VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Temmuz 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > YAYIN DÜNYASININ PATRONLARI DA ARTIK VATANKİTAP’TA
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

YAYIN DÜNYASININ PATRONLARI DA ARTIK VATANKİTAP’TA

Papa, aleyhine konuştukça biz “Da Vinci Şifresi” bastık!

Sayım Çınar

Altın Kitaplar çok köklü bir yayınevi. Bir yayıncı olarak Altın Kitaplar’a siz nasıl bakıyorsunuz?
Biz 50 yıllık geçmişi olan bir yayıneviyiz. Türkiye’de bir sektörde 50 yıl ayakta kalmak başlı başına bir iş, konu yayıncılık olduğunda bu daha da önem kazanıyor. Altın Kitaplar, Türkiye’de ilkleri gerçekleştiren bir yayınevi. Fuarlarda 40-45 yaş grubu okurlarımızla karşılaştığımızda “Sizin ciltli kitaplarınızla büyüdük” derler. Pek çok okurumuzun gözünde Altın Kitaplar, ciltli basılan çocuk klasikleriyle özdeşleşmiştir.
Dağıtım konusunda oldukça seçiciydiniz, her firmayla çalışmıyordunuz. Mesela pazarlamacı firmalarla çalışmazdınız. Sizin için prensipleri başlatan yayınevi diyebilir miyiz?
Satış ve dağıtım konusunda prensiplerinizin olması çok önemli. “Kitabın ayağa düşmesi” dediğimiz bir deyim vardır, biz buna çok dikkat ettik her zaman. Kitabı ayağa düşürmemek için de çalıştığımız firmaları özenle seçtik.
Altın Kitaplar’ı diğer yayınevlerinden ayıran özellikler nedir?
Belli yayınevleri hep bir çizgiyle anılırlar; kimi edebiyat ağırlıklı, kimi ideolojik kitaplar yayımlar, kimi de best-seller ağırlıklı yayınlar yapar. Altın Kitaplar ise best-seller ağırlıklı görünmesine rağmen, yayınlarına bakarsanız çok geniş bir yayın portföyü olduğunu görürsünüz.
Şu an yayında olan kaç kitabınız var?
Çocuk kitapları, sözlükler ve diğer yayınlarımızla birlikte bin kadar kitabımız şu an yayında. Kuruluşumuzdan bu yana yayımladığımız kitapların sayısı beş binin üzerindedir.
Yıllar önce yayımladığınız kitapları sergilemeyi hiç düşündünüz mü? O kitapların sergileneceği bir müze düşünceniz var mı?
Arşivimizin çok büyük bir bölümünü korumayı başardık ve en azından burada, yayınevinin içerisinde o kitapların sergilenmesini istiyoruz. Tarih sırasına göre sergilense bu kitaplar, edebiyat tarihimize bir yolculuk yapma imkânı bulabiliriz.
Türkiye’de çok yayınevi var ve çok fazla kitap basılıyor. Birçok yayınevi açılıyor ve kapanıyor. Siz bu durumu nasıl karşılıyorsunuz?
Türkiye’de son 10-15 yıl içinde yayınevi ve çok satan kitapların sayısı arttı. Bu durum best-seller kitap basan yayınevi için bir başarı olduğu kadar bir kıskaç da. Çünkü yayıncılığını bir tane çok satan kitaba bağlamak o yayınevi açısından devamlılığı getirmeyebilir.
Yayıncılık sadece çok satan, sansasyonel kitaplar basmak demek değildir. Sizin yayın politikanızı destekleyen, az da satsa yayıncılığınızı köklü hale getirecek ve yayın kalitenizi yükseltecek pek çok kitap da yayımlamanız gerekir. Bu elbette finansla, sizin ayağınızı ne kadar sağlam bastığınızla ilgili bir durum. Sonuç olarak bir kitapla yakaladığı başarıyı devam ettiremeyen yayınevleri zaman içinde kapanıyor. Biz Altın Kitaplar olarak bu konuda eski ve sağlam bir yayıncılık geleneğinden geliyoruz. Bu camiada uzun yıllar ayakta kalmanın ve başarıyı yakalamanın sadece sansasyonel kitap yayımlamaktan geçmediğini biliyoruz.
ÇOK SATMANIN FORMÜLÜ
Clive Cussler, Dan Brown, Stephen King gibi çok satan yazarların kitaplarını yayımlıyorsunuz. Çok satan kitaplar yayımında sürekliliğiniz var. Bu kitapları bulup yayımlamak belli bir tecrübe ve bilgi gerektiriyor. Kitap seçmek nasıl bir iş?
Best-seller sürecini kısaca anlatmak isterim. Altın Kitaplar ilk yıllarında dünyaca ünlü edebi eserler, Nobel ödüllü kitaplar ve dünya klasiklerinden oluşan seriler yayımladı. Klasik eserlerin yayınına ilgi arttığı dönemde de Altın Kitaplar vizyon değişikliğine gidip best-seller eserler yayımlamaya başladı. Uzun yıllar Altın Kitaplar ve İnkılap Yayınları dışında best-seller yayımlayan yayınevi olmadı. Şimdilerde birçok yayınevi best-seller kitaplar yayımlıyor ama biz yıllar önce bu işe başladığımız için tecrübe ve portföy bakımından diğerlerinin çok önündeyiz. Bu işte seçici olmak zorundasınız. Çok ümitli olduğunuz bir kitap hiç ilgi görmeyebiliyor, aynı şekilde hiç umutlu olmadığınız bir kitap çok fazla ilgi görebiliyor. Tecrübelerimiz sayesinde doğru tercihler yapıyoruz.
Kitap dünyasını sizce kimler yönetiyor? Hangi yayınevlerini kendinize yakın buluyorsunuz? Kitap dünyasının da bir baronu var mı?
Kitap dünyasını yönetenler tanımı bana belirleyici gelmiyor. Kitap dünyasının bileşenleri belli; yazarlar, yayıncılar, son yıllarda gelişmekte olan yazar ve yayıncılar için çalışan ajanslar ve son olarak da satış-dağıtım ayağı. Kitap dünyasının bileşenleri bunlar. Belli bir noktadan tüm sektörün kontrol edilebileceğini düşünmek bana inandırıcı görünmüyor. Yayın dünyası açısından önemli olan bu bileşenler arasındaki ilişkinin sağlıklı yürümesidir. Bunun dışında sektörün belirleyici isimleri kimler diye ısrarla düşünecek olursanız, çok satan yazarlar size cevap olabilir. Kitapları çok satan bir yazarın yayınevi değiştirmesi sektör içinde yankı bulabiliyor. Çok satan bir yazara sahip olan yayınevinin vizyonu bir anda değişebiliyor.
Şöyle bir gerçek de var; satış ve dağıtım imkânları güçlü olan bir yayınevinin yazarlarının kitapları diğer yayınevlerine kıyasla daha çok satıyor...
Belli yazarların belli yayınevlerinde kitapları daha iyi satılıyor, bunun örnekleri var. Ama unu da gözlemledik, kitapları çok satan bir yazar başka yayınevine gittikten sonra satış hızında düşüş de yaşanabiliyor.
Şunu da sormadan edemeyeceğim; bazı yayınevlerinin yazarlarıyla olan ilişkileri medyada çok deşifre olabiliyor. Edebiyat dünyası dedikodularla dolu bir dünya, buna rağmen Altın Kitaplar her zaman gizemli kalmayı başardı...
Bunun için özel bir çaba sarf etmiyoruz. Profesyonelce işimizi yapmaya çalışıyoruz. Söz ettiğiniz dedikoduların içerikleri genellikle olumlu şeyler değil. Gülten Dayıoğlu örneğini vereceğim, yazarlarımızla aileden biri gibi ilişki kuruyoruz. Yeni yazarlarımızla olan ilişkimizde de durum böyledir. Bizim yayınevi-yazar ilişkilerimiz böyle yürür. Samimiyete çok önem veririz.
KİTAP TOZUNU YUTTUN MU?
Ayda yaklaşık on kitap yayımlıyorsunuz. Sonuçta dayanıklı tüketim malı üretmiyorsunuz. Okuma alışkanlığının çok az olduğu bir ülkede kitap üretiyorsunuz...
Başından açayım bu konuyu. Yıllarca büyüklerimizden şunu duyardık: “Yayıncılık akıllı adamın yapacağı iş değil.” Biz bunu şaka olarak algılar, gülüp geçerdik. İşin içine girdikten sonra bu esprinin altında yatan gerçekleri bire bir gördük, yaşadık. Büyüklerimizin söylediği bir diğer söz: “Kitabın tozunu yuttun mu, bir daha iflah olmazsın.” Akıllı adamın niçin yayıncılık yaptığına da cevap oluyor bu söz. Para kazanmak istiyorsanız yapabileceğiniz pek çok iş var. Hangi işi yaparsanız yapın, ürettiğiniz hiçbir ürünle, kitap üreten birinin yaşadığı hazzı yaşayamazsınız. Kitap, matbaadan buraya geldiğinde bizler adeta çocuğumuzu elimize almış gibi karşılarız onu. Bu heyecanı sadece kitabın matbaadan gelişiyle değil üretim aşamalarının her anında yaşayabiliyorsunuz. Bir örnek vermek istiyorum. Burada ağırlıklı olarak çocuk kitaplarıyla ilgileniyorum. Yunanlı bir yazar var, adı Evgene Trivizas. “Son Kara Kedi” isimli bir kitabı var. Okuduğumda çok beğenmiştim, bu yüzden hemen yayın programımıza dahil etmiştik o kitabı. Çok beğendiğim bu kitabın çıkışını dört gözle beklemiştim. Yazarın yeni kitaplarını da yayımlamaya devam edeceğiz. Yerli yazarlarımızın kitaplarının yayın sürecinde de aynı heyecanı paylaşıyoruz onlarla. Dan Brown’ın “Da Vinci Şifresi” isimli kitabı, hem yayıma hazırlık aşamasında, hem de uzun süre çok satanlar listesinin zirvesinde yer almasıyla bizi mutlu etmişti. Enteresan da bir hikâyesi vardı bizim için. Satışı başarılı olduktan sonra “iyi ki yapmışız bu işi” dediğimiz kitaplardan biri oldu.
Nedir “Da Vinci Şifresi”nin hikayesi. Anlatır mısınız?
Dan Brown’ın yeni kitaplarıyla ilgili çok ciddi telif bedelleri söz konusu. Kitabın İngilizcesi piyasaya sürülmeden, ellerinde parayla bir sürü yayınevi telif haklarını satın almak için sırada bekliyor. Ancak biz, “Da Vinci Şifresi”nin ilk baskısı için sadece 4 bin dolar ödeme yaptık. Henüz kimse farkına varmamışken okuyup beğendiğimiz bir yazardı ve çok fazla talibi yokken düşük bedelle anlaşmıştık onunla. “Da Vinci Şifresi”ni 300 binden fazla bastık. Tahmin ediyorum ki korsan satışlarıyla birlikte 1 milyondan fazla satmıştır o kitap. Dan Brown korsancıların da favori yazarı. O kitabın hikâyesinin ilginç yanlarından biri de, Vatikan’ın kitabın satışına olan katkısıydı. Papa o yıllarda sürekli olarak “Da Vinci Şifresi” aleyhinde konuşmalar yapıyordu ve onun her konuşmasından sonra biz yeni baskıya giriyorduk. Bizim yaptığımız reklam çalışmalarından ziyade reklamda başı çeken Vatikan oldu.
Şu an satışı nasıl?
İlk yıllarındaki kadar çok satmasa da hâlâ satış hızı yüksek bir kitabımız. Yazarın diğer kitapları da çok satıldı ve kendi türünde ne kadar iyi bir yazar olduğunu artık kimsenin tartışmadığı bir yazardır Dan Brown. Bu nedenle kitapları her zaman çok satacaktır.
Ertuğrul Özkök gibi isimlerin köşesinde yer vermesi de ilgi yaratmış olmalı?
Ertuğrul Özkök iyi bir Dan Brown hayranı. “Da Vinci Şifresi” yeni yayımlandığında Ertuğrul Özkök, elinde kitabıyla Paris’te kitapta anlatılan mekânları gezmiş ve Hürriyet’in Pazar ekinde gezi notlarını haber yapmıştı. Onun gibi isimlerin beğendiği kitapları merak eden, takip eden okurlar da var elbette.
Zaman zaman köşesinde kitap haberlerine yer veren başka köşe yazarları da var. Köşesinde kitap haberi yazdığında yayın dünyasında yankı bulan köşe yazarları var mı ve tabii kimler?
Böyle bir niteleme yapmak hiç de kolay değil. İsim vermek de istemem. Ama söylediğiniz gibi, köşesinde bir kitaptan söz ettiğinde o kitabın satışına ciddi anlamda katkı yapan köşe yazarları yok değil.
Zaman zaman size gelen kitap dosyalarını reddediyorsunuz. Sizin reddettiğiniz bir dosya yayımlanıp bir de çok satarsa ne hissedersiniz ya da hissediyorsunuz?
Hiçbir yayıncının başına gelmesini istemeyeceğimiz bir durum bu. Bizim yayın portföyümüz çok geniş, bu nedenle yeni bir kitabı basmak konusunda tereddüt ettiğimizde bile yayımlıyoruz. Söylediğiniz durumu bize yaşatan kitaplar da olmadı değil. Bastığımız bir kitabın az satması, başka bir yayınevi markasıyla çok satmasından daha iyidir bizim için. Bu nedenle tereddüt etsek de kitabı basmaktan vazgeçmiyoruz.

Kurucularımızdan
92 yaşındaki
dedem haftada iki gün işe gelir

Yayınevinin kurucularından olan dedeniz Fethi Bey’i anlatabilir misiniz?
Dedem Fethi Ul, ilk olarak ders kitaplarıyla başlıyor işe. Eskiden Ders Kitapları A.Ş. vardı, bu şirket dedemlerindi. Daha sonra rahmetli Turhan Bozkurt ve dedemin kayınpederi Aziz Bozkurt’la birlikte Altın Kitaplar Yayınevi’ni kuruyorlar. Dedem ve Turhan Bozkurt kültür yayıncılığına devam ederken Aziz Bozkurt daha çok ders kitaplarıyla ilgileniyor. Yaklaşık 5 yıl önce Turhan Bozkurt’un vefatıyla şu anki yönetim kurulu üyelerimizden oğlu Batu Bozkurt onun görevini devraldı. Dedem Fethi Ul da 92 yaşında olmasına rağmen halen haftada 1-2 gün şirkete gelmeye devam ediyor. Yönetim kurulu üyelerimizden dayım Mürşit Ul da aktif olarak şirket yönetiminde görev yapıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163