VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Şubat 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > Yaşayanlardan ölülere yer kalmayan bir dünyada
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yaşayanlardan ölülere yer kalmayan bir dünyada

Ölüm üzerine düşünmenin, hayat üzerine düşünmeyle olan bağlarına dikkatle eğilen ve neredeyse cesedi değil ama, ölümü düştüğü yerden kaldırırcasına bir açıklık ve cesaretle sıratta ilerleyen bir kitap “Cesedi Nereye Gömelim.”

HAYDAR ERGÜLEN


Kitabı yolboyu okudum. Bazı demek isterdim ama, bazı değil ne yazık ki, çok az kitap vardır yolboyu okumak için. O kitapları okumak içinse yolun neresinde olduğunuz önemli değildir, okumak gecikme cezasını ortadan kaldırır. Zaten sonrasında da yol artık kitap olur ve her seferinde de ya o kitabın içinden geçersiniz ya da kitabı bir an bile hatırlamadan edemezsiniz.
Yolculuk dedim ya, öyleyse sürükleyici bir kitapla yoldaş olduğunuzu da söylemem gerek. Kitabı yazanla birlikte arayıp durmadasınız zira. Şair buna niyet etmiş midir bilmem ama, okuyucuyu da yola düşüren bir şey var bu kitapta. Herkes kendi akıbetini merak ettiğinden belki, belki bu sırlı serüveni bir kez de olsa yaşamak isteğinden, belki de ‘hayat’ hikayesini nasıl yazacağını bilemeyenlerin, doğru dürüst yazamayanların ölümde hayatın şiirini bulacağı inancından.

Yola çıkarken sebep çoksa, yol sürerken daha da çoğalacağına hiç kuşku yok. Kuşkunuz varsa bu
kitabı okuyun.

Ben okudum ve şairinin sorusunu ben de yineliyorum, peki “Cesedi Nereye Gömelim.” Bir şiirinin başlığıyla yanıtlayalım, “Cevap Verdiğini Görmedim Kimsenin”. Ben de yanıt olarak değil ama, yolboyunca aklıma gelenleri yazarak, Cevdet Karal’ın “Cesedi Nereye Gömelim” (Everest Y., Mayıs 2015) kitabı için gecikme cezamın silinmesini talep ediyorum. Elbette bir şiir kitabıyla yolculuk ederken, ona dair sözlerin, cümlelerin, görüşlerin kesinlik taşımadığı gibi, zaman zaman yenilenebileceğini, değişebileceğini de göz önünde bulundurmanızı isterim. Nihayet konuştuklarımız yol, şiir, kitap, hayat ve ölüm gibi içinde olduğumuz, içimizde olan şeylere dairdir.

Bir tür ‘distopya’ mı?

Ölüm üzerine düşünmenin, hayat üzerine düşünmeyle olan bağlarına dikkatle eğilen ve neredeyse cesedi değil ama, ölümü düştüğü yerden kaldırırcasına bir açıklık ve cesaretle sıratta ilerleyen bir kitap “Cesedi Nereye Gömelim.” Türk şiirinde insan üzerine düşünmenin son dönemdeki en yetkin örneklerinden biri. Karamsarlıktan çok yoğunluk. Belki de düşüncenin keskinliği, sürekliliği ve yoğunluğundan ötürü de bu hem kuvvetli bir biçimde toplumsal hem de alabildiğine bireysel çalışma, bir ‘distopya’ çalışması gibi görünüyor ilk bakışta.
Büyük ve kirli bir ‘opera’nın uğultusu sürekli duyulurken, bir yandan da Hulki Aktunç‘un romanının başlığı olan “Bir Çağ Yangını“ hissiyatı ve görüntüsü durmadan yineleniyor kitapta. Bu operada her şey insana çarpıyor ve insan da her belaya açık kılıyor kendini. Varlığını ve yokluğunu da.

Tanrı öldüyse...

‘Tanrı öldü!’ çünkü ‘insan öldü!’ denilen bir çağda, Tanrıyı ve insanı birlikte arayan bir şiir. Aramanın bulmaktan daha iyi olduğunu yalnızca ‘poetik’ olarak değil bir ‘yaşama bilgisi’ olarak da var eden ve sahiden de aramanın gerçekten bulmak olduğunu kavramış bir şiir aynı zamanda.

