VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yerin ve göğün sırlarına merak salmışlar için bir tür yıldızname: Kaf Muamması
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yerin ve göğün sırlarına merak salmışlar için bir tür yıldızname: Kaf Muamması

Brezilyalı yazar Alberto Mussa’nın Arap şiirine dair bildiği birkaç sır var ve bu sırların hatırına, tıpkı bir bedevi gibi Arap şiirini boydan boya kat etmeye hazır. Bedeviler, yolları bilmez, görmez ama hissederler. Demek istiyorum ki, Alberto Mussa’dan daha iyi bir kılavuz bulamayız. Öyleyse, ince tülbentler yüzleri örtsün; atlara kuyuların değerli sularından içirilsin. Kavim toparlanınca çölün içine doğru yolculuğa çıkacağız. Çünkü “Kaf Muamması” Arap şiirine adanmış bir roman. Üstelik beklentilerin çok ötesinde...

Fırat Demir




Çölü tasvir etmek, en karışık manzaraların tasvirinden bile daha çok ayrıntı ister. Kumların uzayıp giden sonsuzluğundaki korkunç benzerlik, gözün hep aynı sınırlarda gidip gelmesi; güzelliği anlatmanın çilesine çile katar. Güneş bile karanlıkta saklanan kimi gerçekler sunmak yerine, hiçliğin sadece karanlığa ait olmadığını hatırlatmak için doğmaktadır. Bu öyle bir ıssızlıktır ki, hayal kurmak için bizzat yine hayalin kendisine ihtiyaç duyarsanız; sizi başka diyarlara taşıyabilecek en ufak bir iz bile yoktur. Bilirsiniz, ayak izleri ilk kumda kaybolacaktır. Bunca aynılıkta çölü anlatabilmenin tek yoluysa, sürekli çarpmaktan ya da bölmekten, yani gördüğünüzü, bildiğinizi yeniden ve yeniden adlandırmaktan, sadece ve defalarca çölü tekrarlamaktan geçer.
Belki de bu katı coğrafi gerçeği kışkırtmak adına, Arap şiiri; evrensel şiir birikiminin en geometrik, en çok boyutlu örneklerini içerir. Her nasıl çöle ait ayrıntıları, ancak yine çölü yeniden isimlendirerek keşfedebiliyorsak; Arap şiiri de, gerek içerik, gerek biçim noktasında varoluşunu kendi üzerinden çoğaltan bir formdadır. Üzerinde yükseldiği dilin sonsuz olanaklarıyla her daim canlı kalmayı başarabilen Arap şiiri; anlamın binlerce aynayla dolu bir odada sınanışının lirik karşılığıdır sanki. Kurak çöller, tam tersi bir verimlilikle, güçlü bir şiirin kök salacağı topraklara dönmüştür ve bu toprakların egemenliği, yine şiirin elindedir.
ÇÖLDE BİR BEDEVİ
Peki, bu kadar kendisine dönük bir şiiri, bu içbükeyliği nasıl kırabilecek, Arap şiirini bir duygudaşlık sınavında nasıl kendi tarafımıza çekebileceğiz? 1961 doğumlu Brezilyalı yazar Alberto Mussa; Kapı Yayınları tarafından Türkçeye aktarılan “O enigma de Qaf” yani “Kaf Muamması” isimli romanıyla bize yardım etmeye söz veriyor. Mussa’nın Arap şiirine dair bildiği birkaç sır var ve bu sırların hatırına, bir bedevi gibi Arap şiirini boydan boya kat etmeye hazır. Bedeviler, yolları bilmez, görmez ama hissederler. Demek istiyorum ki, Alberto Mussa’dan daha iyi bir kılavuz bulamayız. Öyleyse, ince tülbentler yüzleri örtsün; atlara kuyuların değerli sularından içirilsin. Kavim toparlanınca çölün içine doğru yolculuğa çıkacağız.
Alberto Mussa, kendi yazarlık serüveninde matematikten, edebiyat tarihine kadar pek çok farklı alanda üniversite çalışmaları geliştirmiş olsa da; aslında hep Arap şiirinin etkisiyle adımlarını atmış. Brezilya edebiyatının en önemli genç yazarlarından biri olarak kabul edilen Mussa’nın, özellikle erken dönem Arap şiiriyle ilgili sayısız çalışması, derlemesi, çevirisi mevcut. Matematik bilgisini, zaten matematikle birebir benzeşimli bir şiir sistemine sahip olan Arap edebiyatı için sonuna kadar kullanan Mussa’nın bu çok yönlülüğü, Küba’nın en prestijli edebiyat kurumlarından biri sayılan “Casa de las Americas” tarafından bir ödülle taçlandırılırken, “Kaf Muamması” pek çok dile çevrilerek yazarı evrensel bir boyuta taşıdı. Yine de, Mussa’nın Latin Amerika ülkeleri dışında gözden kaçmış bir yazar olduğunu düşünüyorum ve benzeri bir kayıtsızlığın Türkiye okuyucusu tarafından gösterilmeyeceğini umarak, “Kaf Muamması”nın Türkçeye kazandırılmasının heyecanıyla bu yazıyı yazıyorum. Mussa, çölde bizim elimizden tuttu; şimdi sıra bize geçiyor, değil mi?
ARAP ŞİİRİNİN
MERKEZİNE DOĞRU
Alberto Mussa, hayranı olduğu Arap şiirine karşı borcunu, bu şiirin sarsılmaz yapısını inkâr ederek ödüyor ve “Kaf Muamması”; Arap şiirinin başlangıç noktasını yerinden kaydırmaya amaçlıyor. İslamiyet’in kabulünden önce, Cahiliye Dönemi içerisinde Arap şiirinin temelini oluşturan yedi şair ve bu şairlerin Kâbe duvarlarına asılmış yedi kasidesinden oluşan “Muallakat-ı Seb’a” yani “Yedi Askı”; tarihsel geçerliliğini “Kaf Muamması”nın ilk sayfalarında kaybediyor. Henüz İslamiyet’i kabul etmemiş Arap halkının kendilerine savaşmayı yasakladığı dört ay boyunca süren eğlencelerde, şairlerin mısır ketenlerinin üzerlerine yazdığı bu şiirler; Arap şiirinin ilk örnekleri olmasının yanı sıra, Arap tarihinin en önemli kaynakçalarından biri olarak görülüyor. İşte tam bu noktada, Alberto Mussa’nın bölüm başlıklarını Arap alfabesinin 28 harfinden alan romanı “Kaf Muamması”; tarihi reddederek, alternatif bir tarih yazımına başlıyor. El-Gataş isimli bir şairin, “Kafiye el-Kaf” isimli, örneği hiçbir kaynakta bulunmayan fakat kulaktan kulağa yayılan bir kasidesi, daha doğrusu böylesi bir kurgu; “Yedi Askı” şiirlerinin aslında “Sekiz Askı” olması gerektiğini iddia ediyor. Kendisini akademisyenlere, tarihçilere kanıtlamaya çalışan fakat sahtekârlıkla suçlanan bir araştırmacının (ki kimliğini sonradan öğreneceğiz), tezine karşı geliştirdiği takıntılı bağlılık ile başlayan “Kaf Muamması”, daha ilk sayfalardan kendisini Arap şiirine adamış bir roman olduğunu belli ediyor. Daha doğrusu, size kendisini “roman” diye tanıtsa da sayfalar ilerledikçe, bu tanım da, tarih gibi biçim değiştiriyor. “Kaf Muamması”, aynı anda birden fazla işlevi yerine getirebilmesiyle, bir romana yüklenen klasik beklentilerin ötesini işaret ediyor. Bir roman, bir anlatı, bir araştırma kitabı; “Kaf Muamması”, tek hamlede birden fazla hedefi deviriyor. Yazarın kitaba düştüğü önsözse; okurla bire bir iletişim kuruyor ve Mussa, her nasıl Arap şiirini anlatmaya, Arap şiirini bozarak başladıysa; okurundan da sırası karışmış bir okuma dikkati istiyor. Keza, Mussa’nın da uyardığı gibi, roman kendi içerisinde üçe ayrılıyor ve her parça, bu alternatif tarihin sırlarını çözebilmek için gerekli kodlar içeriyor.
Dedesinden duyduğu bir şiirin peşine düşen ve bu uğurda tüm Orta Doğu’yu gezerek büyüden matematiğe kadar pek çok alanda kendisini gelişmeye zorlayan araştırmacının hikâyesi; Arap alfabesinin 28 harfine göre adlandırılmış 28 bölümden oluşuyor. Bu bölümler boyunca, kimi zaman araştırmacının bilgilendirmelerini ya da onu “sahtekar” ilan eden meslektaşlarıyla geçirdiği komik anılarını; kimi zaman da araştırmacının kendisini adadığı “Kaf Muamması”nın asıl karakteri olan el-Gataş’ın gizemli hikayelerini okuyoruz. Esas kurgunun anlatıldığı bölümlerse, “arasöz” ve “parametler” tarafından kesiliyor. Demiştik ya, çölde çarpmak ya da bölmek gerekir; Mussa, kurguyu önce parçalara ayırıp, sonra da bu parçalar üzerinden bir permütasyon yaratıyor. Julio Cortazar’ın “Seksek”ini hatırlatan bir yapıya sahip olan “Kaf Muamması”; istenirse ana kurgu takip edilerek, istenirse bu kurguyu zenginleştiren “arasöz” ve “parametre”lerle birlikte okunuyor. Yine de, kitap yapısı itibariyle her bir kelimeye eş değer dikkat istediğinden, yalnızca esas kurguya bağlı kalmak, kitabın anlamını ve etkisini büyük ölçüde azaltıyor. “Arasöz”ler, yazarın Arap dünyası hakkında anlattığı hikâyeler, efsaneler ve çeşitli bilgilendirmelerden oluşuyor ve esas kurguya dolgu görevi görüyor. Yazarın dehasını konuşturduğu bölümlerse, “parametre” bölümleri... Kurgu-şairimiz el-Gataş’ın, Arap şiirinin ilk büyük üstatlarıyla kesiştiği, karşılaştığı ya da sadece yazar tarafından karşılaştırıldığı bu bölümler; romanın anlamsal ve yapısal gücünü pekiştiriyor.
Mussa, bir roman yazarken, aynı zamanda, bu kurgunun içerisine bir tür “Arap şiiri eleştirisi” katıyor ve bu noktada, sırf kendi kurgusuna uyum sağlasın diye bu “parametre”ler eşliğinde, büyük Arap şairlerinin hayatlarına eklemeler yapıp, onların şiirlerini kasıtlı bir anlam kaymasına uğrayacak şekilde çeviriyor. “Intertexuality”, yani ‘metinlerarasılık’; Mussa tarafından güçlü bir deneye tabii tutuluyor ve bu deneyde, her şey dozunda olduğundan, söz konusu “metinlerarasılık” deneyimine eklemlenen üst-kurmaca girişimleri bile; kitabın genel tutarlılığının bir tür postmodernite arayışı içerisinde yıpranmasına engel oluyor. Arap şiirinin primitif özelliklerini okuruna anlatmayı, bu şiiri kuşatan denge unsurlarıyla oynamak üzerinden gerçekleştirmeyi deneyen yazar; sunduğu bu “ters okuma” deneyimiyle, aslında Arap şiirinin geometrik özelliğini perçinlerken, aynı anda, Arap şiirini postmodern bir algı içerisinde tekrar kutsuyor.
BÜYÜLÜ BİR ŞANS
Alberto Mussa’nın “Kaf Muamması” kitabını Türkçe olarak okuyabilmek büyülü bir şans... Arap şiiriyle ilgilenen ya da ilgilenmek isteyen okuyucunun dışında, anlatım ve kurgu konusunda biraz daha katmanlı okumaların peşinde olanlar için “Kaf Muamması”nın sunabileceği yeni ve heyecan verici öneriler var. Hele hâlihazırda kendisini şiire adamış ve bu noktada, biraz da kitaptaki araştırmacı gibi, yerin ve göğün tüm sırlarına merak salmış biriyseniz; “Kaf Muamması”, sizin için bir tür “yıldızname” görevi görebiliyor. Çölde fırtına dinince, sonsuzluk önünüzde uzanıyor; diyebiliriz ki, yeryüzü ilk kez bu kadar uzaya benziyor.

Paylaş

İki King güçlerini birleştirdiKitapları toplamda yaklaşık 350 milyon adet satan yazar King bu kez gücünü kendisi gibi yazar olan oğlu Owen’la birleştirdi; tüm kadınları uyutan bir virüsün peşine düştü.

Devam