VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Nisan 2012 Pazartesi | Anasayfa > Çocuk > Yaşlı oldukları için yetişkinler daha zeki olduklarını sanıyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yaşlı oldukları için yetişkinler daha zeki olduklarını sanıyor

Gençlik edebiyatında başarılı bir isim olan Ömer Sevinçgül, yazdığı on dört kitapla gençliğinde sığınak kabul ettiği edebiyata borcunu ödüyor.

Canan Hatiboğlu

Genç okurlara kitap yazmak nasıl bir süreç?

Bence özel bir süreç... Kendine özgü zorlukları var. Muhatabı tanımak, anlamak gerekiyor. Bunun için ruhumdaki genci öldürmemeye, hep yaşatmaya çalışıyorum. İnsan biraz mazisi, biraz da hayalleridir. Her birey daha önceki kimliklerinin birikimidir. Matruşka gibidir bir bakıma... Kendinde daha önceki benleri gizlidir. Bebek, çocuk, ergen, genç vesaire... Kimi unutur bunları, sadece şimdiki yaşını yaşar. Bu nedenle anlayamaz bir ergeni, bir genci... Kimi unutmaz... Ben unutmamaya çalışanlardanım.

Bu süreçte en çok nelere dikkat ediyorsunuz?

İlkin, onları anlamaya, anlamak için de dinlemeye çalışıyorum... Kişiliklerine saygı duyuyor, bunu belli ediyorum. Bence her insan saygındır, yaşı ne olursa olsun. Bir yanılgı var ekser kimselerde. Daha yaşlı oldukları için daha zeki olduklarını sanıyor yetişkinler. Hiç de bile... On beş yaşındaki bir genç de elli beş yaşındaki bir kâhil kadar zekidir. Hatta öğrenme konusunda daha da zeki. Deneyimi azdır o kadar. Böyle inanıyor, bu bakış açımı kitaplarıma da yansıtıyorum. Muhataplarım bunu seziyorlar, daha çok açılıyorlar o zaman. Binin üzerinde mail arkadaşım var. Her sorunlarını açıyorlar bana...

Genç okurlara kitap yazmaya başlamaya nasıl karar verdiniz?

Kendimden yola çıkarak... Henüz on beş yaşımdaydım. Ergenlik heyulası bütün sıkletiyle üzerime çullanmıştı. Buhranlı zamanlarımdı. Kendimi tanımaya, yeteneklerimi keşfetmeye çalışıyordum. Yaz tatili başlamıştı. Beni dinleyecek, anlayacak, derdime çare olacak birilerini arıyor, bulamıyordum. Kısır bir dünyadaydım. Ruhumun feryadını işitecek kulaklar, emellerimi anlayacak akıllar, duygularımı hissedecek gönüller lazımdı bana. Bilgece tavsiyelere ihtiyacım vardı. Fakat yoktu öyle insanlar. Ben de yazarlarla arkadaşlık etmeye başladım. Kitaplar dostum, yoldaşım, sırdaşım oldu. Yanıma bir kitap alıyor, ıssız vadilere gidiyor, saatlerce okuyor, düşünüyordum... Yine böyle bir günümdeydim. Bir kitap okudum, etkilendim, hayatımla ilgili önemli kararlar aldım. Gölgesi çok uzaklara vuran bir ağaç gibi bu kitapta anlatılanlar da gelecekteki tüm hayatımı kapladı. "Bir kitap kendimi tanımama bu kadar yardım ediyor, hayatımı biçimlendirmemde bana yol gösteriyor, beni derinden etkileyebiliyorsa başkalarını da etkileyebilir. Madem öyle, ben yazar olmalıyım" dedim. Ve başladım yazmaya... Şimdi var gücümle on beş yaşındaki kendime, kendim gibilere yazıyorum. Edebiyata, kitaba olan vefa borcumu öder gibiyim bir bakıma.

Gençlik edebiyatı Türkiye’de kısıtlı çerçevede var olan bir tür… Sizce gençlik edebiyatının bizdeki geleceği ne? Nasıl gelişir?

Evvela şu "gençlik edebiyatı" terimine bir açıklık getirmek gerekirse bu terimin içinde üç türlü edebiyat var aslında. Gençler tarafından üretilen edebiyat, konusu gençler olan edebiyat, gençlere hitap eden edebiyat... Bunlar bazen birbirine karıştırılıyor. Bizde iki türlü edebiyat vardı. Birincisi, erginlere hitap eden edebiyat... İkincisi, çocuk edebiyatı. İkinci kısmın da ne kadar "çocuk edebiyatı" olduğu su götürür ya, neyse... Muhatabı gençler olan edebiyat ise neredeyse yok gibiydi. Bunun farkındaydım ben. İlkin bir kültür merkezi kurdum. Yedi dalda sanat kursu, yedi dalda da kulüp açtım. Gençler akın akın gelmeye başladılar. Etkin birimlerimizden biri edebiyat kulübüydü. Liseli gençler yazılarını getiriyor, okuyor, birbirlerini eleştiriyorlardı. Ben de aralarındaydım onlardan biri gibi. Zamanla yazılar birikti. "Adı Yok Gençlik Edebiyat Dergisi"ni çıkarmaya başladık. Gençler tarafından üretilen ve gençlere hitap eden bir dergi... On altı yıldır kesintisiz sürdürüyor yayın hayatını.

Felsefeden yazma tekniklerine kadar pek çok farklı konuda kitap yazdınız. Size seçenek kazandıran ne oldu? Neden çok çeşitli konularda yazmayı tercih ediyorsunuz?

İlkin bir gerçeği belirteyim... Ben bir romancı, bir hikâyeciyim. Her ne yazarsam tahkiye ederek yazıyorum. Kitaplarımın ekseriyetini hikâyeler ve romanlar oluşturuyor. Fakat tema eksenli kitaplarım da var. Bunları edebiyat ve felsefe olmak üzere iki kısma ayırmak mümkün... Bir madalyonun iki yüzü gibi. Felsefe derken okullardaki felsefe dersini kastetmiyorum elbette. Felsefenin bilimidir o. Ben felsefenin kendisinden söz ediyorum. Düşünme sanatından... Bir insanın sorular sorması, yanıtlar araması, kendini ilgilendiren konularda düşünmesidir benim için önemli olan. Bir birey "Ben kimim?" diye sorduğu, yanıtını düşündüğü anda felsefe yapmaya başlamış demektir. İşte bu ilgilendiriyor beni. Gençlerin düşünceleri, soruları, sorgulamaları... Edebiyat ise düşünceleri paylaşmanın en önemli aracı. Zira kelimelerle düşünür insan. Kelimelerle adlandırır düşüncelerini. Dil ile düşünce arasında paralellik vardır... "Gençler düşünmüyor" gibi bir algı var kimi çevrelerde. Yanlıştır bu genelleme. Düşünen gençler de var. Kendilerini yazarak da ifade etmek isteyen gençlere yardımcı olmaya çalışıyorum. "Yazar Olmak İstiyorum" adlı kitabı bunun için yazdım.

Kitapları çok satan bir yazar olmakla beraber basının ve okurun bundan pek haberdar olduğu söylenemez. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Kendime, yazarlık ilkelerime, edebiyata bakış açıma, popüler olmak için çaba harcamayışıma, nitelikli bazı medyalara röportaj vermenin dışında medyada görünmek istemeyişime, türbünlere oynamayışıma, çağdaş sultanlardan ve saltanatlardan uzak duruşuma...

"Çağdaş sultanlar" derken kimleri kastediyorsunuz?

Günümüzün imkân ve kudret sahiplerini... Kadim zamanlardaki saygın bilginler, sultanların yanına gitmez, yardımlarını kabul etmez, gidenlere de iyi gözle bakmazlarmış. “Sultan sofrasında karın doyuran, zulüm karşısından dilsiz şeytan kesilir, hakkı söyleyemez” derlermiş... Şimdi sultan yok ama saltanat süren imkân sahipleri var. Sanatçılar, bu zamane sultanlarına yakın durup taltif görmekle, uzak durup haysiyetlerini korumak arasında bir tercih yapmak durumundalar... Zamane sultanları, yazarlarla münasebetlerini "al gülüm, ver gülüm" esasına dayandırırlar. Muvafık yazarlara destek, muhalif yazarlara sus payı verirler. Bu uygulama biçimlerinin farkında olan yazarları, takındıkları tutum bakımından, “kapı kulu yazarlar” ve “müstağni yazarlar” olarak ikiye ayırmak mümkün...

Bir "yazar duruşu"ndan söz ediyorsunuz sanırım...

Kesinlikle... Kimi yazarlar, kısa sürede ünlü olmak, makam sahipleri nezdinde kabul görmek, sunulan imkânlardan yararlanmak, saltanat sofralarından lokma kapmak için edebe aykırı bir edebiyata yönelirler... Kimi yazarlar ise, haysiyetlerini korumayı her şeyin üstünde tutar, sadece kitaplarıyla var olmaya çalışır, zamane sultanlarının lütuflarını kalem özgürlüklerine engel sayarlar. Ben yazarlık yaşamım boyunca ikincilerden olmaya çalıştım. "Böyle yaparsan bir köşede kuruyup kalacaksın" diyenler oldu. Ben de onlara her defasında Cyrano de Bergerac’ın ünlü sözünü söyledim: "İstemem, eksik olsun!"

Fakat okurlarınız sizi daha yakından tanımak isteyebilirler...

Evet... Bunun da yolunu buldum... Yüz yüze gelmeyi tercih ediyorum onlarla. Bunun için okullara gidiyor, konuşmalar yapıyor, kitaplarımı imzalıyorum. Göze bakıp kalbe hitap etmek ilkesini benimsedim. Ziyaretlerim sırasında gençlerin soru sormalarına, düşüncelerini söylemelerine imkân tanıyorum. İmza esnasında bire bir konuşuyorum onlarla. Sanal âlemde bir karışlık yerim var, oraya buyur ediyorum. İstedikleri zaman site adresime giriyor, yorum yapıyor ya da bana mail yazıyorlar. Her maile mutlaka yanıt veriyorum. Birbirimizi anlıyoruz... Biz böyle iyiyiz…

Gençlik edebiyatında sizce ne eksik?

Yazar, çizer, eleştirmen, yayıncı eksik, tanıtım, pazarlama, bilimsel araştırma... Hepsinden önemlisi gençlik edebiyatı bilinci eksik... Yayıncılar satar mı satmaz mı kaygısı taşımayı sürdürürse, eli kalem tutanlar kendinden söz ettirmek için güncel kitaplar yazma sevdasına kapılırsa, eleştirmenler gençlik edebiyatı karşısında burun kıvırmaya devam ederse bundan sonra da hep eksik olacak. Fakat kimin umurunda! Ben tüm olumsuzluklara karşın gençler için yazıyorum ve yazacağım. Hep kalbimin sesine kulak verdim, bundan sonra da vereceğim.

Önünüzdeki projeleriniz neler?

Romanlar var. "Mervin"den sonra roman beklentisi arttı okurlarımda. Çok sevildi bu kitap. Fırtınalar kopardı âdeta. Medyanın haberi olmadı tabi kopan fırtınadan. Konusun bilselerdi ilgi gösterirlerdi sanırım... Son romanım "Sensiz Ama Seninle" kısa süre önce yayımlandı, büyük ilgi görüyor. Yeni kitap içimde büyüyor. Ne zaman gün yüzüne çıkar ben de bilmiyorum.

Paylaş