Tanrıyla kurduğu ilişki de yolculuğunun bir parçası. Ona dizeler armağan ediyor, şiirin ondan geldiği düşüncesiyle mısra-i bercestelerini onun için yazıyor. Tanrının, ne yapsalar, ne yazsalar şairlere kızmayacağını, onları kovmayacağını düşünüyor olmalı şair. “Tanrım, bugün seninle çarpışma günüm” ve benzeri dizelere güvenerek yazıyorum bunu.

“Sıfır İroni”

‘Güncel’e hiç temas etmiyormuş gibi görünen bu şiir, evet alıştığımız anlamda günün gelişmelerini özetlemiyor, sunmuyor, ama günün içindekilerle sürekli ve derinden ilgili tutumunu da hiç saklamıyor. Öyle ‘ciddi’ bir şiir ki, yalnızca gördüğünü ve gerçeği söylemeye yemin etmiş gibi. Bu yüzden de en küçük ‘ironi’si yok! Kim bilir belki de Osman Konuk’un kavramı ve kitabının adı olan “Sıfır İroni”nin gerçek halidir bu kitap, eksiksiz çeviri, ‘tam gerçek’. Neden? Çünkü insan sık sık kendisiyle ve tanıdıklarıyla karşılaşıyor kitapta. Mekan, anı ve zaman olarak da.

‘Didişen’ bir şiir değil

Varlığı, yokluğu, dünyayı bunca dert edinmesina karşın, ‘didişen’ bir şiir olmasını engelleyen bir söyleyişi, anlatımı ve ferahlığı var kitabın. ‘Sorgulayan’ bir şiir ama, daha çok da dünyaya ‘şaşıran’ bir şairin sorgulama hali diyelim buna. Peki bu ‘felsefi’ bir sorgulama sayılır mı? Sorgulama deyince, felsefi demek kavramsal bir alışkanlık. Şart değil. İnsani, varoluşsal ve her insanın farkında ya da olmadan yaptığı bu sorgulamaları, felsefeciler ve şairler, belki de en çok onlar yaptıkları için ‘felsefi’ ya da ‘ontolojik’ diyoruz. Fakat bu sorgulama aslında şiirin nedeni de sayılmaz mı? Şiirin nedeniyle insanın nedeninin aynı olduğunu gösteren sorgulamalardır bunlar bana kalırsa.‘Şaşıran’ bir şiir olmasına gelince; bu, şaire atfedilen klasik çocuk/su şaşkınlık değil, daha çok ‘sistemlerin insanlara yaptığı fenalıklar’ı sayıp dökerken, bunca kabalığa, kötülüğe, duyarsızlığa, şair de olsa o kabalık, kötülük toplumunun içindedir, onun bile şaşırma halidir. Hala şaşıracak bir şeyler olduğunu görmenin şaşkınlığıdır.

Konformizm eleştirisi

Kitabın tüm şiirlerinde yaygın biçimde mevcut olan konformizm eleştirisi, öte yandan insanın iletişim diye parça parça olduğu, dağıldığı ve hepimiz yaşarken gömüldüğümüz için yaşayanlardan ölülere yer kalmayan bir dünyada ölüm duygusunun hayattan çıkarılmasına, küçümsenmesine ve neredeyse ‘yaşam koçu’ gibi ‘ölüm koçu’nun da çıkacak olmasına temelli bir itiraz olarak da okunabilir.

Tragedya

Tragedyanın ‘hayatın anlamı‘ sorusuyla en keskin ve şaşmaz biçimde yüzleşen bir sanat olduğu tanımı yapılır. Kitabın sunusunda da yazıldığı gibi “Yoğunluk noktası değişkenlik gösteren bir tema ve olaylarla birçok karakter etrafında gelişen” bu şiirde, solo ve koro bölümler var. Tragedya akışında yer alan karakterlerden bazıları, örneğin ‘Karmen’, Cumhuriyet dönemi romanları ve filmlerinden çıkmış gibi, tıpkı Cansever’in ‘antikahraman’larından biri gibi yer alıyor bu şiirde. Edip Cansever’in Türk şiirinde ilk kez “Tragedyalar”ı adlı adınca da bir kitap olarak yazmış olması da, iki şair arasında kurulabilecek bir başka yakınlık, asıl yakınlık elbette ikisinin de birer ‘insan araştırmacısı‘ olması.Yapısal bütünlüğünün yanında etkisel bütünlüğüyle de, ‘klasik’ olarak okunmaya aday bir yapıt “Cesedi Nereye Gömelim.”


Paylaş