VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yeni bir dil, hemen şimdi!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yeni bir dil, hemen şimdi!

Her şey hızla değişiyor, hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Edebiyat da er geç bundan payını alacaktı kuşkusuz. “Edebiyatta yeni bir dil yaratmak gerekiyor” diyor yazar Melida Tüzünoğlu. Üstelik acilen. “Performatif” yazı biçimiyle kaleme aldığı ilk romanı “Ambulansla Dünya Turu” ile tam da bu işe soyunmuş.

Hamdi Işık




Dertleşme romanı değil, derdi olan bir roman “Ambulansla Dünya Turu”. Türk edebiyatına yenilikçi bir akımla, tazelik getirmeye çalışma iddiasıyla okura sunuluyor. Şaşırtmak isteyen, eğlendirmek, şakalaşmak, şarkı söylemek, görmek, geçmişle konuşmak, hatırlamak ve dili yeniden kurmak isteyen bir yazarın ilk romanı. Yazar, oyuncu, şarkıcı, eleştirmen ve provokatör Melida Tüzünoğlu’yla kitabını konuştuk.
Kendinizi, sizinle ilk kez karşılaşacak okura “tercüme” eder misiniz?
Tercüme yapmak için sanırım iki veri olması gerekiyor: Bu iki dil de olabilir, iki metin de. İkisi de hiç kolay işler değil... Bir insanın başka bir insanı tercümesiyse, herhâlde en zoru. Ben şimdi kendimi tercüme etmeyi denediğimde, ortaya çıkacaklardan korkuyorum. Hayatımdaki genel şeylerse şunlar: Balkan göçmeni bir ailede büyüdüm, Boğaziçi Üniversitesi’nde ardından Avrupa’da eğitim aldım, çok uzun zamandır yazıyorum, bağımsız filmlere, indie müziğe, çağdaş sanata, psikolojiye, modaya ilgi duyuyor, analiz ediyor ve eleştiriyorum.
Üslubunuz “klasik” metinlerin biraz dışında kalıyor. Gerçekten, Gündüz Vassaf’ın deyişiyle, “yeni bir dil yaratmaya” mı soyundunuz?
Yeni bir dil yaratmak gerekiyor edebiyatta. Bu bir aciliyet. Her şey hızla değişiyor; sinemada içerik olarak olmasa da yapısal olarak büyük devrimler oluyor; müzik elektronikleşiyor; resim yapma biçimlerinde, sanat algımızda dönüşümler gerçekleşiyor ve bunların hepsi sosyal koşullardan da besleniyor. Benim sorum şuydu: Edebiyat neden bunu yapamıyor ve nasıl yapabilir? Dolayısıyla, bu metinle ‘şimdi’nin yazısını, yaşadığımız tüm melezliklere uygun biçimde yaratmaya çalışıyorum. Bu hem bireysel, hem toplumsal bir sorumluluk.
Metin, dilin yanı sıra grafik oyunlarıyla da dikkat çekici. Harfler, sayılar, büyüyüp küçülen kelimeler, cümleler...
Grafik oyunlar, benim deneyimlerimin şiddetine göre şekilleniyor. Örneğin, bir yolculuktan sonra bavulumun banttan gelmesini beklemek, aynı zamanda ‘eve dönüşü’ de müjdeleyen bir şey. Bavul, sadece bana ait eşyaları taşıyan bir çanta değil, aynı zamanda bir sonraki hareketimi, kavuşacaklarımı, duygularımı da içeren, anlamlı, ruhu olan bir obje oluyor. Onu deneyimleyebiliyorum. Dolayısıyla bandın numarası olan 21, benim için sıradan bir sayıdan daha fazla şey ifade ediyor. 21 sayısı gözümde büyüyor, benim gözümde büyüyen şey, kağıtta da büyüyor.
BU KİTAP BİR PERFORMANS
Üslubunuzu “performatif” olarak niteliyorsunuz. Bundan kastınız nedir?
Yazının, başka sanat dallarıyla da ilişki içinde olması gerektiğini düşünüyorum. Yazı aslında klasik anlamda müziği de, resmi de, tiyatroyu da kapsıyor, ama bunun çok da farkında değilmiş gibi; özellikle ülkemizde. Okumayla çok sağlıklı ilişki kuramamış bir toplumun bireyi olarak, “Ambulansla Dünya Turu”nu okuyanların yazının içindeki notaları, yüksek sesi, grafikleri, karakter/mekân/zamandaki kırılmaları yaşamaları için, hem yazarlık, hem oyunculuk, hem şarkıcılık, hem eleştirmenlik, hem provokatörlük yapıyorum. Buna da performans adını veriyorum.
Neden ambulans? Malumunuz, ambulanslara yeni kanun mucibince- refakatçi alınmıyor...
Ambulans sirenlerle, aciliyet duygusuyla yeni bir şeyler üretmenin metaforu daha çok. Tabii anlamın yerini de değiştirmek mümkün; her ambulans hastaneye gidecek diye bir şey yok. Dogmatik düşünmektense, yerleşik algıları silkelemek, bunu yaparken de refakatçi almamak da güzel. Ambulansı illa ambulans olarak görmek isteyenlere de, buyursunlar girsinler diyorum içine.
Ortama uyum sağlayamamış bir dilin, insanın feryadı mı bu?
Feryat ağır bir söz. Dışavurum diyelim. Bu dışavurumun da kendini oluşturan yapıtaşları var, diğerlerinden ayıran, özgünleştiren.
BİR ÇÜRÜK DİŞ OLMAK
“Olması gerekmeyenleri olması gerektiği gibi yapmalıyım!” diyorsunuz...
Olması gerektiği gibi yapıyoruz her şeyi. Olmaması gerekenleri de uslübuna uygun yapıyoruz diyorum. Normların dışına çıkmaya, sistemde bir pürüz yaratmaya, monoton ve güvenilir olandan uzaklaşmaya enerjimiz ve vaktimiz yok. Oysa, çok eleştirdiğimiz kapitalist sistem bile kendi krizlerini yaratır güçlenmek için. Biz büyük bir krizin oluşmasına imkan tanıyan minik parçaları oluyoruz bu şekilde davrandıkça. Makinenin uzuvları gibi diyelim. Bu noktada bir ruhumuz olduğunu hatırlayıp, o makineye uygun olmayan bir parça olup, makinenin o şekilde işlemesine engel olabiliriz.
Azıdişlerinin arasında bir adet çürük diş olmak nasıl bir his? Ağrıya nasıl katlanıyorsunuz?
Ben kendimi başkalarının ve başka ‘şey’lerin yerine koymayı seviyorum. Azıdişlerinin parçalayıcılığı ve agresifliğinin yanında, çürüyen bir diş olmak; azıdişleri kadar sağlıklı olmayı değil de ağrıyı, dolayısıyla daha zor ve daha güçlü olmayı hatırlatıyor. Şöyle düşünelim, bir dişimiz sağlıklı ve onu hiç düşünmüyoruz. Ama çürüyünce ne oluyor? O an o diş, görünür hale geliyor. İşte o çürümeden, onu görmeliyiz.
Bir sonraki “performansınızı” nasıl tasarlıyorsunuz? Şiirle mi?
Şiir kitabı değil ama başka bir roman var sırada.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam