VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Yetişkin olamayan maçoların çaresizliği
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yetişkin olamayan maçoların çaresizliği

Junot Diaz’ın “Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin” isimli kitabı kaybetmeye dair bir itiraf günlüğü gibi. Öyle samimi ki, tam kızacakken içinizi empatiyle dolduruveriyor.

AYLA AKBUAR

Kitabın kahramanı Yunior, ilişkilerini sabote etmekle mükellef biri. Kahramanımız sağlıklı bağlanamıyor. Hatta, bağ kuramıyor. Kurduğunu sandığında da içindeki “kendi sabotajcısı”nın tuzağına düşüyor. İlişkide olduklarına olabildiğine mülkiyetçi ve sahiplenici bir dil kullanarak “kadınım” diyor, “benim kızım”, “nişanlım” diyor ama her seferinde “sürtük” diye adlandırdıklarıyla beraber olup her seferinde yakalanmasını kolaylaştırarak ilişkisini kendi elleriyle sonlandırıyor. Görünürde kadınlar terk ediyor onu ve o hep geride kalıp dil döküyor, acı çekiyor. Peki, gerçekte istediğinin “o kadın” ya da sağlıklı bir ilişki olduğu konusunda ikna oluyor muyuz? Hayır!
Kitapta yalanlar, özellikle erkek tarafından kadınlara söylenmiş yalanlar ön planda görünse de kadınların söyledikleri de az değil. Erkek yalanları hep daha fazla kadınla beraber olmak ve güçlü görünmek adına söyleniyor. Kadın yalanları da ayakta kalma, muhtaçlığından kurtulma...
Yalan, güven ve aidiyet kavramları... Kitabın omurgası bunlar üzerine kurulu. Aldatılmak mı daha ağır gelir, yoksa yüzümüze sıradan bir şeymiş gibi söylenen o yalan mı? Yalan, bir insanı kaybetmek için çok mu hafif bir sebeptir? Ya da aldatmak nedir? Veya bir yere veya birine aidiyet hissi duymak? Çocukken ebeveyninden ayrı kalmış birinin sağlıklı bağlanamayacağını kanıtlıyor neredeyse kitap.
Ne bir insana, ne bir ülkeye... İlişkiler üzerine okuduğunuzu sanırken, bir bakıyorsunuz ki aslında aidiyet hissini sorguluyorsunuz ve aynen son cümlede olduğu gibi, ikinci şahıs üzerinden anlatılmış bölümler kendinizi kitabın öznesi gibi hissetmenize sebep oluyor.
Cinselliği gayet maço bir Dominikli erkeğin gözünden anlatışındaki açıklık okuyanı çarpıyor. Güzel kıçlar ve onun peşine takılan “cinsellik makinasının çalışmaya başladığını ve dünyada hiçbir gücün onu durduramayacağını hisseden” erkeklerin, aidiyet-sadakat- aşk için verdikleri uğraş zorlu ve bir o kadar da can yakıcı. Bu seksist dile kızarken, anlayıveriyorsunuz acısını... Hem yetişkin bir erkeğin özgürlüğünde olup, hem bir çocukmuş gibi yaptıklarının sorumluluğunu almayışını şaşkınlıkla izliyor insan okurken. Yunior’un yaşadıklarından ders almayışı ve tekrarlayan bir kadermiş gibi ilişkilerini sabote edişi, etrafındaki tüm erkeklerle de ortak paydası aslında. Sevdiği ve “becerdiği” kadınları ayrıştıran, ikisini tek kadında birleştiremeyen erkeklerin dramı bu...“Yitirinceye kadar hiç kafa yormaz, terk edinceye kadar asla sevmezsin” diyor. Elindekini kaybedene kadar, bakmamış baksa da görmemiş olduğunu anlıyoruz o kadınları. “Aşkın yarı ömrü sonsuzdur” yazar, eski nişanlısının adının yanına Yunior. Bu yüzden “Elinden uçup gidene kadar, sevdiğinin kıymetini bilememek erkeklere özgü bir kader mi, yoksa seçim midir” diye sorasım geliyor. Hazır, Dominikli bir maço bunu destekleyen bir kitap yazmışken...

 Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin Ve İşte Onu Böyle Kaybedersin

Junot Diaz

Detay için tıklayın

Paylaş