VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Temmuz 2012 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Yayıncılık koskoca ülkede iki bin kişiye oynanan bir oyun
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yayıncılık koskoca ülkede iki bin kişiye oynanan bir oyun

Patronların Ofisinde dizimiz için yayıncılıkta “ortalama” ile yetinmediklerini söyleyen yayınevinin kurucusu İrfan Sancı, Sel Yayınları’nı anlattı.

Canan Hatiboğlu

Sel Yayıncılık, nasıl ve neden kuruldu?

Yola çıkarken yayıncılık yapma isteğinin dışında sahip olduklarımız küçük bir odada bir monitör ve bir masa sandalyeden ibaretti. Neden kurulduğuna gelince, 1985’te cezaevinden çıktıktan sonra asıl olarak günlük gazetelerde musahhihlik yaparken bir yandan da bazı yayınevlerinin kitaplarının son okumalarını yapıyordum. Gerek gazetedeki işim gerek yayınevinden gelen işler hep başkalarının seçtiği işlerdi. Oysa ben kendi seçtiğim yazıları düzeltip yayınlamak istiyordum. Bunun sonucu olarak doğdu Sel.

Yayıncılıkta Sel’in 22. yılı... 22 yılda Sel’de neler değişti?

Sel Yayıncılık, yayın hayatına 1990 yılında, dönemin ruhuna uygun olarak tüm dünyada ve Türkiye’de yaşanan politik ve kültürel çalkantılar, değişim ve dönüşümleri yorumlayan metinleri, politik araştırmaları, gazetecilerin çeviri ve telif kitaplarını yayımlayarak başladı. 90’lı yılların ortasından itibaren esas hedefine; dünya ve Türk edebiyatının seçkin örneklerini ve özgün metinlerini okurla buluşturabilmeye ivme kazandırdı ve bugün yaklaşık 600 kitapla yoluna devam ediyor. Editörlük müessesine çok daha fazla önem ve özen göstermeye başladı, teknik altyapısını ve okurla buluşma noktalarını hem güçlendirdi hem de çeşitlendirdi. 2009’da Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü’nü ve “öncü kitaplar yayımlamaktaki sürekliliği nedeniyle” Memet Fuat Ödülleri-Yılın Yayınevi Ödülü’nü, 2010’da ise Uluslararası Yayıncılar Birliği (International Publishers Association-IPA) Yayınlama Özgürlüğü Özel Ödülü’nü kazandı.

Yayın çizginizi belirleyen kriterler nelerdir?

Sel öncelikle kendini edebiyat yayıncısı olarak konuşlandırıyor. Fakat ilgisini edebiyatla sınırlandırmayıp tarihe tanıklıktan çeviribilime, kuramdan sanat kitaplarına, yaşam kitaplarından LGBT kitaplarına kadar farklı disiplinlerde dizi oluşturan da bir kuruluş. Bütün bu konularda seçimini yaparken “ortalama” ile yetinmeyip, yenilikçi, avangart hatta yer yer mevcut sistemi ve algıları zorlayan kitapları yayınlıyor.

GENELLEMELER KÖTÜDÜR

Bir yazarın “Sel Yazarı” olabilmesi için hangi kıstaslar gerekli?

Bir yazarın Sel yazarı olmasındaki kıstasımız, hangi disiplinde ürün veriyorsa o disiplinin iyi bir temsilcisi olması, bunun yanı sıra dünya ve ülke meselelerine bakışta asgari bir ortaklık kurabilmektir. Ayrıca bir yazarın örneğin üslubundaki gelişimini ya da kuramının bütünlüğünü gösterebilmek açısından yapabiliyorsak bütün külliyatını ya da toplamının ağırlıklı bir bölümünü yayınlamayı yayıncılık açısından önemli buluyoruz. Bunda da iyi bir yol aldığımızı söyleyebiliriz: Ferit Edgü, Enis Batur, küçük İskender, Yılmaz Erdoğan, Metin Üstündağ, Selçuk Altun, Orhan Türker, Alain de Botton, Truman Capote, Nick Hornby, Pascal Quignard, Michel Faber, Jonathan Franzen gibi...

İlk dosyasını yayınladığımız ya da daha yolun başında ama ilerisi için umut vaat eden yazarların/yazar adaylarının dosyaları da görüş alanımızda; Sinan Sülün, Şule Öncü, Esra Pekin, Deniz Gezgin gibi...

Dizilerinizi neye göre oluşturuyorsunuz?

Söyleyecek bir sözümüzün olduğunu, tartışılmasında eksiklik gördüğümüz, içeriğini dolduracak ve besleyecek birikime sahip olduğumuzu düşündüğümüz her konuda, disiplinde, alanda diziler açıyoruz, açacağız da... Yerli ve dünya edebiyatının yanı sıra, DüşünSel, Kadın Kitaplığı, LGBT Kitaplığı, Tarihe Tanıklık, Sanat Kitapları, Yaşam Kitapları, CinSel Kitaplar, Geceyarısı Kitapları gibi dizilerimiz var. Yeni yayın dönemine de güçlü bir şekilde hazırlanıyoruz.

Bir kitabın çoksatar olması sizin için ne ifade ediyor? Kâr/zarar politikası yayıncılığınız üzerinde ne kadar etkili?

Bütün genellemeler gibi çoksatar bir kitap mutlaka kötüdür/ kötü olmak zorundadır, zaten kötü olduğu için satıyordur da yanlıştır. Sel’in yayıncılık anlayışına asgari ölçüde uyan bir kitabın çok satmasından daha sevindirici bir şey olamaz bizim için. Bir yayıncı kâr/zarar ilişkisini hiçbir zaman göz ardı etmez ancak yayın listesini tamamen bunun üzerine kurmaz, böyleleri ömürlü yayıncılar değillerdir. Dönemsel olarak parlayıp sönerler. Yayıncılıktan kazandığını yine yayıncılığa yatıran birisi için sorun teşkil etmez bu durum. Birinden zarar ederse öbüründen kâr eder. Ya da zaten gerçekten istediği, önemli bulduğu için yayınlamıştır o kitabı, ticari açıdan değil entelektüel anlamda üzülür.

Bugün yayıncılığın en büyük sorunu sizce nedir?

Yayıncılığın önündeki en büyük sorun; dağıtım ağının tüm ülkeyi hatta İstanbul’u bile sağlıklı bir şekilde kapsamaması, bu işi yapan insanların büyük çoğunluğunun aslında kitapla bir ilgisinin olmaması, bunun yanı sıra kitabevlerinin azlığı ve yayınevi ve basılan kitap sayısının karşısında sergilenecek yeterince raf olmaması ki bu da güç ilişkilerini devreye sokuyor. Koskoca ülkede iki bin kişiye yönelik oynanan bir oyun, yayıncılık maalesef.

Yayınevi olarak bugüne kadar kitaplarınıza açılan bir sürü davayla uğraştınız/uğraşıyorsunuz. İlk hangi kitabınıza, ne sebeple dava açıldı?

Hakkında dava açılan ilk kitabımız, Fransız yazar Jeanne Cordelier’in ensest konusunu kanırtıcı bir şekilde ele alan “Pamuk Prensesin Ölümü” adlı romanıdır. Yine Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun raporu sonucu açılmış bir dava idi, bir süre poşette satılmaya zorlandıysa da sonunda beraat ettik.

“Yumuşak Makine” kitabının dava süreci çeşitli sebeplerle uzadı. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

TCK’nın 226.maddesinden yargılanıyoruz. Yasa maddesi önce suçu tarif ediyor sonra da “bilimsel ve edebi eserler bundan muaftır” diyor. Bu konuda bizce yeterince söz söyledik. Sadece, “Yumuşak Makine” kitabının dava sürecinin uzaması aynı zamanda açılan davanın kendileri açısından da saçmalığını gösteriyor.

Yayınlanan bir kitaba dava açılıyor olması bir yayıncı olarak sizi nasıl etkiledi?

Sizin bin bir emekle yayınladığınız bir kitaba ipe sapa gelmez nedenlerle dava açılması elbette nahoş bir durum. Bu durumdan olumsuz anlamda etkilenmemek mümkün değil, ancak bu tip gayet politik süreçler bizi daha da kamçılamıyor değil. Bir de işin mali boyutu ve elbette zaman kaybı var. Ayrıca 600’e yakın kitap yayınlamış bir yayıneviyiz, dava açılan beş-on kitapla gündeme gelmek istediğimiz bir durum değil.

Türkiye’deki yayın özgürlüğü konusunda ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de yayın özgürlüğü başından beri sıkıntılı. Bunun nedenlerini ta Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinde aramalıyız.
Örneğin bizim bugün yargılandığımız yasanın orjini 1927 yılına dayanıyor. Yine savcıların dava açarken raporuna başvurduğu kuruluşun mantalitesi kadar adı bile arkaik: “Çocukları Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu.” Yeni bir “ulus” yaratmak için yola çıkan ve halka rağmen halk adına karar verme yetkisini kendinde gören Cumhuriyetçi ekibin her yerimize içkin ruhu her dönem yayın özgürlüğünü tehdit etmiştir.
Örneğin Kürt sorunu üzerine politik metinler ya da yalnızca edebiyatı bile her zaman gözlem altındadır, en ağır cezalar bu alanda verilir ve her nedense bir “Yumuşak Makine” kadar haber olmaz. Bu bile aslında medyasından, yargısına konunun politikliğini gösterir.

Logomuz yıldız çünkü...

Logonuzdaki yıldız, yayınevi olarak hayata bir dipnot düşme mi isteğini mi ifade ediyor?

Evet, bir iz bırakmak istiyoruz ve kitapların, fikirlerin kalıcı olduğunu düşünüyoruz. Görüldüğü gibi yıldız önce kitabın adının sonuna oradan Sel’in başına geliyor. Kitabın adının bitiminden yayınevinin adının başına gelmesi güçlü bir aidiyet duygusu da yaratıyor.

“CinSel Kitaplar” dizisinin fikri nasıl doğdu?

Hayatımızdaki tüm edimlerin yazıya dökülebileceğine olan inancımız bizi böyle bir dizi yapmaya yöneltti. Başka disiplinlerde olduğu gibi erotik edebiyatta da öncü metinler yayımladık.

“Asla yayınlamayız” dediğiniz kitap var mı?

Bir kitap adı zikretmekten ziyade “neleri yayınlamayız”ı söyleyebiliriz: Edebi kaygı gütmeden yazılmış yüzeysel, klişelerden ibaret, hiçbir anlamda yeni bir şey söylemeyen, duygu sömürüsü yapan kitaplar ile insanlık düşmanı politikalara payanda olabilecek ya da heteroseksist kitapların yayın listemizde yeri olamaz.

“Yumuşak Makine” davasında son durum

William Burroughs’un “Yumuşak Makine” kitabı hakkında Sel Yayınları’na açılan dava 5 Temmuz 2012 tarihinde görülen beşinci duruşmasında yine sonuçsuz kaldı. Bilirkişi raporuna göre, kitabın edebi birer eser olduğu kanun önünde kanıtlansa da 3. Yargı Paketi doğrultusunda 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı yasanın Geçici 1/1-b. maddesi uyarınca sanıklar hakkında basın yoluyla müstehcenlik suçundan açılan kovuşturmanın ertelenmesine karar verildi. Bu maddeye göre hakkında kovuşturmanın ertelenme kararı verilen sanıkların erteleme kararı verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemiyle işlenen yeni bir suç işlememesi halinde, sanık hakkındaki dava yasanın söz konusu maddesi uyarınca düşürülecek; bu süre zarfında yeni bir suç işlenmesi ve bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkum olunması halindeyse “Yumuşak Makine” davası tekrar açılacak ve kovuşturmaya devam edilecek.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam