VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Yaşar Kemal destanın bizzat kendisidir!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yaşar Kemal destanın bizzat kendisidir!

Son kitabı “Bir Ada Hikâyesi 4/ Çıplak Deniz, Çıplak Ada” elimize geçeli henüz birkaç gün oldu..

Selahattin Duman

Son kitabı “Bir Ada Hikâyesi 4/ Çıplak Deniz, Çıplak Ada” elimize geçeli henüz birkaç gün oldu.. Okura kitabın müjdesini vermek de gazetede bana düştü.. Burada kalkıp da Yaşar Kemal’in son romanı üzerine “lise edebiyat öğretmeni” kıvamında değerlendirme yapacak değilim.. Haddimi bilirim..

Burada okuduğum, tanıdığım Yaşar Kemal’den söz edeceğim.. Van’ın fukara bir köyünden çıkıp Çukurova’da, Toroslar’da “söz izlerini” kovalayan, söylenip de yazılmamışı biriktiren, yüz insana yetecek kadar çok şey görüp dünyaya sığmayan Yaşar Kemal’in sırrına ulaşma çabasıdır bu..

azreti İsa’dan sonra üçüncü yüz yılda yaşamış olan Egeli tarihçi Oppianus şöyle buyurmuş:
“Hiçbir çile sünger avcılarınınkinden daha korkunç, hiçbir çaba onlarınkinden daha zor değildir..”
Bu laf bin yedi yüz yıl öncesinden çıkıp bugüne kadar nasıl geldi bilmiyorum.. “Kelamın zamana inadı..” diyelim bir soluklanalım..
Yaşar Kemal bizim süngercilerin hikâyesini görüp, yaşayıp, yazıp; bir röportajın içinde önümüze koyduğunda sene 1971’di ve biz onun sadece “İnce Memed”ini tanıyorduk..
Haksızlık sayılmasın.. “Tenekesi”ni, “Sarı Sıcağı”nı, bir de “Akçasaz’ın Ağaları” adıyla gazete tefrikası olarak önümüze gelen çalışmasını biliyorduk..
(Sonra “Demirciler Çarşısı Cinayeti” olarak romanlaşan bu “Akçasaz’ın Ağaları”, benim için Yaşar Kemal’in her daim birinciye gelen eseridir..)
Bugünkü kadar salmamıştık kendimizi ama o zaman da okuyan bir ümmet değildik.. Kulaktan dolma bilgiyi bir yerlerde “kulağı boş olanlara” sattın mı herkese yetiyordu.. Bir sonraki muhabbete bile artıyordu..
İnce Mehmet aşağı İnce Mehmet yukarı.. Bu huyumuz yüzünden Yaşar Kemal’in bu romanı yazarından önce marka oldu..
Tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar dediklerinde aklımıza “Huzur” ya da “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nün gelmesi gibi.. Sanki bu ikisini yazmış, saati durmuş..
Bir “Mahur Beste” romanının kaç kişi farkındadır acaba? Kestirmeci, kolaycı toplumda Yaşar Kemal’in de başına gelen budur..
Yaşar Kemal eşittir “İnce Memed”..
Kulağa çok kolay geliyor..
“Yaaa! Bir tane sıkı roman yazmış işte.. Aslında bakarsan benim hayatım da roman.. Üşenmeyip bir otursam masanın başına var yaa!”
HEM ÇÖLLERİN HEM
DENİZLERİN YAZARI
Yaşar Kemal’in denizle ne ilgisi var, demeyin.. O hem çöllerin hem dağların hem de deli deli akan sularla birlikte denizlerin adamıdır..
Onu yakından tanıyanlar denize olan sevdasının, coğrafyanın diğer parçalarından fazla olduğunu bilirler.. Yine de Yunanlı tarihçi ve yazar Oppianus’un sözünü ettiği deniz insanlarının gerçek resmini yazıyla çizmeye yetmez..
Oppianus’un süngercilerini, Sait Faik veya Cevat Şakir’in balıkçılarını tanımazsan, kaleminle kuş kondur, onları yazamazsın..
Yazarsın da arzuhal gibi olur..
Geleceğim yazının girişinde ettiğim 1971 yılı lafına.. Yaşar Kemal’in gazete röportajlarından oluşan kitaplarından birincisi “Bu Diyar Baştan Başa”dır..
Röportajlardan oluşan kitapların sayısı dördü bulunca, isimlerin yanına bir de rakam kondu.. Yıllar öncesinden başlayıp her birini ayrı ayrı okumuşum..
Okumuşum da ne olmuş? Samanın süngeri çoğunu aklımdan silmiş, unutmuşum..
Geçen yaz babamdan kalma kitapları didiklerken Bu Diyar Baştan Başa 1 elime geldi..
Önce biraz karıştırdım.. Gelincik Balığının yeme gelmesi gibi bir iki cümlesine atladım.. Gerisi geldi.. Kitap bittiğinde sabahın ışıkları odanın içindeydi..
1971’de Cem Yayınevi tarafından basılmış bir kitap.. İlk sayfasında ve her yirmi otuz sayfasında bir babamın yeşil mürekkepli mührü var..
Dr. Abdullah Duman..
Rahmetli en çok kitaplarının çalınmasından korkardı ve yeşil mürekkepli mührünü kitaplarına bolca basardı..
O mührün kitap hırsızları üzerindeki caydırıcılığına güveni büyüktü..
BİR DENİZ ADAMI
İşte o kitabı ikinci kez okuduğumda Yaşar Kemal’in süngerciler ile yaptığı bir röportaja rastladım.. “Süngerciler” başlığı ile yayınlanmış bir gazete röportajı bu kadar mı güçlü olurdu? Bu kadar mı destansı olurdu?
O röportajı yabancı dillere çevir.. Yaşar Kemal imzasını da kapat.. Edebiyatçılardan, sıradan insanlara kadar bir sürü deneğe okut..
Yazarı için cümlesi birden “Bu bir deniz adamı.. Ömrü denizlerde geçmiş biri..” diye yemin kasem eder..
Bir tanesinin aklına bile; o çiçeğin doğu coğrafyasının en çorak topraklarından birinde açtığı, kalem olup Toros Dağları’nda sivrildiği gelmez..
O röportajı tarihçi Optiamus’un kendisi okusa “Aha işte.. Benim de demek istediğim buydu ama bu kadar güzel anlatamadım..” derdi..
Elimin altında Yaşar Kemal’in son kitabı var.. “Bir Ada Hikâyesi 4 / Çıplak Deniz Çıplak Ada..”
Üzerine tek laf etmeyeceğim.. Şöyle iyi, böyle harika demeyeceğim.. Bir gazete yazısı üzerinden bunu yapmak Yaşar Ağabey’e saygısızlık olur..
Ben kimim ki onun kitabına not vereceğim? Kantara gelmez Yaşar Kemal’i elimde gezdirdiğim pazarcı terazim ile tartmaya çalışacağım..
Sadece okuruna haberini vereyim dedim..
Ada Hikâyeleri dört kitaptan oluşan bir seri.. Yukarıda adından söz ettiğim de serinin sonuncu kitabı, dördüncüsü, finali.. Ondan öncekileri hatırlatayım..
Bir Ada Hikâyesi 1 / Fırat Nehri Kan Akıyor Baksana..
Bir Ada Hikâyesi 2 / Karıncanın Su İçtiği..
Bir Ada Hikâyesi 3 / Tanyeri Horozları..
Yaşar Kemal tutkunları serinin dördüncü kitabını, yani finalini merakla bekliyorlardı.. İş biraz uzadı, Yaşar Ağabey biraz daha yaş aldı..
Ondaki inadı, potansiyelin sonsuzluğunu bilmeyenler “Göreceksiniz yazmayacak..” deyip bahisçi arıyorlardı.. Hepsi geride kaldı..
Kitap artık elimizin altında..
ŞANSLI BİR ADAM..
Bi-Hikmet’i Müteâl veya hasb-el kader, gazete üzerinden, köşe yazarı esnafı arasına girmiş biri olarak Yaşar Kemal konusunda “okuyucusu olmaktan başka..” üç kere şanslıyım..
Onunla aynı zamanda yaşadığım için şanslıyım..
Onunla kısa da olsa aynı gazetede çalıştığım için şanslıyım..
Onu yakından tanıdığım ve “Ulan eşekoğlueşek..” diye başlayan hitaplarını bolca duyduğum için şanslıyım..
HHH
Tam kestiremiyorum.. Dokuz, on yaşında mıydım yahut biraz fazlası mıydı? Bizim eve Abdi İpekçi’nin Milliyet gazetesi girerdi.. Tercüman’ı da komşuyla değiş tokuş yaparak okurduk..
Milliyet’te büyük bir kampanya ile Yaşar Kemal’ın bir romanı tefrika edilmeye başlandı.. Tefrika dediysem, kenara köşeye sıkıştırılmış köşe içinde değil..
“Akçasaz’ın Ağaları..”
Tam sayfa.. Üstelik gazetenin ressamlarından biri o röportaj için hergün üç dört resim çiziyordu.. Anam hergün gazeteyi asker yolu gözler gibi bekliyordu..
Ben ise daha çok eli tüfekli, göğüsleri çapraz fişeklikli adamların temsili resimleriyle ilgileniyordum.. Yaşar Kemal adı bende Namık Kemal gibi ders kitaplarına özgü bir figür çağrıştırıyordu..
Sonda o “Akçasaz’ın Ağaları” yeniden elden geçirildi, genişletildi ve “Demirciler Çarşısı Cinayeti” adıyla romanlaştı..
Tefrikasının anamı çarptığı gibi, romanı da beni çarptı.. Ne şanslıymışım?
GÜZEL BİR ADAM..
Yaşar Kemal “Bir Ada Hikâyesi” dörtlemesinin üçüncü kitabını bir yaz günü bitirdi..
Zülfü Livaneli’ye misafir gelmişti, onun yazlığında bir aya yakın kaldı ve çalıştı.. Kitabı bitirdikten sonra İstanbul’a üçümüz beraber döndük..
Zülfü geceden uykusuz, kullandığın arabanın arka koltuğunda uyuyor ben de yanımda oturan Yaşar Ağabey ile muhabbet ediyorum..
“Selo..” dedi.. “Biliyor musun, benim dayım eşkıyaydı..”
Ne düşündüm, ne cevap verdim hatırlamıyorum ama arka koltukta yarı uykulu Zülfü Livaneli duymuş, o hatırlıyor..
“Hadi yaaa!” demişim.. “Valla abi ben senin dayını Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda kontrbas çalıyor zannediyordum..”
Yatılı okul çocuğu neş’esi ile uçağa bindik..
Onların yeri Birinci Sınıf’ta benimki ekonominin birinci sırasında.. Hosteslerin aradaki perdeyi kapatması da neş’emizi kesmedi..
Dakikada bir perdeden kafamı birinci servise uzatıp “Yaşar Abiii.. Portakal suyunu dağıttılar mı?” diye bağırıyordum.. Millet kahkahayı basıyordu..
Uçak havalandıktan sonra yerini terk edip geldi, yanıma oturdu..
“Eşeğin sıpası, senin yüzünden orada oturmaya utandım..” dedi.. Ne şanslıyım?
DOLU DOLU ADAM..
Her zaman tekrarlamaktan zevk aldığım bir lafım var.. Yazarlar üzerine.. Biri iyi yazarın ne olduğunu sorarsa hemen yapıştırırım..
“Bir yazar, ne biriktirirse onu yazar..”
Cihangir, Nişantaşı, Beyoğlu üçgenine sıkışmış biri de yazı yazabilir ama “Yalnız bir kadının bunalımı..” ötesine gidemez..
Yaşar Kemal’in hayat serüveni bir yazarın isteyebileceği her şeyi önüne koymuş..
Irgatlık, ırgat kâtipliği, traktör sürücülüğü, çeltik tarlası kontrolörlüğü, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, gazetecilik yapmış..
Ergenlik yaşlarında halk ozanlarının izini sürmüş, peşlerinde dolaşmış, cönklerini kâğıda dökmüş.. Toros göçerleri ile iç içe olmuş.. Açlıktan köy basan birkaç bin kişilik çocuk sürülerini görmüş.. Kan davasına babasını kurban vermiş..
Cinayetlere tanık olmuş veya yakınlarını dinlemiş.. Orman yangınlarının içine dalmış..
Mağara insanlarıyla yaşamış.. Süngercilerle, balıkçılarla deryanın ortasında somun paylaşmış..
Tutuklanmış, itilip kakılmış, hapisler görmüş..
“Bu Diyar Baştan Başa”nın birinci cildinde anlattığı bir kaçakçılık hikâyesi vardır.. Sinema filmi yapılası bir serüvendir..
Bir röportaj uğruna kendine kaçakçı süsü verip, bu işi yapanlarla Suriye sınırını geçer.. Askerin kaçakçılar için kurduğu pusunun ortasında kalır.. Kendi kaleminden birkaç satır okuyalım:
“Duadan sonra bindik atlara.. Atlar kuş..
Gecenin karanlığı.. Atlar uçuyor.. O yük altında nasıl gidiyorlar?
Tam kulağımın dibinde bir kurşun, sonra gökyüzü alev, ateş kesildi.. Kurşun kum gibi kaynıyor.. Bir baktım yanıma, yönüme.. Arkadaşlardan kimse kalmamış.. Ben de çevirdim makineli tabancayı..
At şahlanır, kurşun su gibi akar.. Gökyüzü kızıl ateştir.. Bir sağa bir sola.. Yarılmaz bir çember bu kurşun seli.. Arkadaşlar nerede?
Ha şimdi vuruldum ha vurulacağım.. At bir tökezledi, hemen kalktı.. Ben de kestim kurşunu.. Bir yer var, açık bir yer.. Arkamı sarmamışlar.. Bir tarattım.. Sonra doldurdum atı.. Huduta..”
Bu nasıl bir söz ustalığıdır ağam?
Sorum basit.. İspanya iç savaşı görmüş Ernest Hemingway dahil hangi uluslararası yazar böyle bir şey yaşamıştır? Adını söyleyin ben de Yaşar Ağabey ile kıyaslayayım..
HHH
Yaşar Kemal’in söz ustalığının sırrı; Toroslar’da halk ozanlarının izini sürdüğü, oba oba, köy köy, mezra mezra dolaştığı yıllardadır..
Çukurova dediğin zaten ceketinin cebi..
O cönklerden çıkan bir de kitabı var ki sözlü anlatımın belki son kalesi..
“Sarı Defter..”
O kitabın eski baskılarından biri elinize geçerse (Belki yeni baskısı da vardır) ozanların ciğerinden çıkan o lafları gönlünüzde tartın..
“Ak göğsün üzerinde çakır dikeni.. / Bitmeyince gönül yardan ayrılmaz..” lirizmi bugünkülerin elinden çıkmaz..
Ya da “Çukurova yana yana ört olur.. / Her sineği bir alıcı kurt olur..” mısralarındaki tarifi Google’da bulamazsınız..
“Sarı Defter”in yüklendiği bu lirizmi Yaşar Kemal yıllarca belleğinde yük gibi taşıdı, aklında yıllarca hamur gibi yoğurdu..
Çerçeveli masal, dudak değmez mani, gülbank, hoyrat.. Modern edebiyat dediğin çoğunun mânâsını bile bilmez..
Böyle bir hazinenin üzerine bir de Yaşar Kemal’in hüda-i nabit yeteneğini koyun.. Bilmeceyi çözersiniz..
Bir kez daha eline sağlık Yaşar Ağabey..
Çok yaşa sen bu toprakların dünyaya sığmayan büyük ustası..

Paylaş