VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Yatakta yapılmayan şeyler yapılmaya değer değildir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yatakta yapılmayan şeyler yapılmaya değer değildir

Yatmak, uzanmak tembellik midir? Alman yazar Bernd Brunner “Uzanma Sanatı“ isimli kitabında çoğu zaman tembelliğin, aylaklığın ya da hastalığın ifadesi olarak yorumlanan “uzanma” fiilini tarihsel ve kültürel yönleriyle enine boyuna inceliyor.

AYLA AKBUAR



Uzun zamandır bir hayalim var...

Yemyeşil bir bahçede, büyükçe bir ağacın gölgesinde -tercihen ıhlamur- ergonomik bir şezlonga kurularak, zaman ve iş baskısından amade hayata, doğaya, rüzgara, çiçeğe , böceğe dair düşünce zıplamalarının eşlik ettiği, sadece keyfime göre kalkmaya ya da uyumaya karar vereceğim saatlerim, günlerim olsun istiyorum. Uzun zamandır bu hayali kuruyorum kurmasına da kendi içimde, bu hayalin tembelliğe hizmet olduğu, üretmeyen insanın eksik ve yanlış olduğunu söyleyen iç sesi duyduğumda hayalimin parlak renkleri matlaşıyor. Sonra başlıyorum içimdeki sesle tartışmaya… Uzanıp yatmanın, çiçeğe böceğe dair düşünmenin, hayal kurmanın, hatta boş boş ufka bakıp zihin boşaltmanın üretmek olmadığını kim söylemiş? Varoluşumuzu “hız”a endeksleyip, daha fazla, daha yükseğe, daha daha diyen sözde modern anlayış ne üretiyor gerçekte? Kendi yarattığımız kavramların -üretmek, kariyer sahibi olmak, ihtiyacımızdan fazlasını kazanmayı farz saymak gibi- kölesi ve sistemin dişlilerinden biri olduğumuzu ne zaman farkediyoruz acaba?

Ya da farkediyor muyuz? Yatmak, uzanmak ne zamandan beri tembellik ve yanlış hatta ayıp bir şey sayılır oldu? Can Yayınları‘ndan çıkan “Uzanma Sanatı“ isimli kitabı okurken bu soruları ve cevaplarını uzun uzun düşünme fırsatım oldu. Şunu söyleyeyim ki, uzun zamandır bu kadar neşeyle okuduğum bir kitap olmamıştı. Hayalimin ayıp ve yanlış olmadığını söyleyen , hatta buna teşvik eden bir kitabı sevmemek mümkün mü?

Okuma sürecim normalden uzun sürdü. Çünkü, okurken sık sık gözlerimi kapattığım, gevşediğim, çocuksu bir sevinçle uzanmanın erdemleri üzerine düşündüğüm gerçeğini sizden saklayacak değilim. Üstelik, okurken değişik şekillerde uzanmayı da denedim. İnanın bana bunun sorumlusu , kitabın “Şu anda uzanıyor musunuz? Şu anda uzanıyorsanız, o zaman doğru pozisyondasınız; zira hepimiz belli aralıklarla ve büyük bir zevkle uzanırız” diyen ilk cümlesi oldu. Gevşedim, derin bir soluk aldım ve kendimi kitaba kaptırdım.

Yazar Bernd Brunner’ın bu konuda bir kitap yazmayı nasıl akıl ettiğini merak etmemek mümkün değil. Sadece uzanmanın erdemleri üzerine bir kitap olduğunu sanmayın sakın. 127 derecelik bir yatma-uzanma pozisyonunun otururken belkemiğine binen yükü hafifleten en ideal pozisyon olduğunu da öğreniyorsunuz, son birkaç yılda Fransa’da “generation vautree” diye adlandırılan her yere kaykılıp uzanan, dik oturmayı reddeden bir kuşağın varlığını da… İnsan ömrünün en az üçte birinin uzanarak geçtiğini düşünürsek, uykudan, yüzmeye, doğada uzanmaktan, psikolog kanapesine, güneşlenmekten, yatay pozisyonlu mesleklere dek ne kadar reddedersek edelim, uzanmanın hayatımızdaki yerini tarihsel başlangıçlarından bu yana nasıl da aleyhimizde bir algıya dönüştürdüğümüzü okumak şaşırtıcı.

Brunner, hayvan postu ya da saman döşeklerden bugün bildiğimiz anlamda “yatak”a geçişin öyküsünü de, feng shui’ye göre yatağın ideal konumunu da seyahatlerdeki yatma alışkanlıklarını da çok güzel anlatıyor.

Hele ki, temiz hava almak, ancak dışarıda uyumamak için geliştirilen yatak modelini, Fransa kralı XIII. Louis’nin özel doktoru Charles de L’Orme’nin “ideal yatak”ını ve Bahawalpur Mihracesi IV. Sadık M. Han Abbası‘nın duyup duyacağınız en fantastik yatağını anlattığı bölümler gerçekten etkileyici.

RASTGELE CİNSEL İLİŞKİ

Uykunun fizyolojisi ve yatma pozisyonlarına dair, -her gece uykuda yüz kez pozisyon değiştirdiğimiz ve bunun neden gerekli olduğu gibi- çarpıcı bilgiler didaktik olmaktan çok uzak, aksine merakı hep üst noktada tutacak keyifli bir uslup hakim tüm kitaba. Günümüzde çok normal kabul ettiğimiz bazı davranış kalıplarının ve gündelik alışkanlıkların çok değil bundan iki-üç yüz yıl önce bambaşka olduğunu öğrenmek de şaşırtıcı.

Mesela, “promisküite- rastgele cinsel ilişki”nin Ortaçağ‘da ve sonraki dönemlerde çok yaygın olduğunu, bunun sebebinin de geçmişte fiziksel temasın bugünkü kadar rahatsız edici bulunmayışı, aksine yatacak yer azlığından ya da birlikte olarak ısınma ihtiyacından tercih edilir olması, davranış ve ahlaki değerlerin birkaç yüz yılda nasıl da değişebileceğine çok güzel bir örnekleme olmuş. Yabancı yatak arkadaşlarının olması garipsenmemesi, doğal olarak gelişen sonuçların da olağan kabul edilmesine yol açmış. Ondokuzuncu yüzyılda sanayi metropollerindeki konut yapımı ekonomik gelişmeye uyduramayınca, vardiyalı işçilerin yataklarını dönüşümlü olarak kullanmaları sıradan bir şeymiş.

Günümüzde, fiziksel temastan olabildiğince kaçınan bireylerin hem fiziksel hem ruhsal yalnızlığı ile kıyasladığımızda kimin daha şanslı olduğunu düşünmeden edemiyor insan... Edebiyat ve sanat alanından yatma, uzanma, uyumayı beceriye dönüştürebilenlerden de örnekler var. İngiliz toplum eleştirmeni ve yazar Gilbert K. Chesterton’a göre, Sistine Şapeli’nin muhteşem tavanı Michelangelo’nun yatakta uzanmayı saygın bir meşgaleye dönüştürmesine borçludur. İvan A. Gonçarov’un Oblomov romanının aynı isimli kahramanı, başka hiçbir şey yapmadan uzanan insanın simgesi haline gelmiştir.

Bachman’ın yatarken içtiği keyif sigarasının çıkardığı yangında hayatını kaybetmesi ise bu keyfin trajediye dönüşmesidir. “Uzandığımızda bir sürü şey olabilir, tam bir edilgenlikten tutkulu bir faaliyete kadar tüm insanlık durumlarını barındırır uzanmak,” diyor Brunner. “Evet, insan hayatı uzanmakla başlar ve biter. Edmond ve Jules Goncourt kardeşlere göre, yazarın ustalıkla anlatması gereken ‘üç büyük eylem’ vardı hayatta: ‘Doğum, cinsel ilişki ve ölüm’ ( ki üçünde de çoğu kez uzanılır)” İçinde bulunduğumuz sıcak yaz günlerinde uzanarak, hayallerinizi hatırlayarak ve tembellik etme diyen iç sesi susturarak bu kitabı okuyun. Tazelenecek ve gülümseyeceksiniz...

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam