VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yeniler geldi!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yeniler geldi!

Şiirin yenileri yalnızca yeni şiirler getirmekle kalmıyor, eskileri de havalandırıyor, onlara yeni esinler getiriyor. Galiba şiirin eskisi olmazsa yenisi olmuyor, ama yeniler olmazsa da şiir hızla eskiyor!

HAYDAR ERGÜLEN



160. Kilometre yeni şiirler ve yeni baskılarla geldi. “Şiir direnirse kazanacak” sözü boşuna değil, bu kitaplar ve diğerleri bu sözün karşılığı. Önce en yeniden başlayalım, Donat Bayer’in “Kötü Kan”ından. Ekim 2017’de çıktı Bayer’in ilk kitabı.

40 olmuş Donat! Ben tanıdığımda 14 yaşındaydı ve Lale Müldür okuyordu. İyi bir başlangıç. Çok şair okudu, tabii Ahmet Güntan’a dadandı ve başka iyi şairlere de. Bizim “Şiir Atı”nı son yakalayanlardan ve şiir yayımlayanlardan. Piyanist ve müzik hocası, yazarı. Kısa şiirlerden oluşan 2 uzun şiir, “Oda” ve “Kötü Kan” ve “Beş Şarkı”. “Oda” şiiri, oda oda derinleşiyor, içiçe odalar gibi birbirine geçiliyor. Oda’dan(odalardan) çok çıkmadan, fazla açılmadan, içine, bahçesine, şeylerin düzenine bakıyor. Bakıyor ama “herşey yerli yerinde” değil işte! “Kötü Kan”, bir sergiden izlenimler adeta. Resimden resime geçiliyor duygusu. “Beş Şarkı”, bu iyi kitabın en parlak bölümü: “Avdan dönen/2 kişiydik/(Ne sen ne ben)/…/ Sura üfler/Dağılır/Arada/Toz duman/Olurduk.” Yeni şiirler gibi yeni şarkılar da bekliyoruz Donat Bayer’den.
İsmail Aslan’ı “Sistem Çöktü Misal Çok Yalnızım”dan (Eylül 2012) hatırlıyorum, bu kitabın yeni baskısıyla birlikte yeni kitabı “Eksikten, Oradan” geldi. İki kitaba birlikte bakınca, İsmail Aslan’ın şiir adlarını ve şiirleri sanki özel olarak ayırdığını düşündüm. Bazı başlıklar da ayrı bir şiir gibi duruyor. Aslan’ın cümleleri dize gibi okutma hüneri var. Hatta çoğu kez, hepimizin sık tekrarladığı, gündelik cümleler bunlar ve nasıl oluyorsa kendilerini şiir olarak okutuyorlar. Belki İsmail Aslan’ın yapmak istediği de böyle bir şeydir: “umarım ölüyor olduğumu hissetmeden ölürüm/tişörtümü katlarken düşündüğüm bir şey/gibi belki/belki tuz ruhu, tuzun ruhu/demekten başlayan…” Belki de ilk kitabında dediği gibi İsmail’in, “şiir bu hayatta birazdır”.

Liman Mehmetcihat adını yıllar öncesinden bir kaç genç şairle katıldıkları bir açıkoturumdan biliyorum, derginin adını hatırlayamadım. “Genç” bir şairin olması gerektiği gibi, hayli eleştireldi. “Yaya Baron”, ikinci kitabı. İlgi alanları, başlıkları, güncel değinileriyle zengin bir şiir. Hayli gösterişli de duruyor. Reklamlar, haberler, gündem sorunları, gelişmeler, tuhaf ama gerçekler nev’inden bir içeriği var şiirinin. Bu yüzden daha baştan ilgi çekici, cazip ve merak uyandıran bir şiir. “Organ Mafyası” şiirinden: “Ben organ mafyasından korkmam/Karaciğerden korkarım/…/Ne mushafa ne ekmeğe/Karaciğere basmaktan korkarım”.
Yeni şiiri sevmemin bir nedeni de herkesin şiir yazması, yazabilmesi. Bu açıdan, İkinci Yeni’den çok Garip’e, Birinci Yeni’ye benzetiyorum bu şiirin başlangıcını, gelişip yaygınlaşmasını ve herkesin “Bunu ben de yazarım” deyip kalemi eline almasını. Hem Ahmet Güntan’ın “Beyaz Peugeot” şiirindeki, “herkesin herkesle sevgili olduğu bir toplumu özleyen” çocuklar gibi, şairler de, herkesin şiir yazabileceğini göstermek için şiir yazmazlar mı? Benim düşüncem bu. Yeni şiiri bu yüzden iki kat seviyorum.

Rıdvan Gecü’nün üçüncü kitabı “Şeyler Ligi” de 160. Kilometre’nin yenilerinden. Bir de anlatısı varmış, Sünepe,(Tekin Y., 2014), merak ettim, okuyacağım. Kitap kimin olduğunu çıkaramadığım bir alıntıyla başlıyor: “Şairler, bize geçip gitmiş bir zaman hakkındaki hakikatleri anlatacaklardır, tarihte asla bulamayacağımız türden hakikatleri.” En çok da modern şiir için geçerli bir söz bu ve Türkiye’de Cumhuriyet döneminde yazılan tüm şiirleri de kapsıyor. Daha çok da yukarda da sözünü ettiğim gibi, Birinci Yeni’den başlayarak şimdi yazılan şiiri. “Balkon Konuşması” şiirini örneğin: “hiç hasar almıyorsun kaybetmiyorsun/asla üzülmüyor asla yas tutmuyorsun/sürekli kazanır haldesin;/hakkını teslim edelim:/bu işlerden anlıyorsun”. Rıdvan’ın şiirinde adı geçen şairlerin de hakkını teslim etmek gerek, onlar da anlıyor artık bu işlerden! Kitabın son bölü“silinmiş sahneler”, Bağcılar’dan Acıbadem’e, İstanbul’un semtlerinde, mekana özgü şiirlerle bir yolculuk. İsterseniz Yahya Kemal’e nazire diye de okuyabilirsiniz, İstanbul’un başka şairleri de var değil mi?
Çok sevdiğim, Türk şiirinin deneysele de uzanan verimleriyle öncü, yenilikçi ve öndegelen şairlerinden Cem Uzungüneş’in üçüncü kitabı “Korkuluk”un (Şubat 2012) yeni baskısı da çıktı. Adına bakmayın, deneysel şiir ansiklopedisi gibi adeta, neşeli, renkli, eğlenceli. Bir ziyafet sofrası gibi, şölen duygusu veriyor. İlk okuyuşumda hissettiğim bu duygu, tabii içinde Seyhan Erözçelik ve başka sevdiğim şairler de geçtiği için, daha da güzelleşerek sürüyor. Tam da arkakapakta yazıldığı gibi: “İçe akan ılık, tatlı bir korku”. Ve Cem’in dediği gibi: “Herkes çocukluğuna dalmış gitmiş/gibi taze-ölü tebessümlerle, kaçamak/soğuk, çapkın, birbirimize bakıyoruz./Şimdiye, buraya, demli bir akşama bakar gibi.”

En yeni ya da son yeni de Yasakmeyve’den, Muhammed Abdullah’ın “Size Bir Ali Getirebilirim”(Eylül 2017) kitabı. Kültürlerarası Şiir ve Çeviri Akademisi 2017 Şiir Ödülü’nü Şeyda Üzer ile paylaştı. Bize bir Ali getiren, yeni ve büyük bir şair geliyor büyük şiiriyle. Muhammed Abdullah’ın şiiri bütün bir Ortadoğu coğrafyasını diileri, dinleri, dilleri, halkları, kültürleri, renkleri, tarihleriyle kucaklıyor, ağırlıyor, buluşturuyor, kadim olana şiirle yeni bir kavimler kapısı açıyor adeta. Yeni bir ülke kuruyor gibi Ortadoğu’nun armağanlarıyla. Hem gür hem de alabildiğine yumuşacık bir ses. Maveraünnehir’in yerine akıyor sanki: “size bir Ali getirebilirim/çünkü ben salyangozları eskimiş haliyle/bir taş güzeli olarak bir toprak gülsümü/sonra kıvrımlı bir gül tacı, belki lale belki nergis/işte ben salyangozları bir tuhaf heybede/ne de güzel beklettim./onlara hayber resmi nakşettim…” Muhammed Abdullah “modern türkiye tarihine giriş denemesi”nde ise Cemal Süreya’ya ‘nazire’ yapıyor: “II./Asyatik beyitlere yaslanmış bir ülkeyi/ yalnızca;/dik şakaklarıyla şairler yıkabilir…/IV./Sıtmayı ve esareti önler/üç defa/ sancılarla Cumhuriyet…/V./Cumhuriyetçiler borçlu,/demokratlar fukara.”

Muhammed Abdullah şiirinin geniş gövdesine topladığı etkileri kendi şiirinin rüzgarıyla çarpıştırarak iletiyor okura.
Şiirin yenileri yalnızca yeni şiirler getirmekle kalmıyor, eskileri de havalandırıyor, onlara yeni esinler getiriyor. Galiba şiirin eskisi olmazsa yenisi olmuyor, ama yeniler olmazsa da şiir hızla eskiyor!

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163