VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Şubat 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > Yazarların okurları, okurların da yazarları vardır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yazarların okurları, okurların da yazarları vardır

Cem İleri, “Yazının da Yırtılıverdiği Yer”den sonra “Okurun Belleği” ile okuma deneyimlerine/ denemelerine devam ediyor. Bu kez kitabında tek yazar yok. Ama Sebald ne yapıp etmiş öne çıkıp odağa oturmayı başarmış.




Önceki kitabınız “Yazının da Yırtılıverdiği Yer”, Bilge Karasu’yu okuma denemesiydi. Bu kez de merkeze Sebald’ı alan “Okurun Belleği”ni kaleme aldınız. Neden deneme ve neden okuma üzerine bir kitap?

Adorno, “Biçim Olarak Deneme” adlı yazısında buna en iyi yanıtı veriyor. Denemeyi kuramdan, incelemeden, edebiyat/sanat tarihinden, felsefeden ayıran nitelikleri sıralarken, bilimle sanat arasında kalan muğlâk yapısının, çocuksuluğun esinini yansıttığını söylüyor. “Deneme yazarı, deneysel kompozisyonlar kaleme alan biridir; nesnesini evirip çeviren, sorgulayan, sınayan, ona dokunan, onun hakkında düşünen, değişik açılardan ona saldıran, gördüklerini zihnin gözüyle toparlayan ve yazma sırasında yaratılan koşullar altında nesnenin görülmesine izin verdiği şeyleri söze döken biri.” Denemenin nesnesi hemen her şey olabilir, ama burada altı çizilen “kültürel olarak önceden biçimlendirilmiş belirli nesneler”dir. Sanatçı, yazar, sanat yapıtı. Okuma da bu önceden üretilmiş, hazır nesneye yaklaşmanın yollarından biri. Denemenin nesnesiyle ilişki kurma biçimlerinden biri. Nasıl evirip çevirmek, sorgulamak, sınamak, saldırmak farklı mesafe ayarlarını gerektiriyorsa, okumak için de bir mesafe belirlemek gerekiyor. Yorumlamaktan, eleştirmekten, analiz etmekten, sınıflandırmaktan, konumlandırmaktan farklı bir eylem. Yazının yırtılıverdiği yer, tam da okurun belleğinin ortaya çıktığı, okurun bir aktöre dönüştüğü yeri işaret ediyor. “Okuma denemesi”, kabaca, okuma eyleminin yazıya geçirilmesi çabası olarak nitelenebilir. Ama buradaki tehlike ya da Adorno’nun “yöntemli bir yöntemsizlik” dediği çelişkili konumdan güç alan olanak, “okuma”nın da bir süre sonra denemenin nesnelerinden biri haline dönüşmesi olasılığından kaynaklanıyor. Deneme bu durumda hem ele aldığı yapıt hakkında hem de bu yapıtı okuma biçimi hakkında düşünmeye başlıyor. Adorno bunu şöyle açıklıyor: “Deneme, konu hakkındaki düşünüşün de nesnenin kendisi kadar karmaşık ve bileşik olması gerektiğini savunur.”

Sebald’ı kitabınızın merkezine koyan nedir? Bu soruyu sadece edebiyat ve yazın tarihi açısından değil sizin kişisel hayat ve okuma serüveniniz açısından da soruyorum.

Mmekân, sanat, edebiyat ilişkileri üzerine başka bir kitap yazmakla meşguldüm. Önceden bu konuda yazdıklarımı da kapsayacak bir çalışma. Sebald, halen yazmaya devam ettiğim bu kitabın bölümlerinden biriydi. Giderek genişledi, Walter Benjamin’le birleşti, hatta o kitabı içeren ne varsa hepsini kapsamaya başladı ve sonuçta bağımsız bir okumaya dönüştü. Kitabın merkezinde aslında Sebald kadar Walter Benjamin de var. Hatta şöyle söyleyebilirim, bu kitaptaki amaçlarımdan biri de bu merkez figür, üzerine yazılan, hakkında konuşulan yazar meselesini ele almaktı. Bu iki isme başka isimler de ekleniyor. Marcel Duchamp, Gerhard Richter, Daniel Libeskind, Peter Zumthor, Bruno Schulz, Georges Perec gibi ilk bakışta Sebald’la ilişkilendirilemeyecek yazarlar, sanatçılar, mimarlar. Dolayısıyla merkez figürün parçalanması, benzerleriyle bir araya getirilmesi, başka disiplinlerle ilişkilendirilmesi söz konusu. Bu biraz da benim kişisel okuma serüvenimin, ilgi alanlarımın Sebald’la birleştirilmesi sonucunu doğuruyor.

TEŞBİHTE HATA OLMAZ
“Proust belleğin Newton’ıysa, Sebald da Einstein’ıdır” sözünü biraz açalım mı? Zira bu “Biri olmadan diğeri olmazdı ama birbirlerinin takipçisi de değiller” anlamına da geliyor. Evet, bilim tarihinde bu ilintileri kurmak mümkün ama edebiyatta bu tür tanımlar genelde aynı akımın içerisinde olanlar için yapılır. Ne dersiniz, bu da bize edebiyat ve yazın tarihine başka bir okuma mı öneriyor?


Teşbihte hata olmaz! Kulağa fena gelmiyor aslında ama ne anlama geldiğini bilmiyorum, bu sözü ben söylemedim zaten! Kitap, film tanıtımlarında çok sık kullanılan klişe bir kalıp vardır, Proust, Walt Disney’le bir film çekse, o sırada oradan geçen Pasolini de muhabbete katılsa, gökten üç elma düşse işte böyle bir şey çıkardı ortaya gibi! Ama sözü ciddiye alırsak, edebiyatta bu silsile meselesi önemli. Biri olmasaydı diye düşünmek, alternatif tarihçiliğe götürür bizi, o da tehlikeli, ama aralarında bir ilişki olduğu aşikar. Ben bu ilişkiyi kitap boyunca sürdürmeye çalışıyorum, “Proust okuru Benjamin”, Benjamin okuru Sebald” ve zaman zaman Proust okuru Sebald” gibi bağlantılar söz konusu. Bunlara birbirini okuyan, farklı silsileler, kendi içlerinde takımyıldızlar oluşturan birçok isim de dahil oluyor. Yine Adorno’nun deneme hakkında dediği gibi: “Ayrı ayrı birbirinin karşısında konmuş unsurlar denemede okunabilir bir bağlam halinde bir araya gelir. Öğeleri kendi içinde bir kümelenme halinde kristalleşir, bir takımyıldız olur.” “Kafka okuru Canetti”, Perec okuru Sebald”, “Baudelaire okuru Benjamin”, “Enis Batur okuru Cem İleri” gibi çeşitlendirmeler de sık sık çıkıyor karşımıza.

Kitabınızın adı “Okurun Belleği.” Bu yüzden basit gibi görünen bir soru sormak isterim: Sizin için “okumak” nedir ve okur kimdir? Herkes aynı metinden aynı yere mi varır, aynı süreci mi yaşar? Okumanın ve okur olmanın bir çok boyutluluğu, katmanları ya da derinliği varsa, bu her kitap ve herkes için geçerli midir?

Kitaptan bir alıntıyla buna yanıt vermek isterim, bu kendi okuma deneyimimi en doğru biçimde yansıtıyor sanırım. “Okurken birtakım notlar almaya başlıyorum, notlar birikiyor. Bir ayrıntı beni başka bir yere yönlendiriyor. İçimde şöyle bir his doğduğunu anımsıyorum: şu an okumakta olduğum kitabı değil de ötekini okumalıyım, çünkü okuduğum bu kitap beni öteki kitaba yönlendiriyor. Bundan önce, defalarca okuduğum bu kitaptan önce, defalarca okuduğum öteki kitabı okumalıyım. Derken bu rastlantısal malzemenin kimi öğelerinin birbirleriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Giderek her şey birbiriyle bağlantılı olmaya ya da bana öyle gelmeye başlıyor. Yazarın tüm bunları bilinçli olarak yapıp yapmadığı sorusu zihnimi asla terk etmiyor. Bir yandan bulduklarımdan memnuniyet duyuyor, bir yandan da bunların gerçek olup olmadıklarını, başkalarının da aynı noktalarda aynı şeyleri akıl edip etmediğini merak ediyorum. Asla emin olamadığımı anımsıyorum. Okur olma durumunun bir tür anatomisi çıkıyor ortaya yavaş yavaş. Tabii Sebald’ın, okurun bu duruma düşebileceğini hesaplamış olabileceğini düşündüğüm anda, her şey yeniden, sıfır noktasından başlıyor. Bu sefer karşımda, deneyimimi öngörmüş, bu deneyimi yazısının içine potansiyel olarak yerleştirmiş, arayıp bulduğum her şeyi benden önce akıl etmiş yazar var.”


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163