VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2014 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yenilgi romanlarının en güzeli
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yenilgi romanlarının en güzeli

“49 Numaralı Parçanın Nidası”nın yazarı Pynchon benim gözümde roman sanatının belli başlı zirvelerinden biridir. Nabokov’un öğrencisiydi ve sonraki Nabokov o oldu. İşte öyle bir zirveden bahsediyorum. Her romanının hayranı olmadığımı da hemen ekleyeyim.

HAMDİ KOÇ



Sekiz-on sene öncesine kadar çeviri roman, yayıncılarımız nezdinde muteber değildi, satmazdı çünkü. Ancak arada bir istisnai bir roman düşecek de, satacak, telifine, çevirisine ödenen parayı çıkaracak. İşte, hatırlarsınız, “Yüzyıllık Yalnızlık”, “Gülün Adı”, “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği”, “Amerikan Sapığı”, belki birkaç roman daha. Bu tür seçilmiş romanların dışında kalanlar, en fazla, “kendini kurtarsın yeter” umuduyla basılır, olur da birkaç sene sonra ikinci baskıyı yaparsa sürpriz bir başarı kazanmış olurdu. Normal, orta düzey romanları kastediyorum üstelik.

Yüksek sanat addedilen, “herkes okuyamaz” denen, zorluklarıyla meşhur başlıkları hiç saymıyorum. Onlar hizmet, prestij, kişisel tutku gibi dürtülerle tek tük çevrilir basılırdı. Burada daha önce anlatmıştım, benim üniversite öğrenciliğime denk gelen seksenli yıllarda, hele, çeviri kütüphanemiz içler acısı bir sefalet içindeydi. Bilim Felsefe Sanat yayınları “Tractatus”u, “Malina”yı ya da Can Yayınları “Durrell”in dörtlüsünü yaptığı zaman olay olmuştu. Şimdi, yine burada daha önce söylediğim ama tekrar etmeden duramayacak kadar heyecanlı olduğum üzere bu sefalet yerini ciddi bir zenginliğe bıraktı. Bırakıyor değil, bıraktı. Bu şu demek: artık dünya edebiyatına gayet aşinayız; artık evrensel yazılı kültürün, sanatın benim ergenlik yıllarımda olduğumuz huysuz, görgüsüz, imkansız taşra çocukları değiliz. Birkaç iyi yayınevi ve belki bir düzine iyi çevirmen son yıllarda harikalar yarattılar. Her fırsatta burada onların da sözünü etmeye çalıştım.

POSTMODERN ROMANLARIN ŞAHI
Şimdi, birkaç aydır ara verdiğim yazılarıma yine böyle bir istisnai çeviri roman daha görünce dönüş yapma ihtiyacı duydum. Yayıncısı, çevirmeni bir roman için o kadar emek veriyorsa yazı ve haber dünyasının tembellik etmeye hakkı yok.
“49 Numaralı Parçanın Nidası” ile Thomas Pynchon da nihayet hayatımıza zenginlik katmaya hazır. Bunun ne büyük bir zenginlik vaadi, ne büyük bir potansiyel olduğunu anlatmaya burada sadece giriş yapabilirim. Daha ilerisi için uzun bir çalışma yapmaya ve muhtemelen özel bir Pynchon sayısına ihtiyacım var. Belki o vakte kadar tüm postmodern romanların şahı, ‘kapitalizmin dehşetleri ansiklopedisi’ diye tanımlamaya çalışabileceğim “Gravity’s Rainbow” da çevrilir (artık bu çeviriyi ciddi ciddi umabiliriz, 49’un çevirisi o cesareti veriyor).

Pynchon benim gözümde roman sanatının belli başlı zirvelerinden biridir. Cornell’de Nabokov’un öğrencisiydi ve sonraki Nabokov o oldu. Öyle bir zirveden bahsediyorum. Her romanının hayranı olmadığımı da hemen ekleyeyim. Mesela ilk romanı “V.” bana zevk vermedi, son iki romanı ise biraz yavan geldi, ama sadece diğer romanlarıyla karşılaştırıldığında. Yoksa Pynchon sıradan birşey yazamayacak bir yazar, elinde değil, istese de yapamaz. En baştan savma yazdığını söylediği ya da ima ettiği romanı “49 Numaralı Parça” ise “Lolita”nın depresif Amerikan taşrası üzerine kurulmuş, ona çok yakın bir coğrafi ayrıntı toplama gözüyle bize roman yazmanın nasıl öğrenilebileceğini de nasıl gelenek içine oturtulacağını da incelikli kımıltılarla gösteriyor. O tanıdık coğrafyanın üzerinde, işte, edebiyatın istisnai kadınlarından biri, Oedipa Maas bir Amerikan mirasını kavramaya doğru tuhaf, artık adına Pynchon-tarzı diyeceğimiz karmaşık, kapkara ve usandırıcı komiklikte bir yolculuğa çıkıyor.

ŞİZOFRENİK KAPİTALİZME KARŞI
Şizofreni edebiyatın bayatlamış temalarından, hatta kelimelerinden biridir. Paranoya ise bizim Türkiye’de en iyi bildiğimiz, milli ruh halimiz, hatta devlet mührümüzdür. Şizofreni aşamasını idrak etmemize daha var, onun için önce biraz zenginleşmek, özgürlüğü fethetmek lazım. Neyse. Oedipa Maas şizofren bir dünyanın karşısında paranoya yaşayan bir kadın. Lüzumsuz bir laf olacak, biliyorum ama söylemeden edemeyeceğim, onu takip ederken, paranoyasına katılırken kendimi aynı onun gibi, bizim kadim devletle uğraşıyormuş hissine kapıldım. Hiçbir kapısını tam açmayan, açtığı kapının ardında yeni ve daha kilitli bir kapı çıkan deli bir dünyada saf, hoşgörülü, meraklı, yorulmak bilmez bir kadın. Arayıcıların erkek olduğu bir edebiyat dünyası için de ayrıca gayet kıvanç verici bir yenilik, bir kadınla özdeşleşme fırsatı. Ama dünya öylesine deli, öylesine iki ruhlu, öylesine çok yüzlü ki okuyucu da cinsiyet duygusunu kaybediyor, tıpkı romandaki cinsel duyguları ve ilişki algıları tuhaflaşmış erkek kahramanlar gibi. Paranoya elindeki tek hakiki ruh hali, çünkü o dünyanın ona teslim olmayanlara acıması yok.

O dünyaya katılıp gönüllü deli olmak istemezsen ve o dünyayla kendi dünyada kalmakta direnerek ilişki kurmaya çalışırsan şüpheden başka hiçbir akıl silahın yok. Dışındaki herşey birbiriyle bağlantılı, birbirini koruyor, destekliyor ve seni her düşünsel hamlende dışarı atıyor. Sonra bir uyarı aldığını sezinliyorsun: aklın varsa daha ileri gitme.

Oedipa basit bir vasiyet görevini yerine getirmekle yükümlüdür. Gayrimenkul zengini, uzay teknolojisi girişimcisi ve pul koleksiyoncusu ve daha bir sürü karışık bir şey olan eski sevgilisi mallarının tasfiyesi için onu vasi tayin etmiştir. İşte Oedipa da yanında bir avukat, tasfiye amacıyla servete doğru seyahate çıkar. Yolda, her molada, aslında ta evindeyken başladığını sonradan fark edeceğimiz bir gizli örgüt, her şeyi dinleyen, okuyan devlete karşı iletişim özgürlüğü mücadelesi veren yüzlerce yıllık, Avrupa kökenli bir yeraltı posta teşkilatıyla tanışmaya başlar. Öğrendikçe daha çok merak eder. Yol boyu birbirinden çatlak bir sürü adamla karşılaşır.

Beklenmedik ölümler, ansızın kaybolan ipuçları, birbirlerinin kuyusunu kazan gizli örgütler, yan örgütler, alt örgütler, etnik gruplar, Beatles taklitçileri, vs, arayışa katkıda bulunacak ve arayışı zorlaştıracak her şey vuku bulur. Hemen söylemeliyim, yukarıda yaptığım karanlık tarifin önünde 49 temel olarak bir dedektif romanı hikayesine sahip. Gerçeği arama: ana tema bu. Bana hep gerçeği, eğer varsa, ancak uyduruk dedektifler öğrenebilir gibi gelmiştir. Olayları, ortadaki esrarı çözen dedektiflere, polislere vs hiç inandığımı hatırlamam. Sanki yazar bilmiyormuş da adamı önüne katmış birlikte arıyorlar, ben de inanmak için bekliyorum.
Tırışka. Burada başka bir zekâ seviyesi var, 49’da.

Burada yazar bize sonunu kendisinin bildiği bir şeyi bilmiyormuş gibi anlatmıyor. Ortadaki esrar hakikaten esrar gibi geliyor. Bir an bile herhangi bir sentetik kokusu aldığımı hatırlamıyorum. 49’u okuduktan sonra, mesela “Gülün Adı”, insana lise mezuniyet ödevi olarak yazılmış bir ergen romanı gibi geliyor. Şaka yapmıyorum, emin olun.Yine uzattım. Ama daha bütün söylemek istediklerim bitmedi. Roman biraz okunsun, tekrar konuşuruz diye hayal ediyorum. Bu arada ben de bir kez daha okuyacağım.


49 Numaralı Parçanın Nidası49 Numaralı Parçanın Nidası

Thomas Pynchon

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam