VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2014 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yazmak beni hayata bağlıyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yazmak beni hayata bağlıyor

Radyocu ve yazar Arzu Çağlan, “Ben, Sen ve O” isimli yeni kitabında aşktan kaçan ama yine aşka sığınan bir kadının yaşadıklarını anlatıyor ve okuru üç farklı ülkede geçen masalsı bir yolculuğa çıkarıyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN



Sizi daha çok sesinizle tanıyoruz, şimdi cümlelerinizle de varsınız. Sizi yazmaya iten nedir?
Kendimi bildim bileli, radyoculuktan önce de yazmayı hayal ederek büyüdüm. İlk part-time işim bile üniversite yıllarındaydı. Moda’da sahaf Nilgün Özdemir’in yanında kitapçı dükkânında çalışıyordum. Maaş yerine bütün kitap ve dergileri okuyabiliyordum. Radyo programım, çok canlı, hızlı ve güçlü idi. Ama hızlı olduğu kadar da çabuk akıp giden ve çoğu zaman iki şarkı arasına, 3 dakikalık sürede konuşman gereken bir alan. Neyi ne kadar anlatabilirsin? “Neden yazıyorum” diye hiç düşünmedim ama yazdığım zaman hayata nasıl şiddetle bağlandığımı biliyorum. Dışarıda son derece kontrollü bir dünya var ve sen ona hayır diyerek, kucağında defterin kendi dünyana geçiyorsun. Bunu yıllarca okuyarak yaptım ama gazete yazıları, gezi yazılarım, röportajlarım derken, önce “Seksi Şey”, sonra da son romanım ortaya çıktı. Yazmak, radyoda konuşmanın tam tersi bir buluşma biçimi. Ben buna okurla telepatik bir buluşma diyorum. Ortada radyonun aksine ses yok, yazdığım sözcükler üzerinden zihinlerimizde bir noktada birleşiyoruz.


Yazmak sizi radyoculuk yapmak kadar tatmin etti mi?
Radyoda malum kraliçe gibiyim. Yüz binlerce insana ulaştım 21 yıl içinde. Sesli iletişim ile koca bir kordon bağı ile bağlandık dinleyicilerime. Ama kitap da çok ayrı. Senin hiç aklına gelmedik bir yerde ki -sosyal medya sayesinde çok sık oluyor bu- beni radyodan hiç bilmese de bir arkadaşının evinde kitabımı bulup, ya da havaalanında kapağını beğenip alıp bana uzak ülkelerden mesaj atanlar oluyor. Ya da okudukları beğendikleri cümlelerin altını çizip, fotosunu yollayanlar... Başka türlü bir tatmin, bir anlaşılma duygusu, şu uzay filmlerindeki gibi inilen gezegendeki, garip bir lisanı saniyede çözebilme zaferi veriyor bana okurlarım.

ONAYLANMIŞ PERİ MASALI
Romanınızda son aşkıyla yaşadıklarından başlayarak ilk aşkıyla yaşadıklarını anlatan bir karakter var. İlk aşkın tecrübeleri sonraki aşklarımızda sizce ne kadar etkili oluyor?
İlk aşkın öyle filmlerde veya şarkılarda olduğu gibi çok önemli, romantik ve belirleyici olduğunu düşünmüyorum. İlk aşkta yaşanan zafer veya yenilgiye toplumun biçtiği değer travmatik yapıyor insanları aslında. Arkadaşlar ve aile, sizin ilk ciddi ilişkinizde ayrılık değil evlilik bekliyor nedense. Eğer bunu yapamıyorsanız, etiketleniyorsunuz. Birkaç kez daha bu hata yaşanırsa, bak sen şu zavallıya durumu başlıyor... Kimse aşkın aslında kendini bir arayış olduğunu falan düşünecek durumda değil. Malum, tüketim toplumu, bir an önce kredi, düğün, tek taş, sisteme dahil olmak lazım. İlk aşkla gelen mutlu son, toplumun kendince uygun gördüğü bir mutlu son. Onaylanmış bir peri masalı. Masalın kendisi içinde yaşananlar değil, masalda prens veya prenses iken kurbağa olmak, sonraki aşklara öfke, sinsilik, plancılık, kendini korumacılık içinde başlamamıza sebep oluyor. Korktuğumuz bir kez daha yenildin diyen kalabalıklar aslında. Aşkın acısı bile güzel çünkü.

ÇITIR GURME
İstanbul, Milano ve New York’ta geçen bir roman. Bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmak zor olmadı mı? Asla... Üç şehir daha koyardım ama çok kaos olurdu. Okuduğum kitaplarda kentlerin izini sürmeyi çok severim. İnsanların kendilerinde bilmedikleri şeyleri, bir kalabalık kent veya küçük yaşlı bir köy aniden ortaya çıkartıverir. Bu garip sürprizleri yakalamak ve yazmak kadar keyifli bir şey yok. Umut ile New York’ta yaşanan aşkı, o kentin ritmi içinde anlatmak beni yazarken ağlattı. Umut ve sevgilisi, çılgın ama yalnız bir şehirde, aşkı bulacak kadar şanslı olsunlar ama bunun kıymetini bilemeyecek kadar da acemi olsunlar istedim. Benim için seyahat, hep gittiğim yerlerdeki insanların hayatlarını, huylarını gözetlemek, duygularını anlamaya çalışmak demektir. New York’ta romanda anlattığım gibi akşam dokuzdan sonra dilim pizza satan yerlere gelen, yalnızları izlerdim. Bir iki dilim pizza, bir içecek. Sonra kolunun altında bir gazete, kiralık video film vs. evlerine giderlerdi. Umut da öyle biri. Ve karşısına ruh ikizi çıktığı halde değerini anlayamıyor. Ben istiyorum ki, okurken “Biz böyle mantarlamayalım” desin sevgili okur.

Hayata yemek yaparak, pasta süsleyerek, kurabiyeler yaparak bakan bir kadın var. Bir aşçının dünyası görsel olarak göze güzel gelen yemekler yapmak mı, tad olarak güzel bir şeyler yaratmak mı, yoksa sadece insanları mutlu etmek mi?
Aşçılık benim ikinci dünyam. Gittiğim yerlerde insanlardan sonra bir de yemekleri incelerim. Çıtır gurme diyelim. İyi aşçının kuralı belli de, lider aşçı olabilmek önemli. Onun içinde, kendini işine adamak ve kusursuz olmak lazım. Tıpkı bir yazarın okurunu tavlaması gibi, pişirdiği yemekle şef seni ele geçirebilmeli. Onun yemeklerini herkese heyecanla anlatman lazım. Benim kadın kahramanımın, kırılganlığına, sevecenliğine ama uçarılığına en çok giden şey tatlılardı.
Makaron denilen muhteşem olay ile yıllar önce Paris’te tanıştığımdan beri, ( o zaman burada yoktu ) hep çok zarif, feminen ve rengârenk oluşu yüzünden romantik bir tatlı olduğunu düşündüm. La Duree’nin egzotik resimlerle kaplı duvarları önünde oturup, limonlu makaronumu yerken, hayal etmiştim bu karakteri. Bir kuğu gibi süzülen, aşık ve hüzünlü bir makaron şefi.

Romanda dikkati çeken bir başka nokta da karakterlerin haberleri televizyondan değil de radyodan dinlemeleri. Bir radyocu olarak radyoya bu konuda torpil geçtiniz diyebilir miyiz?
Evet, torpilin en alasını yaptım. Müzik ve radyo bolca var romanın içinde. Hem, radyoyu daha sıcak ve romantik bulduğum için, hem de televizyon seyreden bir çift bana daha çok deterjan reklamlarını anımsattığı için yani, hiç seksi değiller...

Ben, Sen ve OBen, Sen ve O

Arzu Çağlan

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163