VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Yazmak bana ne kadar beyinsiz olduğumu öğretiyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yazmak bana ne kadar beyinsiz olduğumu öğretiyor

Hakan Karahan, yeni romanı ""Nehirde Kayan Yıldızlar""da 58 yıllık yaşamıyla hesaplaşan Cem""in hikâyesini anlatıyor.

Canan Hatiboğlu

Kitaptaki ana karakter Cem’in yaşamı ile sizin yaşamınızdaki bazı öğelerin örtüştüğü görülüyor. Kitabın ne kadarı sizsiniz?

Ne kadarı ben ne kadarı hayal, o kadar birbirinin içinde ki... Tam yüzde veremiyorum ama artık 52 yaşıma geldim. Hayat hakkında nedir, ne değildir, şöyle bir içimi dökeyim dedim. İnsanlar, meslekler, yalanlar, doğrular, ilişkiler, arkadaşlıklar, dostluklar, sahte olan ve olmayan her şey hakkında ne düşünüyorum yazmak istedim. Tüm bunlar açısından benim. Ama bunları tam olarak da ben olmayan bir karakterin üzerinden vermek istedim.

Cem BENİM YAŞLI HALİM
Tam tersini sorayım öyleyse, Cem’le aranızdaki fark ne?


Cem benim daha yaşlı halim. Ayakları yere basanım; daha ak koyun mudur, kara koyun mudur muhasebesini yapabilen, hesabını bilen, daha pişman, keşkeleri daha fazla olan bir versiyonum.

Cem’le farklılıklarınıza rağmen hayatla hesaplaşmanız olarak niteleyebilir miyiz?

Kesinlikle... Ben Cem’in yerinde olsaydım hayatla Cem’in hesaplaştığı gibi hesaplaşırdım.

Cem neden kendisiyle hesaplaşma gereği duyuyor?

Cem’in yaptığı hesaplaşma aslında aileyle bir hesaplaşma... Cem babasıyla arasında ne kadar büyük sevgi olursa olsun, kırgınlıklar yaşamış, hayal kırıklığına uğramış biri... Tam bir ilişki kuramamanın sebebi bazen kendisi bazen de babası... Ama Cem’i rahatsız eden vicdanı ve babasının kanser olduğunu öğrenince bir şekilde o vicdanı temizlemesi gerekiyor. Keşkeler olsun istemiyor. O yüzden ortak bir kadere doğru gidiyor iki yaşlı adam.

Cem’in ilk durduğu depresif konuma bakarsak bir yandan tutkularıyla yaşadığını söylerken diğer taraftan tatminsiz...

Hayat öyledir ama... Ara Güler’le yapılan bir röportajda Ara Güler henüz hayatının fotoğrafını çekmediğini söylüyordu. Herkes için böyledir hayat. Ama Ara Güler’in nerelerde gezindiğini, kimlerle tanıştığını, ne hikâyeleri yansıttığını hepimiz biliyoruz. İmkân var mı Ara Güler’in daha o fotoğrafı çekmemiş olmasına?

Tatmin edici bir hayat yaşamak mümkün mü?

Hayatı, sonu hüsran olsa bile zorlamak lazım. Ben bu yolun yolcusu olmaktan bahsediyorum. Hepimizin mutlu ya da mutsuz olduğumuz, tatmin olmadığımız bir sürü şey oluyor. Binlerce kez bilinçli olarak bu dünyaya gelmediğimize ve “Ya ben bunu geçmiş hayatımda yaşamıştım zaten, bu sefer de bunu deneyeyim” diye bir alternatifimiz olmadığına göre yaşamak lazım.

Cem’e bakıldığı zaman bir noktada zorluyor...

Bir noktada da oldukça bunalımda... Çarşıda, birahanede oturuyor. Tam anti-depresanlık... Onu tekrar ayağa kalkmaya zorlayan babasının hastalığı... Aksi takdirde bitti. Yoksa kitapları satmıyor, filmleri iş yapmıyor, “Ben ne için yola çıktım, nerelerde tıkandım kaldım, param pulum azalıyor”... Böyle dertlerin içerisinde...

İktidar ve travma

“Mutluluk ve güveni aramak saflar içindir” diyor Cem. Konformist olmak kötü müdür?

Hımbıllığın her türlüsü kötü bana göre... Bir şekilde cesur yaşamakla, cesur yaşamamak arasındaki fark bir kişinin beyninden, ruhundan, fiziki özelliklerine kadar her tarafına siner; ben bunu çok gözlemledim. Herkes için konformist olmanın hiç uygun olmadığı yıllar gelecek... Mutlaka en konformist bile kıçına burnuna borular takıldığında “Keşke kıçımı kaldırıp şu hayatı yaşayabilseydim” diyecektir. Bir eli yağda, bir eli balda olmak ve o sahte güvenin içerisinde durmak bana göre değil.

Yaşlanmak erkekler için nasıl bir travma?

Erkekler için herhangi bir şekilde iktidardan düşmek bir travmadır. Cinsel libidonun azalmasından tutun çirkinleşmeye kadar ya da en iyi yaptığınız işin başkaları tarafından daha genç birilerine verilmesine, hatta herhangi genç ve güzel bir kadının karşısında acz içinde kıvranmaya kadar hepsi girer. Bütün bunlar birer travmadır. Bunları kolay atlatmak, kabullenmek lazım...

Kolay atlatmak mümkün mü?

Kolay atlatmak mümkün elbette, farkındalık ve olgunlukla... Muhallebi çocukları atlatamaz.

Cem gibi tıkandığınız noktalar oluyor mu?

Her gün... Tahminimden bir yıl fazla sürdü kitabın çıkması. Kaç kere ben daha fazla ilerleyemiyorum dedim. Bıraktım, sabahlara kadar uyuyamayıp tekrar kalemi elime almak zorunda kaldım. Zorlamadan olmuyor. Zorlayınca da insan kendi kapasitesini geliştiriyor, yüreği olsun, beyni olsun, kalemi olsunÖ Bana göre bugüne kadar yazdığım en güzel, en mânâlı romanı yazdım. Bugüne kadar ne yazarsam yazayım, bu kadar acı çekmedim, onu biliyorum.

Yazmak size ne öğretiyor?


Sonuçta yazı yazarken kendi kendimin dışına çıkıp başka bir insan olabiliyorum. Sonu olmadığına göre daha çok kendi kendimin dışına çıkıp daha üretici bir hale gelebilirim, yazmak bana öncelikle bunu öğretiyor. İki, sabır öğretiyor. Üçüncü olarak ne kadar gerizekalı ve beyinsiz olduğumu öğretiyor. Hakikaten hiçbir kabiliyetim olmadığını öğretiyor, dört. Ama kitabı rafta gördüğümde tekrar kendime güvenim geri geliyor.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam