VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yaz geçip gitmeden klasik bir okuma
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yaz geçip gitmeden klasik bir okuma

Saf edebiyat arayışı mı dersiniz, klasik lezzet özlemi ya da iyi bir çeviri... Edith Wharton’un “Yaz Bitince” romanı bende tüm bu küllenmiş arzuları canlandırdı ve edebiyatın çağı, evrensel dilin yurdu olmadığı gerçeğini yüzüme vurarak harika birkaç gün geçirmeme neden oldu.

Edebiyatın en büyük okur kitlesini kadınlar oluşturur. Bunun için istatistik yapmaya, sosyolojik, antropolojik, demografik çalışmalar yapmaya gerek bile yoktur. Bilhassa ülkemiz için sonuç budur. Bu çıkarımım kadınların daha çok kurgu dışı kişisel gelişim kitapları ya da popüler çok-satar aşk romanları ile klasmanlarını üst sıralara taşıyan okuyucular olduğu savı ile çürütülebilir. Ama daha çok kentli orta ve üst sınıf kadınlar kitap sektörünün temel taşlarıdır. Kadınlar her yerde okur. Kafede, balkonda, plajda ve yatakta. Erkekler de okur ama kadınlar sanki birer sorumlu okuyucu gibidirler. Kadınlar okur.
Yayınevleri (hepsi olmasa da) tabir yerindeyse daha hafif, gündelik, kolay okunabilir ve meşakkatsiz yayınlarını yazın piyasaya çıkarırlar. Bunu yapma nedenleri yazın tatil yapan kentli insanların -daha çok kadınların- kumsallarda güneşlenirken, yazlıklarında vakit öldürürken veya kısa bile olsa kaçamaklarını lezzetlendirmek adına bu tarz kitapları tercih ettikleri öngörüsüdür belki de. Öngörüler genelde de doğru çıkar ve P&R’ı doğru yapılmış ve hedefe kitlenmiş işler yaza damgasını (!) vurur. Plajlarda sere serpe uzanmış kadınların elinde o yaz okunmaması ayıp sayılan kitaplar rengarenk ve cicili bicili kapakları ile arz-ı endam eder ve muhtemelen yaz biterken bir otel komodininde unutulup sahibinden bağımsızlığını kazanmış bir şekilde tatillerine devam ederler...
Bu genel geçer bir durum gibi görünse de genellikle kışın “muhakkak okunması gerek” olarak alınmış ama bir türlü kent hayatının kaosundan okunamamış kitaplar da yazın şezlonglarda kapakları açık, sahipleri denize girerken güneşlenirler Akdeniz meltemiyle... Kadınlar ve yaz iyi okuyuculardır. Aşk temalı kurgu edebiyatı küçümsemek bir yana iyi yazılmış aşk romanlarının yazıldıkları dönemin edebiyat anlayışını değiştirecek kudrette olduklarını hepimiz biliyoruz. Ve aşk temalı edebiyatı günümüzde kadın yazarların daha iyi becerdiğini, birkaç prens (!) erkek yazarın da biblo gibi kütüphanelerde başköşede tutulduğunu biliyoruz. “Aşk”ın sihirli bir sözcük olduğu malum. “Sex sells” formülünün meali olan “Aşk”ın büyüsü ve okuyucuyu paralize etmedeki etkisidir aslolan. Yani kısaca formül “Aşk Satar”dır.
İşte bir cadı kazanı gibi birer tutam attığımız bu lezzetli formüllerin sonucunda ortaya çıkan şeyse bu ürünlerin edebiyat değeri taşıyıp taşımamasından çok, tartışmaya açık olan bu temaların kitapla birlikte gündemimize girmesidir, tabii medya desteği ile.
Peki kitap-kadın-yaz formülünün yazar tarafından bakıldığında durumu nedir derseniz, günümüz için durumun çok parlak olduğunu görebiliriz. Hem de sadece okuyucu olarak değil aynı zamanda yazar olarak da... Öyle ki günümüzde Türkiye’de ve dünyada kadın yazar ağırlığı da hissedilir derecede edebiyatın seyrini şekillendirmekte.
POST FEMİNİST
VE DE BOHEM...
Kırmızı Kedi tarafından yayınlanan ve İlknur Özdemir tarafından çevrilmiş olan bir Edith Wharton kitabı “Yaz Bitince” yukarıdaki düşüncelerimi darmadağınken toparlayıverdi birden. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında o zamanın katı muhafazakar Amerikan toplumunda yazar kimliği ile öne çıkmaya çalışan bir kadın ve ona dünya edebiyat literatürüne giren eserler yazdıran post-feminist, bohem ve ilerici bir tavır.
Saf edebiyat arayışı mı dersiniz, klasik lezzet özlemi ya da iyi bir çeviri mi... Bu kitap bende tüm bu küllenmiş arzuları canlandırdı ve edebiyatın çağı, evrensel dilin yurdu olmadığı gerçeğini yüzüme vurarak harika birkaç gün geçirmeme neden oldu. Kitap seçimlerinde farklı, marjinal, yenilikçi, çarpıcı ve sarsıcı buluşlar yapmaya meraklı sıradan (Artık farklılık sıradanlaştı bu çağda, hepimiz farklılık peşinde koşmaktan sıradanlaştık iyice) bir okuyucu olarak neredeyse yüz yıl önce yazılmış bir Edith Wharton kitabı ile kitap ve haz denkleminin kendiliğinden çözümlendiğini görerek aydınlandım birdenbire.
Ağdalı kurmacanın pek revaçta olduğu o yıllardaki Amerikan yaşamına oldukça çıplak, gerçekçi ve kendine özgü bir ironiyle yaklaşan ve belki de tarih içinde milyonlarca kez tekrarı yapılmış üçlü aşk çemberini şaşırtıcı derecede farklı ve incelikle anlatan bir roman “Yaz Bitince”.
“Yaz Bitince” dağlardan gelmiş saf, iyi yürekli, cesur ve asi bir genç kız olan Charity’nin orta ve üst sınıf erkeklerle olan mücadelesini Amerikan sosyal hayatından girip üstü kapalı bir sınıf ve iktidar mücadelesinden çıkarak anlatıyor ki lezzetli öykü anlatımıyla gözüne çomak sokmadan ama ince ironisiyle garip bir sızıyla baş başa bırakıyor bizi. Modern hayatın ahlakı ve ikiyüzlülüğünün çıtı pıtı bir roman kahramanı tarafından sorgulandığı ve dönemi için oldukça ilerici ve çarpıcı bir hikaye olan “Yaz Bitince” es geçilemeyecek bir yaz kitabı.
Evet yaz geldi, biraz nazlı da olsa... Ben Wharton’un “Yaz Bitince”sini yaz başlamadan okudum ama siz de yaz bitmeden okuyun. Hele mor salkımlı bir kafe ya da veranda da okursanız tatlı bir rüzgarın ara ara ruhunuza nüfuz edecek keskinlikteki kokusuyla “Yaz Bitince”nin Dağ’lı kahramanı Charity’i daha iyi anlayacaksınız. Benden söylemesi.

PARİS, AŞK VE
EDITH WHARTON

Edith Wharton’u hepimiz “Masumiyet Çağı” (Age Of Innocence) ile biliyoruz. Artık aşina olduğumuz ve üç kez Hollywood tarafından filme çekilen bu popüler kültüre mal olmuş eser, aslında yazarının dönemi ve konumu açısından tamamen aykırı, avant-garde ve neredeyse anarşist bir çalışma. Sadece “Masumiyet Çağı” değil yazdığı onlarca roman, novella, öykü ve deneme kitaplarının dışında tıpkı 20. yüzyıl başlarındaki Paris’te yaşayan sıra dışı sanatçılar gibi edebiyat dışı tüm disiplinlerle içli dışlı olmuş gerçek bir entelektüel. Tıpkı Parisli yakın arkadaşı Cocteau gibi. Belki ömrü vefa etseydi edebiyat ve moda gibi uğraşıların dışında plastik sanatlarla, dönemin yükselen teknik sanatı sinemayla, belki Brecht’le karşılaşıp epik tiyatroyla da içli dışlı olacaktı kim bilir.
Yurttaşı Ernest Hemingway gibi 1.Dünya Savaşı’nda Kızılhaç’ta da gönüllü görev yapan bu 19. yüzyıl sonu New York’unun katı Katolik muhafazakar anlayışıyla yetişmiş zengin kızı, önce kendisine bir roman kahramanı rolü yükleyip sonra da tüm burjuva ahlakını, ırkçı, kapalı, emperyalist ve saten kırmızı dünyasını, konformist entelektüel çevresini, şatafatlı, kırılgan, dekor New York Operalarını ve kendisini aldatan kocasını da arkasında bırakıp Paris’e geldiğinde tüm dünyayı değiştirecek bir viraj niteliğindeki öncü, dadaist ve kübist bir dünyanın içinde buluverdi kendini. Sadece sürüsüne bereket bir author-sanatçı bolluğu değil aynı zamanda aşkı da buluverdi. Hemingway’in dışında dönemin Paris’ini tavaf edip yerleşmiş bir çok çokuluslu isimle de kaynaşıverdi anında. Cocteau, Fitzgerald, Henry James gibi çağa damgasını vuracak dehalar ve Paris sarıverdi onu; ve -yalnızca bir kez, o da Pulitzer almanın dışında- bir daha hiç dönmedi Amerika’ya... Fransa da onu bırakmadı... Hatta evlenme bile teklif etti ona Legion d’honeur nişanı takarak. O da Parisinin yazarı oldu. Bir Paris, bir de Fullerton hayatının aşkları oldu. Ayaklarına serilmiş ve 19. yüzyılda tüm Avrupalı göçmenlerin o büyük “dream”ini, zaten doğduğu andan itibaren kazandığı tüm mücevherlerini elinin tesriyle itip tersine bir peri masalı yaşadı. O zamanki muhafazakar Amerikan toplumu şimdi dalga geçtikleri Amish’lerden bile daha katı, ahlakçı ve kapalı bir yapıda olduğundan bir kadının bu denli marjinal çıkışlar yapması ve hatta devrimci kararlar alıp başkaldırması ise Wharton’un çağına ve edebiyata ne denli yön ve değişim armağan eden bir yazar olduğunu gösteriyor biraz da.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam