VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yayıncılıkta devrim üstüne devrim yaptık
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yayıncılıkta devrim üstüne devrim yaptık

Bu ay Patronların Ofisinde Alfa Yayın Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Faruk Bayrak'ı konuk etti.

Buket Aşçı







Alfa Yayın Grubu, yayıncılık yaşamına başladığı günden bu yana hayata geçirdiği beş markayla kitap piyasasında dünya çapında kaliteyi hedefliyor. Grubun Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Faruk Bayrak, “Her bir markamız kendi alanında lider konumda. Hepsinin temel kaygısı okura iyi kitaplar sunmak” diyor. Hedeflerinin dünya yayıncısı olmak olduğunu söyleyen Bayrak ile edebiyat ve yayıncılık üzerine konuştuk.

Faruk Bey, iş adamısınız. Varlıklı bir ailedensiniz. Bir dönem milletvekilliği de yaptınız. Sizi yayın dünyasına adım attıran neydi?
Elbette biz yayın dünyasına birden bire girmedik. İlk gençlik yıllarımız rahmetli dayım İsmet Oruç’un yanında Filiz Kitabevi’nde geçti. Üniversite çevresini, kitapları, yayıncılığı tanıdık. Üniversite hocası yazarları ve en çok da genç okurları yakından izleme şansımız oldu. Siz de bilirsiniz üniversite gençliği, her tür değişim ve gelişme arzusunu diri tutar bizim ülkemizde. Buna ek olarak matbaacılık geçmişimiz de oldu. Kitabın teknik ve estetik bağlamda insana ulaşması adına böylesi birikimler de edindik. Doğrusu ben özellikle yirmili yaşlarımdan beri kitap kokusu, kağıt hışırtısı, yazar ve yayın dünyasının doğal ortamı içindeydim. Sanırım bizi yayın dünyasına çeken bu doğal süreçler oldu. Belki içten içe böylesi bir duygu tohumunu da içimizde taşımıyor olsaydık bütün bu sebeplere rağmen yine de yayın dünyasına adım atmaya bilirdik. Kader de böyle istedi ve biz bu güzel kaderi çok sevdik.

Alfa Yayın Grubu beş markaya sahip bir yayınevi grubu... Süreç nasıl başladı? İlk hangi marka vardı? Sonrasında nasıl bir değişim ve evrim geçirdiniz?
Az önce söylediğim gibi bizim, dayımın yanında bir alışma ve iklime uyum sağlama dönemimiz oldu. Sonraki süreçler hep önümüzü açtı. İlk olarak Alfa markasını kurduk. İlk bastığımız kitaplar bilgisayar dünyasına ait pratik ve çözüm getirici yayınlardı. Hızlı okuma teknikleri üstüne kitaplar çıkardık. Sözlük yayıncılığı yaptık. Buradaki başarımız bizi adım adım kültür yayıncılığına götürdü. Zaten Alfa markasındaki çiçekleniş dikkatle takip edildiğinde insanın dışından içine doğru, kitabın çevresinden merkezine doğru bir yol izlediğimiz görülecektir. Alfa ana ekseniyle edebiyat yayıncılığı dünyasına pek girmiyordu. Her yayınımız ses getiriyordu. Fakat bir gün sevgiyle andığım bir zat; “Eğer edebiyat yayıncılığı yapmıyorsan hiçbir şey yapmıyor sayılırsın” cinsinden içime oturan bir söz etti. Bu sözün de ateşlemesiyle kolları sıvadık. Önce Everest geldi. Artemis, Kapı, Büyülü Fener ve diğerleri bunu izledi. Aslında bütün bunlara evrim demek de yanlış, siyasi literatürün dışında bir argümanla söylersek devrim üstüne devrim yaptık.

TEMEL KAYGIMIZ OKURA İYİ KİTAP SUNMAK
Bu beş markanın özellikleri nedir?
Her bir markamız kendi alanında lider konumundadır. Birbirlerinden çok farklı yayınlar yaparlar. Çok farklı politik görüşleri de temsil ederler. Hepsinin temel kaygısı iyi kitaplar sunmaktır okura. Hayat bir bütün ama bu bütün farklı parçalardan oluşuyor. Hayatın her cephesinde görebiliyoruz biz bu ayrışmayı. Okur dediğimiz zaman, kitap okuru dediğimiz zaman da tek bir kitle yok. Türkiye gibi dinamik bir toplumda hem sosyolojik, hem ekonomik hem de kültürel bağlamda farklı dinamikler var. Bizim farkımız bu dinamiklerin birleşen tarafları üzerine gitmek, yayın programlarımızı ona göre düzenlemektir. Biz toplumdaki temel dinamikleri, ilgileri, değişim ve kültürel bağlamda zenginleşme ihtiyacını özünden izlemeye çalışıyoruz. Sadece bir yayıncı olarak değil bir okur gözüyle de kitleleri ve onun dinamiklerini izliyoruz. Bu bizim önümüze heyecan verici tablolar sunuyor. Everest markası altında insanlar özellikle Türk ve dünya edebiyatının çağdaş yazarlarını görmek istiyorlar.

Biçimsel cazibeden kapak tasarımına, kağıt seçiminden kullanılan hurufata kadar her şeye özen gösteriyoruz. İnsanımız, dünyanın gelişmiş bir ülkelerindeki yazar ve kitap kalitesini, çağdaş edebiyatın yansıması halinde burada görmeyi arzu ediyor. Dünyanın neresinde çağdaş bir edebiyat üretimi varsa biz onu çatımız altına almaya çalışıyoruz. Bunu güncel edebiyatımızın ustaları ve usta adaylarıyla da yan yana getirdiğimizde Everest’in etkin imajı doğuyor. Kapı ise bu vizyonun ana hatlarıyla Doğu ve İslam dünyasına dönük yüzünü oluşturuyor. Geçmiş kadar bugünün kültür, edebiyat, inanç ve düşünce birikimini, doğru, etkin ve estetik şekilde bünyesine toplama amacını taşıyor Kapı. Kapı’nın vizyonu çizdiğim bu geniş açı içinde açılıyor okura. Artemis ise genç, dinamik, eğlenceli ve enerjik bir yayın politikasına sahiptir. Hayattaki genç enerjiyi yakından takip ederek bunu bir tür hayat felsefesine dönüştürür. Buradaki yayın ekibimiz adeta pozitif çılgınlık içindedir. Hayatı bu çılgınlığın güzellikleri olarak algılar.

HEDEFİMİZ DÜNYA YAYINCISI OLMAK
Everest Yayınevi kurulduğunda piyasada bir fırtına estirmişti. Yazar transferleri, peş peşe yayımlanan kitaplarla... Özellikle mi böyle bir politika izlemiştiniz?
Everest yayıncılığa ilk başladığı yıllardaki fırtınayı hâlâ estiriyor. Başlarken dinamik ve güçlü bir yayınevi hedeflemiştik. Bunun gereğini yaparak yol aldık. Peşpeşe kitaplar yayınladık. Yazar transferleri yaptık. Kitaplarımızı en etkin yöntemlerle duyurduk. Bunları hâlâ yapıyoruz. Çünkü yayın dünyası günden güne güçleniyor ve rekabet artıyor. Biz de bu rekabette geri kalmayı kabullenecek kadar mütevazı bir yayınevi değiliz. Yola dünya yayıncılığı hedefiyle çıktık. Ve biz yazarın ve okurun en yüksek düzeyde hak ettiği kaliteyi yakalamanın ve bu yolda öncü olmanın peşindeyiz. Okur, yazar ve yayıncı arasındaki altın oran tutturulamazsa bir süre sonra çatlaklar oluşmaya ve sorun büyümeye başlar. Serbest rekabet koşullarında, temel ahlak ilkelerini korumak şartıyla, evrensel ölçekte yapılan bir iş bizimkisi. Nasıl dünyanın büyük yazarlarını bünyemize katarken bu yüksek ölçütü taşıyorsak, hatta bize dayatılan standarda tabi oluyorsak, birbirimizi yükselte yükselte daha ileri gidebileceğimizi düşünüyoruz. Bizimle yola çıkıp da kazanılan haklar bakımından geri düşmüş bir yazar yoktur.

Yayıncılıktaki amacınız nedir?
Tabii ki bir dünya yayıncısı olmak. Ayrıca yayıncılığı çok seviyoruz ve ona aşk derecesinde tutkunuz. Öncelikle bu tutkunun peşindeyiz. Ömrümüzün yayıncılıkta başarılı ve öncü olmak geleceğe kalmak gibi temelli iddiaları var. Türkiye’nin ufkunun yayın yoluyla sürekli açık kalması bizim önemli. Ayrıca bu iddia ve idealdeki başarının maddi ve manevi kazançları da beraberinde getireceğine inanıyoruz. Bu inancımız sanırım bizi hep ayakta tutuyor.

OKUR YERLİ YAZARLARA ÇOK İLGİ GÖSTERİYOR
Everest Yayınevi aynı zamanda yerli edebiyatın güçlü kalemlerinin yer aldığı bir yayınevi. Neredeyse tüm çok satanlar ve ses getirenler sizde. Neden yerli edebiyat?
Aslında sadece yerli edebiyat değil. Haled Hossaini, Zadie Smith, Ananis Nin, Don De Lillo gibi dünya edebiyatı örnekleri de, Che Guevera gibi bir politik karakter de, Murat Bardakçı, Hasan Cemal, İpek Çalışlar, Tuba Çandar, Orhan Miroğlu, Celal Başlangıç gibi araştırmacı yazarlar ve Anton Çehov, Pirandello, Strindberg, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Melih Cevdet Anday ve Orhan Kemal gibi klasik yazarlar da Everest Yayınları’nın yayın listesinde yer alıyor. Ama öne çıkanlar doğal olarak çağdaş Türk yazarları oluyor. Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de okur öncelikle kendi dilinden ve kültüründen olan yazarlara daha fazla ilgi gösteriyor. Yeni çıkan kitaplar bu sebepten okurlarda daha büyük bir merak uyandırıyor. Dünya edebiyatı elbette önemli ama kültürü, insanı ve hayatı asıl geliştiren bir adım ileri götüren yerli edebiyattır.

Alfa Yayınları’nı biraz tanımlarsak. Kimliği nedir ve bu marka ile hedeflediğiniz ne?
Alfa Yayınları bizim ilk yayınevimizdir ve belli bir politik kimliği ön plana çıkartmadan özellikle referans kitapları yayımlayan bir markadır. Tipik bir geniş alanlı yayıncılık örneğidir. Orada yemek kitaplarını da, bilgisayar kitaplarını da psikoloji kitaplarını da, sanat tarihi kitaplarını da bir arada bulabilirsiniz. Bu dışarıdan bakıldığında her şeyi yayımlamak gibi görünebilir. Belki Alfa gerçekten de “her şeyi” yayımlayabilen bir markadır ama tek bir şartla kendi alanında özenli ve iyi hazırlanmış bir çalışma olmak kaydıyla. Özellikle son zamanlarda yayımlamaya başladığımız tarih ve popüler bilim kitaplarımız bambaşka bir soluk getirdi Alfa’ya ve bu diziler tüm hızıyla sürecek.

Artemis belki de en enerjik yayınevlerinden. Dedikoducu kız, Demet Altınyeleklioğlu’nun tarihi romanları vs. Her biri yeni bir okur kitlesi hedefleyen ve de yakalayan kitaplar oldu. Bu projeler nasıl ortaya çıktı?
Bizim projemiz dinamik, genç ve eğlenceli bir yayın markasıydı. Çünkü bu tür kitapları çok severek okuyan bir okur kitlesi var. Bu kitaplar için de yeni bir marka gerekiyordu. Ne Everest ne Kapı ne de Alfa böyle bir yayıncılığı bünyesinde taşıyamazdı. Bunun için bağımsız bir çizgi bulmalıydık ve o çizgiyi Artemis markası altında yakaladık. Artemis’in yayın ekibi de bu markayı kendi enerjileriyle besleyerek hem sürekli yenileyerek buralara taşıdı.

TÜRKİYE’Yİ DOĞRU OKUMAK GEREKLİ
Gelelim Kapı Yayınları’na... Muhafazakar diye tanımlanan kitapların modern bir yaklaşımla ile sunulması olarak görüyorum burayı. Bu marka nasıl ortaya çıktı?
Eğer Türkiye’yi doğru okursak, Kapı markasının da tıpkı diğer markalarımızın geliştirdiği vizyon kadar gerekli olduğunu görürüz. Geçmiş ve çağdaş kültürün, edebiyat, düşünce ve inanç boyutunda ürettiği külliyat az şey değildir bizim için. Bir de bu külliyatın alt kollarını düşünün. Tasavvuftan müziğe, tarihten edebiyata kadar iç içe sarmalanışları içeriyor. Bir de bugün var ve her adım dün ile bir şekilde irtibat halinde. Kapı, Türkiyenin bu penceresinden bakarken okuru kaba ideolojik yaklaşımlarla kategorize etmiyor. Onu nitelikli bir özne olarak algılayarak hedef planlamasına gidiyor. Böyle olunca da muhafazakarlık, geçmiş, gelenek, kültür, inanç, düşünce, dün bugün sürekli hareket halinde olan, evrensel, yerli ve asıl önemlisi canlı kitap tasarılarına dönüşüyorlar. Kapı o kadar bizle dolu ki, orada, ruhumuzun çiçeklenişleri kadar en çileli fikirlerin yüksek kitap katında yankılanışlarını
bulabilirsiniz.

Bu beş markanın dışında sizin bir de dağıtımınız var... Bu durum piyasa rekabetinde elinizi çok mu güçlendiriyor?
Yayıncılığı sevdiğimiz kadar dağıtımcılığı da seviyoruz. Dağıtımcılığı ihtiyaçtan ziyade doğru kitapların doğru satış kanallarına ulaşması için bir araç olarak görüyoruz. Bu husus bizim için piyasa rekabetinden daha önemli. Her iş gibi dağıtımcılığın da zorlukları vardır. Fakat bu bizim gözümüzü korkutmuyor. Yayıncılıkta ulaşmak istediğimiz hedefin bir parçası. Çünkü yayıncılık bir bütündür.

KİMSEYE KISKANÇLIKLA BAKMAM
İyi ki ben basmamışım veya keşke ben bassaymışım dediğiniz kitap var mı?
Sizin de söylediğiniz gibi, yayıncılık bir ticari faaliyettir ve ben de bir iş adamıyım. Yayınevlerinde edebiyat ile ticaret arasındaki dengeyi sağlamak yayın yönetmenlerimizin görevi. Benim bu konuda yaptığım, markaların bünyesinde bu konuda hassas ve dikkatli insanlara yer açmak ve onlara destek olmaktan ibaret. Bu nedenle pişmanlık duyulacak kitaplar varsa bu da onların sorumluluğundadır. Her gün birçok yayınevi, birçok kitap yayımlıyor. Yayımlamak istediğiniz kitapların tümünü yayımlayabilmeniz mümkün değil. Büyük bir rekabet vardır bu konuda ama bu da yayımcılık piyasasına dinamizm getiren bir durum. Her ne kadar rakip de olsak sonuçta aynı piyasaya hizmet veren insanlarız. Bu nedenle gıptayla baktığım kitaplar ve yazarlar olsa da kıskançlıkla bakmam hiçbirine.

Transfer etmek istediğiniz bir yazar var mı? Şöyle ki, onun kitaplarına bakıp bizim katoloğumuza yakışırdı, dediğiniz...
Birçok yazar var. Alabilmek için uğraşırsınız bazen sonuç alırsınız bazen de alamazsınız. Ama şimdiye kadar epey iyi sonuçlar aldık doğrusu. Bir de size gelmek isteyen yazarlar oluyor. Bu yoğun istek sanırım bizim oluşturduğumuz sinerji ile yakından ilgili.

İŞİNİZİ SEVERSENİZ, ZORLUKLARI ÇÖZERSİNİZ
Yayıncı olmak zor mu? Mesela siz milletvekili iken Meltem Arıkan sizin yazarınızdı ve kitabına toplatma kararı çıkmış, siz de kitabın arkasında durmuştunuz. O zaman “Bu iş gerçekten zormuş” dediniz mi?
Öncelikle ben sevdiği işi meslek olarak seçmiş şanslı insanlardanım. Severek yaptığınız bir işiniz varsa zorluklar çözümlenecek meselelerdir, pişmanlık duyulacak şeyler değildir. Hiçbir zaman böyle şeylerden yılmadım. Ayrıca biz grup yayıncılığı yapan bir kurumuz ve yayınevlerimizin neler yayımlayacağına yayınevlerimizin yayın yönetmenleri karar verir. Bu onların seçimidir, benim için yayımladığımız kitaplar yayımlandıktan sonra elime alıp keyifle okuduğum kitaplardır. Yayın öncesine karışmam ve yayınevlerimizin yayın yönetmenleri de gayet iyi bilirler ki, ben bir gün bir kitap yazsaydım bile, yayımlanıp yayımlanmayacağına yine onlar karar verirlerdi. Ben yayın yönetmenlerimin aldığı kararların sonuna kadar ardında durabilen birisiyim.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam