VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2013 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yeldeğirmenlerine mızrak atan adamın sofrası
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yeldeğirmenlerine mızrak atan adamın sofrası

Hayal peşinden umutla koşmanın ete kemiğe bürünmüş hali Don Quijote’nin mutfağına dalacağız bu ay. İki hafta yaşadıklarımızdan sonra bize en çok bu kitap yakışır.

Özlem Kumrular
okumrular@bahcesehir.edu.tr

Şövalye romansları okumaktan aklını yitiren kahramanımız, Ortaçağ şövalyelerinin o şatafatlı sofralarından yoksundur. Aksine, Don Quijote’nin çelimsiz midesinden geçenler artık gücünü kaybetmiş bir sosyal sınıfa mensup olan hidalgoların mütevazı yiyeceklerdir.

Aslında İncil’den sonra dünyanın en çok satan kitabı olan Cervantes’in şaheserinin başlığında da gizlidir yemek: “Don Quijote de la Mancha”, “La Manchalı Don Quijote”. Yazar ilk bölümde kahramanımızın adının Quijada mı, yoksa Quesada mı olduğundan çok emin olmadığını söylerken ince bir gönderme yapmıştır. Quesada’nın içinde saklı olan queso (peynir) kelimesi dönemde peynirinden başka hiçbir şeyiyle bilinmeyen kurak La Mancha bölgesiyle birleşir başlıkta. Bugün bile Manchego adıyla bilinen bu bölgenin peynirleri en müşkülpesent damaklara hitap eder.
bölümün ikinci cümlesi kahramanımız Don Quijote’nin hafta boyunca ne yediğini özetleyiverir zaten. İçine koyun etinden çok inek eti giren çorba, hemen her akşam yenen soğanlı yahni, cumaları yenen mercimek ve pazarları ek olarak sofraya getirilen güvercin yavrusu” dışında bir de Cumartesi günleri masaya gelen bir yemekten bahseder Cervantes: “Duelos y quebrantos” , yani “acılar ve kederler” yemeği. Adı bir çoban geleneğinden gelen bir lezzettir bu. La Mancha’da çobanlar hafta arası ölen hayvanları hafta sonu sahiplerine geri getiriri onlar da cumartesi günleri bu etleri hemen tencereye atıverirler. Hayvanlarının ölümüne üzülen İspanyollar acılarını yemeğin adına vererek üzüntülerini dile getirmiş olurlar. Bertan Onaran’ın bu yemeği “domuz yağında pişirilmiş omlet” olarak çevrilmesi ise hata değildir. Çünkü bazı İspanyol yemek tarihçileri bahsi geçen yemeğin “huevos con torreznos” (beykınlı yumurta) olduğunu düşünmektedir. Lorenzo Díaz’ın La Cocina del Quijote (Don Quijote’nin Mutfağı) adlı kitabında bahsini ettiği gibi.

Mukadder Yaycıoğlu, Don Quijote’nin şarap maceralarını anlatırken midesinden geçenleri de nüktedan bir şekilde sıralar: “Ziyafetler dışında, Don Quijote’nin yediği şeyler, başta dayak olmak üzere, peynir ve ekmek, meşe palamudu, kuru yemişler; fındık, ceviz ve keçiboynuzundan oluşur. İkram edilirse şarap içer, edilmezse böyle bir istekte bulunmaz”, der. Gerçekten de sürekli midesini düşünen ve yanındaki çıkınında peynir, soğan, ekmek; matarasında şarap eksik olmayan Sancho’nun aksine Don Quijote pek açlık hissetmez. Ne de olsa onu doyuran hayalleridir. Ayrıca şövalye romanslarında yanında çıkın taşıyan şövalye de görmemiştir!

Cervantes, o aslında pek de haz etmediği Arapları beraberlerinde İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdikleri bir sebzeyle özdeşleştirir: Patlıcanla. Aynı zamanda İber Yarımadası’nda patlıcan yemeklerinin Araplarla anıldığını da meşrulaştırmış olur. “Bizim Sansón Carrasco’nun dediğine göre yazar Cide Hamete Berenjena (Patlıcan) adında biriymiş”, der Sancho. Seyit Hamit Patlıcan, yani! Bu dönemde manastırlara patlıcan yemeklerini sokan da sonrada Hıristiyan olan Arap, -Moriska- rahibelerdir. Son dönemlerde bazı Cervantistler, kitapta “Benengeli” olarak geçen kurgusal Arap tarihçinin adının patlıcandan değil, Arapça ağır bir küfürden geldiğini de iddia ederler.

Bugün İspanyolların vazgeçemediği zeytinyağı Don Quijote döneminde sadece Arapların sofrada kullandığı bir yağdı. İlginç bir şekilde Emeviler, geldikleri yerlerde kullanılan hayvansal yağ geleneğini bırakmış ve Osmanlı’nın sadece kandillerde kullandığı bu yağa sofrada en şaşaalı yeri vermişlerdi. Hıristiyanlar ise yemeklerinde domuz yağı kullanmaya devam ediyorlar, Hristiyanlığa dönmek zorunda kalan Müslümanların yemeklerini zeytinyağıyla yapmalarından çok rahatsız oluyorlardı. Moriskolar ve eski Hıristiyanların sosyal çekişmesi de masada da kendini gösteriyor, Katolikler dinlerine yeni geçen Müslümanları damak zevkindeki farklar sebebiyle mahkemeye kadar getiriyordu. Hristiyanlar zeytinyağının kötü koktuğunu ve çok rahatsız olduklarını beyan etmek üzere Engizisyon kapılarına gitmişlerdi.

Katolik İspanyolların milli yemeği sayılan ve nohut, domuz eti ve sebze bazlı yapılan bir tencere yemeği olan olla da Müslüman ve Hıristiyanları ayıran bir yiyecek haline gelmişti. Takıntılı eski Hıristiyanlar Morisko komşularının olla’larına sadece soğan ve zeytinyağı kattıklarını görüp şüpheye düşüyorlardı. Quevedo, Bir dolandırıcının hayatı’nda bu konuya da hicivle yaklaşmaktan alamaz kendisini. Kahramanımız Pablos kaldığı pansiyonun sahibini anlatırken, gizli Müslümanların domuza gösterdikleri reaksiyonları ele alır: “Ev sahibi tanrıya gerçekten değil de gösteriş olsun diye inananlardandı. Bu insanlara yarı-Müslüman derler. Bu cins insanlar, ya da koca burunlarıyla domuz eti koklayan insanlar hiç de az değildir.”( Francisco de Quevedo, La Vida del Buscón, op. cit., s. 56.) Yoksa Quevedo “buruna yapışmış bir adam olarak” şiirlerinde tanımladığı en büyük rakibi Góngora’nın o hicvetmekten bıkmadığı koca burnuna gönderme olsun diye mi koymuştur bu son cümleye? Bilemeyiz. Bildiğimiz bir şey var. O da şarkılarda ve şiirlerde dile getirilen “ollas de tocino grueso toriznos a medioasar” (yağlı domuz eti güveci, yarı pişmiş beykınlar) “ayine gitmek ve dua etmek”le (Oir misa y rezar) güzel bir kafiye oluşturduğu ve domuzu bu kafiyeyle kutsadığı…
Bakalım Don Quijote zamanından bugüne kadar gelen yemekler arasında neler var? Keklikli kuru fasulye, sikbaç olarak pişirilmiş tavşan, tavşanlı patates, pazı sosu, Mancha usulü böbrek, soslu yengeç tava, papaz kulağı! Hiç de fena değil mi?



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam