VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yazmaya layık olmayan şeyleri yazıyorum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yazmaya layık olmayan şeyleri yazıyorum

Seray Şahiner ikinci öykü kitabında kadınların dünyasını anlatmayı sürdürüyor. Mizahi ve akıcı üslubun zevkli hale getirdiği öyküler, mahalle aralarında yaşananlardan kadın argosuna, başarılı üniversiteli kadınlardan kalbi kırık olanlara kadar pek çok profile aynı mesafede durup samimi bir okuma yaşatıyor. Davetkar ritmiyle okuyucuyu yavaş yavaş içine çeken öykülerden oluşan “Hanımların Dikkatine” okunması gereken sıra dışı bir kitap.

Sayım Çınar



“Hanımların dikkatine; overlok makinesi, ayağınıza geldi. Halı, kilim, yolluk, paspas kenarına, halıfleks kenarına overlok çekilir. Beş dakikada yapılır, hemen teslim edilir...” Bu replikler neredeyse her öykünün başında yer alıyor...
Bazı mahallelerde bu anonsu yapan overlok kamyonları dolaşır. “Hanımların Dikkatine”de bu kamyonun dolaşarak sesini duyurduğu karakterlerin hikayelerine giriyoruz sırayla. Öykülerin çoğu Samatya’da geçiyor. Aynı semtin farklı insanlarını görmek istedim. Kahramanların bir kısmı birbirini tanıyor. Kimininse tek ortak noktası, aynı anda duydukları bu kamyon anonsu.
İnsan olmak zor, kadın olmak daha mı zor ?
Birbirinden ayırıp mukayese edebileceğim iki şey değil ki bu...“Kendi” olmak zor. Hem temsil hakları açısından, hem de insanın kendi iç dünyasını yaşaması bakımından. İşi sisteme bırakırsak, kendi mayamızla kabarmamıza izin yok. Türlü kalıplar var, onlara uyman isteniyor hayat boyu. Daha ilkokulda doğruluğumuz Türklüğe bağlanıyor. Ortaokulda öğretmenler okula girerken kızların etek boyunu kontrol ediyor, erkeklere lise bitene kadar 3 numara saç tıraşı zorunluluğu var... Konserve halinde giriyorsun okula. Bu tektipleştirme, yaldızlanarak başka formlara bürünüyor. Büyüyünce de starlarla aynı kozmetik ürününü kullandığı için “güzel”; bir adamın yanına yakışacak kadın olduğu için “onaylanmış”; lüks arabaya bindiği için “mühim insan”lar olmak kalıyor bize. Biri emir, biri empoze, form değiştirdiği için fark etmemeye başlıyoruz sadece.
Bu öyküleri yazarken ortalama semtleri seçmiş olmanıza sevindim. Samatya’daki hayatı yazanlarının azlığını neye bağlıyorsunuz?
Her sokağın bir dili, bir yaşama şekli var. Herkes en iyi bildiği yeri yazıyor. Normal. Sur içinde büyüdüm. Buranın ritmini iyi biliyorum. Ama tabi herkes kendi kapısının önünü yazsa dünya tertemiz olurdu mantığı değil bu. Başka yerler de biliyorum, oraları da burayı yazdığım kadar gerçek anlatmak isterim. Bir sonraki kitap için, kendimden başka bir şey inşa etmem gerektiğini hissediyorum. Yazan herkesin kendi parmak izi vardır tamam, ama ben o ellerle başka hikayeler de yazmak istiyorum.
Tüm öykülerinizde dış metinden faydalanmışsınız, ama özellikle “Pencere Kenarı”nda, Ayşe karakteri, metnin içine hapsolmuş gibi...
Kızılay Kan Merkezi’ne kan vermek için giren Ayşe’nin orada sunulan kan bağışçısı bilgilendirme formunu okurken yaşadıklarını anlatıyor. Formdaki metin, karakterin etrafını kuşatıyor. Diğer öykülerdeki metinler, reklamların, filmlerin kurgulanmış dili. Hayatımıza belli aralıklarla girdiklerinden kuşattıklarını o denli fark ettirmiyorlar. Ama sağlık formundaki; devletin, resmi ideolojinin dili. En ufak rahatlık anında, sana “hazırol- dikkat!” diyor. Formda son bir yılına ait sorular sorarken senin tüm hayatını kendi algılarıyla sorguluyorlar aslında. “Para kazanmak için cinsel ilişkiye girdiniz mi,” “erkek erkeğe cinsel ilişkiye girdiniz mi?” sorularının akabinde, “son bir yılda üç günden fazla tutuklu kalmışsanız veya böyle biriyle cinsel ilişkiye girmişseniz...” maddesi var. En sonunda, bunlardan biri geçerliyse “kan bağışından vazgeçiniz” ibaresi var. İnsan dehşete düşüyor...
Zevkle okunan öyküleriniz, mahalle aralarında yaşananlardan kadın argosuna, başarılı üniversiteli kadınlardan kalbi kırık olanlara pek çok profile aynı mesafede durup samimi bir okuma yaşatıyor. Bu şekilde yazmanızı neye bağlıyorsunuz?
Dışardan bakınca, yazmaya layık olmayan şeyler yazıyorum. Çok küçük kırılma, yabancılaşma noktaları, başımıza geldiğinde bir arkadaşımıza bile anlatmaya değer bulmayacağımız anlar. Kitabın ilk öyküsü aslında bir iki saniyelik bir anı anlatıyor ama, 45 sayfa. Bütün ömrünü Türkan Şoray gibi yüksek merdivenlerden tüm haşmetiyle ineceği, sonrasında yıllarca anlatacağı, bir iki saniye için didinerek geçirmiş bir kadının, o didinme anları... Bence daha cazip. Yaşanabilen her şey yazıya da girmeli. Hayatın montaj esnasında atılacak anlarını yazıyorum. Onun için de kahraman kurgu masasına geçmeden önce onun iç sesi oluyorum.
Kitabınızda Cüneyt Arkın ve Türkan Şoray’ın “Sürtük” filminden replikler de var...
‘Dışardan gelen sesler, mesajlar, metinler hayatımızı nasıl etkiliyor’a dair bir derdim vardı. Reklam metinleri, film replikleri, otomatik kısa mesajlar, uyarı notları, sağlık formları... Kulak, göz aşinalığından çoğu zaman fark etmiyoruz ama hayatımız üzerinde tahakküm kurmuş durumdalar. Ne deseler yapıyoruz. Kitle iletişim araçları bunu emrederek değil, sırtımızı sıvazlayarak yaptırıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163