VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Ekim 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Yazı benim kutsalım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yazı benim kutsalım

İlk romanı “Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız?” ile olumlu eleştiriler alan Mustafa Mutlu, ikinci romanı “Sonra Yeniden Hayat Başlar”da bir zor gün hikâyesi anlatıyor. “En doğru düşünme biçiminin insanın iç sesi olduğuna inanıyorum” diyen Mutlu, romanında bir ailenin nasıl birbirinden uzaklaştığını anlatıyor.

Canan Hatiboğlu

“Kendimi bildim bileli yazıyordum ve yapabildiğime inandığım başka bir şey ne yazık ki... Yoktu!” diyorsunuz önsözde. Yazmak bir lanet midir?
Yazmamamın dışında başka yeteneklerimin de olmasını; hayatın çok sesliliğinden, çok renkliliğinden ben de yararlanmak isterdim. Bunu sadece gözlemci olarak yapabiliyorum. Bu da büyük bir lütuf... Çünkü etrafında olan bitenin farkında olmayan milyonlarca insanın arasında gözlemleyebilen bir insan olmak da ayrıcalık, bunun için şükrediyorum. Ama başka şeyler de yapabilmek isterdim doğrusu... Kendim için de olsa keman ya da piyano çalabilmek, resim yapabilmek isterdim mesela. Ama tabii ki gözlemleyebilen bir insan olarak onca birikimi, gözlediklerini de içine atamıyorsun. 14 yaşımdan beri durmadan yazılı paylaşma yolunu seçiyorum. İlk önce durmadan kendime yazılar yazdım, sonra yazıyla ilgili bir meslek seçtim. Bu sefer anlattıklarım çok günlük ve sert olaylar olmaya başladı. Öykü, romanla biraz teselli bulmak istedim günümüzün çok yoğun temposunda. Yazıyı lanetleyemem. Benim sırdaşım, hayat arkadaşım, ekmek kapım... Yazıyı lanetleyebilir miyim? O benim kutsalım.
Daha önceki kitabınız “Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız?” yedinci kitabınız. “Sonra Hayat Yeniden Başlar” yayınlamadığınız altı kitaptan mı yoksa sekizinci kitabınız mı?
Hayır, sekizinci kitabım. O altı kitap asla yayınlanmayacak...
Neden?
Bir çok nedeni var aslında. Çok naifler her şeyden önce... Bir-iki tanesi çocuk yaşta yazdığım kitaplar. Yazma denemeleri sırasında fazlasıyla özelleşmiş kitaplar. Özel hayat değil tamamen ama benim için özelliği olan kitaplar. Bugünkü gözle on-on beş sene önce yazdığım kitapları yayınlanmak üzere yeniden düzenlesem ruhunu kaybederim. Ben o ruhu kaybetmek istemiyorum.
“Sonra Hayat Yeniden Başlar” sizden ne taşıyor?
Hiçbir şey taşımıyor ve çok şey taşıyor. Kitap, içinde yaşadığım toplumun bir fotoğrafı... Tamamen benim uydurmam... O aile somut olarak yok. Ama gerçekçilikten hareket ettiğim için aşağı yukarı her sokakta rastlayabileceğimiz ailelerden birini anlatıyor. O yüzden doğal olarak benden de izler taşımakta...
KARAKTERLER DE BİZİM
KADAR BERABER
Kitapta kalabalık bir ailenin hayatı anlatıyor ve karakter sayısı çok fazla... Kalabalık bir ortamı özellikle mi tercih ettiniz?
Biz aslında kalabalık bir toplumuz. Avrupa’da çekirdek aileler de bölünmeye başladı, biliyorsunuz. On sekiz yaşına gelen çocuklar kendileri istemeseler de kendi ayakları üzerinde dursunlar diye aileleri ayrı ev açıp gönderiyorlar. Biz hâlâ anneanneleri, dedeleriyle yaşıyan bir toplumuz. Çoğunlukla büyük kentlerde bu olanak kalmasa da yine de zor günlerde kalabalıklaşabiliyoruz. Ben de bir zor gün hikâyesi anlattığım için bu hikâye kalabalık oldu.
Özellikle mi zor gün hikâyesi seçtiniz? Sonuçta birbirinden kopuk bir aile, yeniden bir araya geliyor....
Bizim gibi... Biz ne kadar birlikteysek; büyük şehirde yaşayan aileler ne kadar beraber olabiliyorlarsa o kadar beraber olabiliyorlar. Ne kadar kızıyorlarsa o kadar kızıyorlar, ne kadar seviyorlarsa o kadar seviyorlar. Karakterlerim de birbirlerini çok seviyorlar. Zor gün özellikle seçilmedi. Hikâye kendiliğinden öyle oluştu.
Bir taraftan da karakterler Türkiye gündeminin sürekli içindeler, dahası olaylarla bağlantılılar....
Karakterlerin hepsi okumuş yazmış insanlar. Türkiye’nin siyasi yapılaşması içinde farklı yerlere savrulmuş kardeşler... Baktığınız zaman Türkiye’de böyle kardeşler çok. Bakıyorsunuz bir kardeş aşırı solda, diğeri aşırı sağda. Ortada onları bir araya getirmeye çalışan genellikle ablalar, ağabeyler olur. Böyle savrulmuşluklar var ve bu savrulmuşluklar Türkiye’nin sert bir gerçeği... O savrulmuşluklar olmasa belki toplum yaşantımız da başka olabilir ama o savrulmuşluklar var.
Peki bu savrulmuş insanları bir araya getirmek nasıl mümkündür?
Genelde zor günlerde mümkündür. Aslında mutlu günlerde bile bu bir araya gelişler bile pek olmuyor artık. Eğer kopuş biraz derinleşmişse mutlu günler göz ardı edilebiliyor. Eğer hastalık, ölüm söz konusuysa bundan kaçış olmadığı için ne kadar koparlarsa kopsunlar sevdikleri o insanın başında olmak istiyorlar.
Romanı küçük bir Türkiye izleği olarak ele alıp Türkiye’yi bir aile olarak düşündüğümüzde bizim birbirimize kenetlenebilmemiz için Kurtuluş Savaşı mı çıkması gerekiyor?
İnsanlar nasıl zor günlerde bir araya geliyorsa toplumlar da zor günlerde bir araya gelip çatışmaları unuturlar. Tarihi bir kenara bırakıp duruma kenetlenirler. Gerçekten de Kurtuluş Savaşı örneği doğru bir örnek... Elbette öyle şeyleri bir daha yaşamayalım. Ama bizim o zor günleri beklemeden birbirimizi anlayabilmenin yolunu bulmamamız gerekiyor.
HERKESİN SEVGİ
POTANSİYELİ VAR
Anlaşabilmenin yolu kitapta biraz da sevgi olarak gösteriliyor...
Çok insanca değil mi?
Çok insanca ama günümüz dünyasında çıkarlar bu kadar ön plana çıkmışken sevgiyi gösterebilmek mümkün mü?
Aslına iç sesinizi biraz dinlerseniz mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu kitapta çok fazla iç ses var. En doğru düşünme biçiminin insanın iç sesi olduğuna inanıyorum ben. O kadar içten ve sıcak olabilseler; yaptıkları sorgulamaların doğru sonuçlarını hayatlarına geçirebilseler Dünya’da sorunun yaşanmayacağına inanıyorum. Herkesin içinde bir sevgi potansiyeli olduğuna inanırım ben. Bunu yapabilmeyi öğrenmeliyiz. Evet, çevremizde çok kötü şeyler oluyor, nüfus arttıkça paylaşım savaşı artıyor. Ama tüm bunların içinde Dünya nüfusu bir milyar da olsa yüz milyon da olsa aslında biz tek kişiyiz.
Bir yıl öncesine kadar neden yazarlık yönünüzü ortaya çıkarmadınız?
Ben yine de planlamıyordum aslında... İlk kitabım “Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız?” biraz kazayla yayınlandı, Buket’in(Aşçı) gazına geldim. Kitap yazdığımı söyledim, bir de baktım Doğan Kitap’la randevu alınmış.
Yazdıklarımı paylaşmak, insanların “Ben bunu yaşamıştım...” demeleri hoşuma gidiyor. Yazdıklarımı yayınlayamaya devam edeceğim. Zaten yazmak benim için zor bir şey değil, sahneye çıkmak zor bir şey... Romana devam edeceğim ama arada bir ya da iki tane de olsa mesleğimle ilgili kitaplar yayınlamayı düşünüyorum.
Gazetecilikle yazarlığın besleyen ve törpüleyen yanları neler?
Törpüleyen en önemli yanı, meslek hastalığımız, olayları kanıksamamız. Biz olayları çok hızlı yaşıyoruz. Her olayın acısını, sevincini yaşayamadan sadece yazmayı ya da haber yapmayı düşünüyoruz. Bu da olaylar karşısında yabancılaşma psikolojisini getiriyor. Dünyanın en önemli haberleri bile bizim için haberden ibarettir. Bu haber bazen manşette, bazen sürmanşette, bazen de tek sütundur; ama sonuçta yazıdan ibarettir.
En olumlu tarafsa inanılmaz renkli, bol karakterli bir romanın başrol oyuncularından birisinizdir. Çünkü işiniz gereği hep içindesinizdir. Çok karakter tanırsınız, çok olay öğrenirsiniz.
Romanlarınızda gerçeklikten kopmama isteğiniz mesleğinizle alakalı mı?
Ben sosyalistim. Edebi akım olarak da sosyalist gerçekçiliğe inanırım. O yüzden toplumda olup biten her şey benim ilgimi çeker. Elbette ki uçuk filmleri izlemeye bayılırım, farklı kitapları okurum ama tarz olarak benim yaratı alanım dışına çıkıyor.
Ben daha çok toplumda ne kadar sevgi ne kadar öfke varsa onunla ilgileniyorum. Toplum da elbette benim gözlemlediğim toplumdan ibaret... Bu toplumun bir parçasında mafya da var ama benim mafyayla alakam olmadığına göre mafyayı yazacak halim yok. Kendim gibi insanlarla oluşturduğum bir hayat var. Doğal olarak o sınırlı çevrenin küçük fırtınalarını ve o küçük fırtınalardaki derin huzuru, o derin huzurdaki büyük fırtınaları anlatmaya çalışıyorum.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163