VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Temmuz 2010 Salı | Anasayfa > Haberler > Yaza özel kitaplar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yaza özel kitaplar

Yaz geldi, geliyor derken temmuzu bulduk bile. Hâlâ çıkmadıysanız tatilinizde size iki kitap önermek istiyorum.

Rehber kitap niteliğinde bir çalışması: “Ege ve Akdeniz’de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey”. Temmuz ayı için önerebileceğim bir diğer da kitap Doğan Kitap’tan çıkan yeni bir roman. İbrahim Altun’un “Üç Kırık Kalp”i...

Akdoğan Özkan’ın “Türkiye’de Ölmeden Önce Yapmanız gereken 101 Şey”le başlayan serisi bu kez tuzlu sulara, o sulardan yayılan yer yer medeniyet yer yer doğal yaşam izlerine bizleri kavuşturuyor ve benim gibi nicedir Ege ve Akdeniz’i gizli saklı köşeleriyle özlemekte olan kullara inanılmaz hayal kapıları açıyor.
Kitabın bir diğer başlığı “Çanakkale’den Anamur’a En Güzel Tatil Aktiviteleri.” Kitapta yer alan başlıklardan ve bu başlıkların ait olduğu mekânlardan birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum: Kazdağları’ndaysanız “Bir Tavus Kelebeği’nin Peşinde Koş!” diyor size Özkan. Kula Manisa için önerisi “Osmanlı’nın Pastel Tonlarıyla Tanışmanız.” Çanakkale’de “Troyalı Kadınların Gözyaşlarına Bak!”manızı, Demre Antalya’da “Noel Baba’nın İlk Hediyesini Gör”menizi, Beyşehir Konya’da “Göller Bölgesi’ndeki Ahşap Huzuru Hisset”menizi, Bergama-İzmir’de “Helenistik Sanatın Başyapıtlarını Gör”menizi istiyor sizlerden. Kekova’da Akar Boğazı’nı kanoyla geçmek mi istiyorsunuz yoksa Söğütcuması’nda Likyalı Opramaos’un yaylalarına mı çıkmak istiyorsunuz, canınız Kemer Musa Dağı’nda Korsan Kralın tahtına kurulmak mı istedi? O halde bu kılavuz kitabı alıp okumanızı hararetle öneririm. Tüm bu yerlere nasıl gidileceğini, hatta oralara gitmeden önce neler yapmanız gerektiğinin ipuçlarını veren kitap kendi alanında gerçekten bir başyapıt...
Şahsen bu kitabın izini eski bir Ayvalık hayranı olarak Ayvalık sokaklarında 363 güzeli arayarak sürmeye başlayacağım. 363 güzel, 363 güzel eve denk düşüyor. 1924 Lozan Antlaşması’ndan sonraki mübadelede evlerini terk eden Anadolulu Rumlardan kalma güzel, hüzünlü mekânlar bunlar. Bilindiği gibi 500 bin Türk Yunanistan’dan çıkarılmıştı o dönemde (ne hazindir ki dedem ve ailesi de bu sancılı süreçte Anadolu’ya ilk gelenlerdendi, bu yüzden müdabele benim için ayrı anlamlar taşıyor). Bunun karşılığında 1.5 milyon Rum Anadolu’dan çıkartılıp Yunanistan’a göç ettirildi.
Tam da bu noktada yazarın söylediklerine kulak kabartmak farz oluyor:
“Her biri ayrı bir trajedi ve hüzün saklayan o eski Rum evleri, bugün Ege’deki bazı tatil yörelerine butik bir hava katan dekoratif bir turizm öğesi olarak algılanıyor sadece.
Neyse ki eski Ayvalık gibi butik olmadan sahiciliğini koruyabilen bir yer var!” Ve bu sözleriyle tatilin keşifle, doğa ve yaşam dostluğuyla bağlantısını yeniden hatırlamamıza yardımcı oluyor. Kitap İnkılap Yayınevi’nden çıkmış.

***

Üç Kırık Kalp

Temmuz ayı için önerebileceğim bir diğer kitap Doğan Kitap’tan çıkan yeni bir roman. İbrahim Altun’un “Üç Kırık Kalp” adlı romanı üç insanın ilerlemiş yaşlarında metaforik anlamda geçmişle masaya oturmaları biçiminde okunabilir. Kitapta, temel izleklerden en güçlüsü aşk olsa da tesadüflerin ve bu tesadüflerle gelen tercihlerin bu insanların yaşamlarını nasıl belirlediği olgusu öne çıkıyor. Baş karakter Süreyya Hanım’ın gördüğü rüyayla açılan kurgu, bizleri bu güzel kadını eski aşkı Fuat Bey’le gerçekten bulu∫acağı bir zemine kadar taşıyor. Orada geçen konuşmaları gerçekten merak ediyoruz. Ama... Arka plandaki NATO zirvesi kurgunun çözümüne yardımcı olan bir unsur olarak karşımıza çıkıyor ve Süreyya Hanım’la birlikte kitaptan boynu bükük
ayrılıyoruz.

İbrahim Altun, “Romantik Salgın”, “Sürtük ve Kalpazan” gibi eserlerinden sonra insan tahlillerini incelikle işleyerek öne çıkardığı “Üç Kırık Kalp”le bizlerle buluşuyor bu kez. Karakterlerine hemen hemen aynı mesafeden yaklaşarak; ihanetin ne olduğunu, sevginin ihaneti nerede es geçtiğini, nerede durduğunu düşündürerek bizlere. Bir de akıp giden seneleri ve insanın zamanla girdiği o çetrefil ilişkiyi, kısacası ne aşk ne şu ne bu, gerçek ihaneti. Zamanın insana ettiklerini, bedendeki, ruhtaki eskimeyi. “Yüzündeki çizgiler derinleşir, ellerindeki buruşuk deri biraz daha sarkar... Beni bırak diyemez insan. Beni olduğum gibi bırak, gençliğimin ve tazeliğimin doruğundayken, beni öylece bırak git.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163