VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Yazarken kendini keşfetmek romanın yazarına armağanı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yazarken kendini keşfetmek romanın yazarına armağanı

“Kırık Rapsodi”, Macaristan-Türkiye-Fransa üçgenindeki bir ailenin hikâyesini anlatan üçlemenin ilk kitabı olmasının yanı sıra, yazarı Neslihan Stamboli’nin de ilk kitabı...

Canan Hatiboğlu

Kitabın başında “hikâyenin kısmen gerçekler üzerine kurulduğuna” dair bir bir cümle var. Hikayeyi de anneannenize ithaf etmişsiniz. Hikayenin ne kadarı kadarı ne kadarı gerçek?

“Kırık Rapsodi”, 20. ve 21. yüzyılda geçen, Macaristan-Türkiye-Fransa coğrafyasında bir ailenin dört kuşağına yayılan üç romanlık serüvenin ilk kitabını oluşturuyor. İlk bakışta tekdüze, sıradan, önemsiz gözüken yaşamların içinde bile bir öykü gizlidir. Başkalarını duygulandıracak, düşündürecek, eğlendirecek ya da heyecanlandıracak bir öykü. Ancak yaşam öykülerinin romanlaştırılabilmeleri için olay örgüsü hâline getirilmeleri gerekiyor. “Kırık Rapsodi” de zamanın silmeye yüz tuttuğu gerçek bir hikâyenin hayaller ile beslenmiş, biraz değiştirilmiş, biraz eklentiler, biraz kesintiler yapılmış bir izdüşümü... Aileme ait bir öyküyü hayal dünyam ile besledikten sonra kurguladığım bir roman dizisinin ilk basamağı... Aile içinde söylene gelen birkaç cümleden, kısacık birkaç anekdottan, eski fotoğraflarda dikkatimi çeken bazı ayrıntılardan hareket ederek yarattığım bir dünya... Tüm günlükler, mektuplar hayalimin ürünü... Ama belki romandaki karakterlerin temsil ettiği akrabalarım da, zamanında benzer günlükler ve mektuplar yazmıştır. Belki Alexandra’nın her yıldız kaydığında, “Hep yanımda ol” demesinin ardında, benim hayal ettiğim gibi gerçekten bir yapayalnız kalma korkusu yatıyordu, belki de çok daha başka korkular ve umutlar...

İçinde otobiyografik öğeler de olan bu hikayeyi neden anlatmak istediniz?

“Kırık Rapsodi” biyografik ya da otobiyografik bir roman değil. Kalbimde çok önemli bir yeri olan anneannemin ve ağabeyinin yaşadıklarından yola çıkarak kurguladığım bir roman. Beni bu yolculuğa sürükleyen dürtü, hep mutsuz biri olarak hatırladığım anneanneme yaşayamadığı mutlu bir son kurgulama, hayalimde de olsa onu mutlu etme çabası oldu sanırım.


Rüya karakteri sizden neler taşıyor?


Rüya, ailemizde benden sonra gelen dördüncü kuşağı temsil etmek üzere kurguladığım bir karakter. Ve “Kırık Rapsodi”deki diğer karakterler gibi o da gerçek hayatta temsil ettiği kişiyi tam olarak yansıtmıyor. Belki zaten temsil ettiği sadece bir kuşak... Yarattığım karakterlerin bir çoğu benden irili ufaklı bazı izler taşıyor. Bunu kimi zaman bilinçli olarak yapıyorum. Ama bazen de, bilinçaltımın benden izinsiz kendini o veya şu karakterde su yüzüne çıkarttığından eminim. Bunları keşfetmek ve bu yolla kendini bir nebze olsun tanımak da romanın, yazarına armağanı sanırım.

Kitapta zor derece konulara değiniliyor. Mesela aristokrasinin bakış açısını, Alex’in annesinin Yahdilere bakış açısı... Anlatırken yanlış anlaşılacağınıza dair üzerinizde bir baskı oluştu mu?

“Kırık Rapsodi”deki karakterleri oluştururken özellikle karşıt görüşleri bir araya getirecek bir denge oluşturmayı hedefledim. Örneğin, Alex’in annesi Gizella’nın karşısında, onun görüşlerine karşı çıkan, ayak direyen çocukları var. Alex ve ağabeyi Karoly aristokrat geçmişlerini hor görüyorlar. Diğer taraftan her türlü aile baskısına direnerek Musevi dostlarından ve delicesine âşık oldukları Musevi sevgililerinden asla vazgeçmiyorlar. Bu çatışmalar gittikçe derinleşerek ve genişleyerek okuyucuyu düşünmeye itiyor. Özetle, mutlak bir gerçek olmadığını ve farklı bakış açılarını anlamaya çalışmak gerektiğini vurgulayan bir romanın yazarı olarak yanlış anlaşılacağıma dair herhangi bir kaygım yok.

ÖN ARAŞTIRMA AYLAR SÜRDÜ

Anlattığınız karakterler birbirinden çok farklı anlayışlar ve bakış açıları içerisinde... Buna rağmen tarafsız bir anlatım göze çarpıyor. Bu tarafsızlığı nasıl sağladınız?

Aslında sorunuzun cevabı sorunun içinde... Farklı anlayışlar ve bakış açılarına sahip karakterlere hemen hemen eşit miktarda yer verdiğiniz zaman, tek taraflı bir görüşü dayatmaktan ziyade, okuyucuya, konuyu kendi düşünce süzgecinden geçirerek değerlendirme özgürlüğünü tanıyorsunuz. Bu da anlatıyı tarafsız kılıyor.

İki zamanlı yazmanın zorluğu ve kolaylıkları neler?

Yaratmanın verdiği haz öylesine büyük ki zorlukları unutturuyor galiba... Dolayısıyla iki zamanlı yazmanın zorluklarından değil, bana sağladığı imkânlardan söz edebilirim. 2004 yılında başlayan çerçeve hikâye ile 1915 yılında başlayan ana hikâyeyi giderek artan sıklıkta örtüştürmek suretiyle, iki farklı kuşağın (Rüya’nın ve Alex’in) bir ayna gibi birbirini yansıtmasını sağlayabildim. Böylece aynı iç çatışmayı, farklı devirlerde ve mekânlarda gösterme şansım oldu. Bu örtüşme, “Kırık Rapsodi” ile başlayan üç romanlık serüvenin örgüsündeki farklı bakış açılarını bağlayan ortak ana temayı çeşitlendirerek güçlendirmeme de olanak tanıdı.

Özel bir araştırma süreci oldu mu? 1920lerin, ‘30’ların Avrupa’sı, özellikle Macaristan’ı üzerine özel bir araştırma yaptınız mı?

Ön araştırmalarım aylar sürdü ve yazmaya başladıktan sonra da değişen yoğunluklarda devam etti. Yaşamadığım bir dönemin ruhuna girebilmek, o dönemin insanlarından biri olabilmek için sadece tarihi olayları değil, sosyal ve kültürel yaşamı, önemsiz görünen ayrıntıları da didik didik inceledim. Farklı dillerde yazılmış çok sayıda tarih kitabı ve Macar yazarların o yılları ve o yılların insanını çözümledikleri eserlerini okudum. Adım adım Macaristan’ı, İtalya’nın Liguria kıyılarını, sokak sokak Paris’i gezdim. Budapeşte ve Londra’da çeşitli müze arşivlerinde günler geçirdim. Budapeşte’deki bir caddenin hangi dönemde, ne kadar süreyle, hangi ad ile anıldığından; 1927 yılında Macaristan’daki belirli bir sosyal sınıfın en çok dinlediği şarkıya; buz gibi bir kış gecesinde Paris’teki bir sokaktan diğerine koşar adım kaç dakikada gidilebileceğinden; İkinci Dünya Savaşı sonunda Stalin ile Churchill’in, geleceğin Demir Perde ülkelerinin kaderini belirlemek üzere el yazısıyla düştükleri notlara kadar çeşit çeşit bilgiler içeren bir dağarcık oluşturdum. Topladığım bu bilgilerin tamamını romanımda kullanmamış olsam bile, tüm bu ayrıntıların yazdıklarıma dolaylı olarak yansıdığını ve anlatıya gerçeklik kazandırdığını umuyorum. Diğer taraftan böyle bir araştırma sürecinin, romandaki karakterlerin okuyucuya bilgi aktaran kuklalar olmaktan kurtulup sevilen veya nefret edilen ama her halükarda okuyucunun kendinden bir iz bulduğu etten kemikten insanlar haline gelmesine de yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Paylaş