VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Yılbaşı geliyor diye sevinen hindi gibiydim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yılbaşı geliyor diye sevinen hindi gibiydim

“Kocan Kadar Konuş“ kitaplarının yazarı Şebnem Burcuoğlu, bu defa sinema dünyasının perde arkasını kaleme almış. “Yırtmaya çalışan” genç bir senaristin hayatı tanıma serüveninin ele alındığı roman günümüz gençliğinin bakış açısını yansıtıyor.

BARIŞ EMRAH

Şebnem Burcuoğlu, kitap dünyasına adeta paraşütle indi. İlk kitabıyla çok satanlar listelerinin sevgili kitaplarından oldu. Bu da hakkında bazı “yorumlara” neden oldu ki, yeni romanınız “Şekerfare”de bunlara tatlı tatlı yanıt veriyorsunuz. Önce buradan başlayalım, kimdir Şebnem Burcuoğlu. Kitap yazmak onun için nedir?
Yazın serüvenini nasıl değerlendiriyor? İddiası ve tabii iddiasızlıkları nelerdir?


Bilkent’ten mezun oldum, Boğaziçi’nde yüksek lisans yaptım, İngilizce, Fransızca, İspanyolca öğrendim ve kendime dedim ki “Şebnem, bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecek”. Gelmedi. Fotokopi çekip zarf yapıştırıp koli taşımakla başlayan kurumsal hayatımda işten de kovuldum, ihtar da aldım, kurumsal iletişimin yanında yazılarımı sağa sola gönderip şansımı her denediğimde “Yazamıyorsun, bu işi zorlama” cümlesini sayısız kez işittim. Yine de tünelin sonunda bir ışık göreceğim umudunu hiç kaybetmedim. Yılbaşı geliyor diye sevinen hindi gibiydim. Paraşütü sırtıma takıp aşağıya atlamaya çalışırken tam on üç yıl geçmiş aradan. On üç yılın sonunda o tecrübeler beni kurumsal iletişim alanında yönetici pozisyonuna taşıdı. Yazı yazabileceğim küçük alanlar yarattım kendime. “Kocan Kadar Konuş“, tüm bu sürecin sonucuydu diyebilirim. Peki kitap serüvenimin başlamasıyla hayatım toz pembe mi oldu? Hayır. Bence salt toz pembe bir hayat yok ve bizi ayakta tutan da bu. Elimdeki güzellikler için Allah’a şükredip hayat mücadeleme devam ediyorum. Kitap yazarak hayatını kazanabilmenin de ne kadar meşakkatli olduğunu birebir yaşıyorum. Son üç yıldır nefes almadan çalışıyorum. Üçüncü kitabım “Şekefare”yi yazarken babam ciddi bir hastalık geçirdi ve aylarca hastanede yattı. Ben de bu kitabımı onun başucunda beklerken tamamladım. Tek isteğim kitaplarımın okurlarımda güzel ve taze duygular uyandırması.

YIRTMAK YA DA YIRTAMAMAK

İlk iki romanınız, “Kocan Kadar Konuş” ve “Kocan Kadar Konuş Diriliş” kadın erkek ilişkilerine evlilik odağından bakıyor ve tipik bir Türk kızının takıntılarına eğiliyordu. Bu kez, iş hayatına ama daha da önemlisi “yırtmak ya da yırtmamak” üzerine odaklanmışsınız. Neden?


İşe gitmek için saatlerce trafikle boğuşuyoruz, özel hayatımızdan, sağlığımızdan feragat ediyoruz, stres sahibi oluyoruz. Evimizi geçindirmek için canımızı dişimize takıp çalışıyoruz. Tüm bunların hepsi maddi ve manevi açıdan rahat bir hayat yaşam istememizden kaynaklı. Hayat mücadelemizin adı “yırtmak” aslında. Ben de kendime bir gelecek inşa edip yırtmaya çalışıyorum. Bu da emek vermeden gerçekleşmiyor. Her bir şeyi kendisinden bildiğimiz şans bir anda konuvermiyor omuzumuza. “Şekerfare” romanımda da yırtmanın bir anda olmadığının altını mizahi bir dille çizmek istedim.

Aslında kahramanınız Şükran ay yoksa Müjgan mıydı, ailesinin gözüne girmek isteyen, para kazanmaktan çok “bir başarı” isteyen tipik bir Türk genci. Abisinin ya da diğer başarılılar karşısındaki ezikliğini üzerinden atmak isteyen… Günümüz gençleri için başarı bir hedeften ziyade ihtiyaç mı?

Önemsenmek istiyoruz. Ve bunun çok doğal bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
Sevimli kahramanınız bir tesadüfler ve şanslar silsilesi olarak görünen bir süreç sayesinde sinema/ film dünyasına adım atıyor ve okura bu dünyanın perde arkasını aktarıyor. Bu perdenin ardında ne va? Bunu hem Şükran hem de Şebnem cevaplar mı?
Şükran, “Şekerfare” isimli hikayesini adı sanı duyulmamış bir film şirketine satarak bir gecede fenomen olmanın hayalini kuruyor. Fakat bu işe araştırmadan balıklama daldığı için pişmiş tavuktan beter oluyor. Ben film deneyimimde Türkiye’nin başarılı yapımcılarından biriyle çalıştım, kaliteli filmler yaptık. Film dünyası oldukça ilgimi çektiğinden “Şekerfare”nin fonuna bu dünyayı koydum ve şunu sordum, “Ya her şey beklendiği gibi olmasaydı?” Her perdenin ardında olan sürprizler, güzellikler, şoklar, kısaca hayatın kendisi var film dünyasının perde arkasında. Fakat şunu söyleyebilirim filmler hem fiziken hem de ruhen müthiş bir emekle yapılıyormuş.

Romanınızın mekanı Ankara. Neden? Bunun Ankara modasıyla bir ilgisi olmasa gerek…

Hayatımın en güzel dört yılını Bilkent’te, Ankara’da geçirdim. Bana gülümseten hatıralar bırakan bu şehirde geçsin istedim Şekefare. Nasıl ki Ankara gridir ama keşfettikçe içinden renkler fışkırır Şükran da aynen böyle içindeki renkleri keşfediyor film serüveninde.

“Kocan Kadar Konuş” serilerinin sinema uyarlamalarında sizi oyuncu olarak da ekranda gördük, bu romanda ise bir “konu” hatta “fenomen” olarak görüyoruz. Neden?

“Şekerfare”de romanın içine yazar kimliğimle girerek kendimle dalga geçiyorum aslında. Kendini çok ciddiye aldığın zaman hatalarını kabullenmek ve devam etmek zor bence…

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163