaplar vardır ki yazıyla o kitapları ne kadar tasvir etmeye çalışsak eksik olur. Özlü’nün kitapları da bir yorumcu için bu kitaplardandır. Tasvir edilmeleri zordur. Okunması, yaşanması gerekir.

Hiçbir kurala uymazdı
Türk edebiyatının lirik prensesi… Türk edebiyatının nostaljik prensesi… Türk edebiyatının gamlı prensesi… Tezer Özlü bunların hepsi ama en çok da “Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne (…) medeni durum’ dediğimiz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak, ya da sayılmak benim gerçeğim değil.” diyebilen edebiyatın asi özgür prensesi. Tezer Özlü çok kısa hayatında hep özgür olmak, yaşadığı büyüdüğü evlerden, yaşadığı kentlerden gitmek, kaçmak ister. 1980 yılında yayınlanan ilk romanı “Çocukluğun Soğuk Geceleri”nde “Pazar günleri… Şimdilerde… Sokak aralarından geçerken… gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim… evlerin pencere camları buharlaşmışsa… odaların içine asılmış çamaşır görürsem… bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek... İsterim hep.” diye yazacaktır. Alman edebiyatı eleştirmeni Ingrid Heinrich-Jost’a bir söyleşi sırasında şunları söyler: “Dört bin nüfuslu bir Anadolu kasabasında dünyaya bakmayı öğrendim. Altı yaşındaydım. Dünyanın sonsuz büyüklüğünü hissettim ve gitmem, çok uzaklara gitmem gerektiğine inandım…” Yine “Çocukluğun Soğuk Geceleri”nde “Bir şeylere açılmak, bir yerlere koşmak, dünyayı kavramak istiyorum. Dünyanın bize yaşatılandan, öğretilenden daha başka olduğunu seziyorum.” Kız kardeşi Sezer Duru, “Tezer Özlü’ye Armağan” derlemesinde “Kurulu düzenin öngördüğü hiçbir kurala uymazdı.” diye bahsedecektir kardeşinden. Almanca aslından çevirerek dilimize kazandırılan “Zaman Dışı Yaşam”da “Benim en büyük mutluluğum her şeyden kaçmak. Her şeyden. Tüm çocuklardan. Tüm acılardan. Tüm sevgilerden. Tüm orgazmlardan. Tüm gecelerden. Tüm günlerden. Her hilal aydan, her ülkeden. Ben her gece ölüyorum. Her sabah yeniden canlanıyorum. Her yirmi dört saatlik zaman dilimi hem ölüm hem yaşam aynı zamanda…” der Özlü.

Tezer Özlü’ nün kitaplarında ölüm ve yaşam iç içedir. Ölümün peşini bırakmadığı bir kadının yaşama isteğini, yaşamı, yaşamın güzelliklerini ölümü yazarak anımsatan, hatırlatan, yaşamayı ölümle anlatan bir yazar Tezer Özlü. Okur Tezer Özlü’ nün insanın içine işleyen, hayata acı bir perspektiften bakarak ölümü anlattığı pasajlarını okurken yaşamın güzelliklerini hatırlar, sıkı sıkıya o güzellere bağlanmak ister ve Tezer Özlü ölümü yazdıkça, okur ölümü okudukça yaşamak ister, yaşama telaşına düşer tıpkı yazarı Özlü gibi. Özlü ikinci romanı /anlatısı 1984 yılında yayınlanan “Yaşamın Ucuna Yolculuk” kitabında yazdığı gibi ‘Doyum içinde ayrılacağım sandığın bu yaşamdan, zaman zaman algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılmayacaksın. Hiç yaşanmamış gibi. Doymak mümkün mü?” Özlü yaşama doymayan, içinde daha da yaşamak isteği olan bir yazar. “Çocukluğun Soğuk Geceleri” kitabında “Caddelere çıkmak, doymak bilmediğim sokaklara bakmak, yeni köşeler keşfetmek, yabancı insanları sevmek, doyumsuz yaşamı gözlerimden yüreğime indirmek istiyorum.” dediği gibi.
Özlü neden yazdığını da Cesare Pavese “Yeni Ay” romanından alıntıladığı şu cümle ile açıklar; “İnsanın konuşmak için konuşmadığını böylece öğrendim, ‘bunu yaptım’, ‘şunu yaptım’, ‘yedim, içtim’ demek için konuşmadığını, aksine kendi yaşam görüşünü geliştirmek, bu dünyada neler olup bittiğini kavramak için konuştuğunu.” Bir cümle de kendi ekler “Yaşamla ve ölümle hesaplaşmak için yazıyorum.” Edebiyat ise Özlü için “Yeryüzüne dayanabilmek için” dir. Özlü, bu yeryüzüne dayanabilme çabasında en büyük gücü en sevdiği yazarlardan olan Franz Kafka’dan alır. Özlü Ankara’da yaşadığı yıllarda Kafka ile uzun uzun uğraşır. Hastalanması da o döneme rastlar. Ona manik depresif tanısı konur. Kardeşi Sezer Duru’nun Tezer Özlü’ ye Armağan derlemesinde bu hastalığın her zaman çevresindeki insanlardan darbe yediğinde, ona yapılan haksızlıklara dayanacak gücü kalmadığında, toplum büyük olaylara gebe olduğunda, insanların öldürüldüğü, işkence gördüğü zamanlarda depreştiğinden bahseder. Ülkede yaşanan siyasal çalkantılar onu yıpratırcasına üzer, Sezer Duru, Özlü’ nün hastalanmasının sebebini bu üzüntülere bağlar. Tezer Özlü “Çocukluğun Soğuk İzleri” romanında tedavi gördüğü kliniklerde karşılaştığı utanç verici haksızlıklarından söz ederken okuru cam kırıkları üzerinde yürütür.
Özlünün yaşamı yazıları, yazıları da yaşamıdır. 1986 yılında henüz 43 yaşında iken Zurich’de ‘Beni yalnız bırakma’ dediği kocası Hans Peter’ın evde olmadığı 18 Şubat günü hep kıyısında yaşadığı, yaşamaya doyamadığı hayata veda eder, tek başına.

Doyum içinde ayrılacağımı sandığım bu yaşamdan, zaman zaman algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılmayacaksın. Hiç yaşanmamış gibi. Doymak mümkün mü?” (Tezer Özlü, “Yaşamın Ucuna Yolculuk”)

Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam