VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2016 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Yazarken dedemin ruhu bedenimi tepeden tırnağa titretti
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yazarken dedemin ruhu bedenimi tepeden tırnağa titretti

Güner Kuban, hain mi yoksa kahraman mı olduğu her dönem tartışılmış olan büyük amcası Çerkes Ethem’in ve ailesinin öyküsünü anlattığı “Bir Vatan Aşkına” için, “Annem ve babamdan dinlediklerimi, duyduklarımı ve yaşadıklarımı yazdım. Ailemin sürgünde çektiği acıları, yoklukları, hasretleri birçok Çerkes ailesinin de yaşadığına eminim,” diyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Tarihe bakıldığında Çerkesleri en çok yaralayanın “hain” söylemi olduğunu görüyoruz. Ethem Bey’in isminin başına eklenen Çerkes sıfatıyla, Çerkeslerin hain olarak nitelendirildiklerini ve ailenizin çok yıpratıldığını biliyoruz. Siz de kitabınızda bu “tarihi yanılgı”ya bir açıklık getiriyorsunuz. Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çerkes Ethem kardeşlere vurulan hainlik damgasının ardından politikayla hiçbir ilgisi olmayan iki binden fazla Çerkes de evlerinden sürüldü veya öldürüldü. Orta yaşlı kiminle konuşsam onların da, benim gibi, tarih dersinde öğretmenin “Çerkes Ethem kardeşler haindi” iddiasına karşı çıkarak sınıfı terk ettiklerini öğrenmek beni şaşırtıyor. Bu kitaptan önce onlarca kitapta aileme yapılan haksızlığın ayrıntıları anlatıldı. Benim kitabımın onlardan farkı; aileden birinin yaşananları, annesinden ve babasından dinlediklerini açıklamasıdır. Ben ailemin sürgünde çektiği acıları, yoklukları, hasretleri anlatırken birçok Çerkes ailesinin de bu acılara katlanmak zorunda kaldıklarından eminim. Ben duyduklarımı, bana anlatılanları ve yaşadıklarımı yazdım. Keşke onlar da anlatsalar…

Bu anlattıklarınız sadece Ethem Bey’e yüklenen “hain” yaftasının aydınlanmasına yönelik değil, bir ailenin yüz on yıllık sürgününün hikâyesi de aynı zamanda…
Benim en çok üzüldüğüm, hiç suçları olmadığı hâlde sürgün sonucunda yokluk ve hasretlerle boğuşmak zorunda bırakılan dedem Ali Bey ve annem Seher Hanım’dır. Kitapta okuduğunuz gibi, annesi babası Ruslar tarafından öldürüldüğü için küçük yaşta kimsesiz kalarak anavatanına ve çocukluğuna veda eden dedem Ali Bey’in çektiklerini okudunuz, değil mi? Dedemin beş oğlu vardı, onlardan ikisi ikinci vatanları olan Anadolu topraklarını korumaya çalışırken şehit oldular. Dedem Ali Bey kalan üç oğlu, gelini Seher Hanım ve torunlarıyla Yunanistan’daki ikinci sürgünde çocuklarına ve vatanına hasret, ızdırap denizinde boğularak gözlerini yumdu. Kitabı yazarken defalarca dedemin ruhunun bedenimi tepeden tırnağa titrettiğine şahit oldum. Aynı duyguyu Ethem Bey’le ilgili bölümlerde de çok hissettim…
Adınız altın harflerle yazılacaktır

Kitabınızdan Ethem Bey’in babasının karşı çıkışlarına rağmen cepheye savaşmak üzere gittiğinden cephede yaşadıklarına ve nasıl “hain” ilan edildiğine, ailenizin bir gece ansızın basılan evinden ve yine aynı gece sürgün edilişine, ailenin dağılışına, yaşanan zorluklara ve sizin siyasete girmeyi çok istemenize rağmen ailenizin çekinceleri yüzünden bu kararınızdan vazgeçişinize kadar pek çok bilinmeyeni öğreniyoruz. Sizin içinize ne kadar sindi anlattıklarınız? Ailenize yüklenen imajın tamamen değişeceğine ilişkin ümidiniz var mı?
Ethem Bey Anadolu’nun halk kahramanıdır. Türkiye halkının ve vicdanlı insanların nazarında o itibarını hiç kaybetmemiştir ki… Bir taraftan Yunan ordusunu durdururken Ankara’nın gücünün yetmediği isyanları bastıran Ethem Bey’in okullarda marşının söylenmesi ve mecliste vatan kurtarıcısı diye alkışlanmasının, onun yerinde olmak isteyenleri milleti ve meclisi arkasına almış bu güçlü insanı durdurmak ve hatta yok etmek için harekete geçmelerine sebep oldu. Büyük Millet Meclisi’ne danışılmadan Ethem Bey’in mahiyetindeki Kuvay-i Seyyare iki ateş arasında bırakıldı. “Adınız Türk İstiklal savaşı tarihine altın harflerle yazılacaktır,” diye telgraf çekilip kutlanan bu insana neden hücum edildiğini halka ve millete anlatmak için onu “hain” ilan etmekten başka çareleri yoktu. Ethem Bey’den “hain” imajının tamamen kalktığına inanıyorum.

Bir röportajınızda tarih dersinde aileniz hakkında anlatılan iftiraları duyunca ayağa kalkıp hakikatleri söyleyerek sınıfı terk ettiğinizi ve bunun gibi pek çok durumla karşılaştığınızı söylüyorsunuz. Küçük yaşlardan itibaren böylesi durumlarla karşılaşmak, baş etmek zor olmadı mı? Çocukluğunuzu, gençliğinizi ve en önemlisi geleceğinizi nasıl etkiledi bu durum?
Ortaokulda sınıfı terk edinceye kadar babamın kim olduğunu saklamak zorundaydım. Yalanlarla büyümenin ruhumda ve bedenimde açtığı yaralar tarih dersinde hocaya isyan etmemle kapanmadı tabii. Fakat bünyem ve beynim çok güçlü olduğu için bunlarla yaşamak beni zayıflatacağı yerde kuvvetlendirdi. Yaşamım boyunca karşılaştığım zorluklar da beni hep kamçılamıştır.

İnsanların bilmelerini istediğiniz asıl şey ne?
Bilmelerini istediğim her şeyi kitabımda anlattım… Bir yazar olarak kitaptaki mesajlar doğru anlaşıldığını ve anlatımdaki özelliğin tadına vardıklarını duymak beni çok mutlu ediyor. Doğadan başlayarak her tarafa sinen haksızlık ve eşitsizliğin yarattığı savaşlara dur demek için insanların kendi özlerine, vicdanlarına dönmesi gerektiğini, eğitimsiz demokrasinin asla mümkün olmadığını unutmamaları gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl TBMM resmi bir belgeyle Çerkes Ethem’in hain olduğuna dair bir kararın Genelkurmay dâhil hiçbir bakanlıktan çıkmamış olduğuna dair bir rapor sundu. Bu kararın içeriği ne ve siz bununla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Milli Eğitim Bakanlığı’na dava açıyorum. Altmış yıl neye dayanarak ders kitaplarında “Çerkes Ethem kardeşler haindir” yazdıklarının hesabını versinler bakalım.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam