VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Mart 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Yine, Yeniden Cumhuriyet Savaşları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yine, Yeniden Cumhuriyet Savaşları

Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi""nin torunu Emine Uşaklıgil, gazeteden ayrılışından 20 yıl sonra başkahramanı Cumhuriyet olan bir kitapla suskunluğunu bozdu.

Fügen Ünal Şen

Emine Uşaklıgil’in kitabı Cumhuriyet Savaşları’nı yeniden alevlendireceğe benzer... Zira Uşaklıgil, Hasan Cemal’i, “Gazeteyle yeterince ilgilenmemekle”, ailesinin anne tarafını “tehditkâr olmakla”, İlhan Selçuk’u ise ‘Genç kuşağı tasfiye ederek gazeteyi ele geçirmekle’ suçluyor.
“Beni odasına çağırdığında artık müessese müdürü olduğumu, asli görevimin de tuvaletleri temiz tutmak olduğunu söylemesi, Nadir Nadi’nin yeğenine verdiği önemin kanıtıdır”
“Hasan Cemal, ille de günlük yazı yazacağım diye boğuşacağına biraz olsun gazete yönetimine odaklansaydı, Cumhuriyet Gazetesi için daha hayırlı olurdu.”
“İlhan Selçuk, kendisinin yönettiği bir sohbet sırasında damarlarımda akan Halid Ziya Uşaklıgil’in kanının neyse ki Yunus Nadi’nin kanı tarafından dengelendiğini söylediğinde, yani bana kanımın saf olmadığını ima ettiğinde kulaklarıma inanamadım.”
“Bir yangının külünü, yeniden yakıp geçtin...” Bilirsiniz şarkı böyledir, hüzünlüdür, sitemkârdır ve söyleyene “Peki şimdi ne olacak, ardından ne gelecek?”sorusunu sordurur. Emine Uşaklıgil’in “Benim Cumhuriyet’im” kitabını okuduğumdan beri dilimde bu şarkı var... Burada külü de, yangını da “Cumhuriyet Gazetesi” simgeliyor. Külleri yeniden alevlendiren ise gazetenin kurucusu Yunus Nadi’nin torunu Emine Uşaklıgil...
Yirmi yıl önce yaşanan ve Babıâli Tarihi’ne “Cumhuriyet Savaşları” olarak geçen olayların tam merkezindeyken, bugüne kadar suskunluğunu koruyan Uşaklıgil de nihayet o günleri kendi açısından değerlendirdi ve kitaplaştırdı. İyi de bunca yıldan sonra ne olmuştu da yaşadıklarını zaman zaman kendisini de suçlayarak kaleme almıştı Uşaklıgil? Sorunun yanıtı şöyle:
“Bunca zaman sonra Cumhuriyet Gazetesi’nin başkahraman olduğu bir kitabı kaleme almam, aslında yalın bir nedene dayanıyor. Bugünün Türkiye’sinde Cumhuriyet’in önemli işlevi olabilirdi. Oysa ne yazık ki 1991-1992’de yaşananlar yüzünden Cumhuriyet Gazetesi böyle bir işlevi üstlenmekten uzak kalmıştır. Bugün Türkiye’de bu işlevi üstlenmiş olan başka gazete de yok.”
Peki, Cumhuriyet’te, 1991-1992’de ne oldu? Ve bir gazetede yaşananlar sadece o yayın için değil, Uşaklıgil’in iddia ettiği gibi tüm Türkiye için nasıl bu kadar önemli olabilirdi?
Bu soruların yanıtını vermeden önce birkaç satırla da olsa Emine Uşaklıgil’in kim olduğundan söz etmeliyiz. Emine Uşaklıgil Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucusu Yunus Nadi’nin torunudur. Yunus Nadi’nin Nazime Hanım’la olan evliliğinden Doğan, Nadir, Leyla ve Nilüfer isimli çocukları olmuştur. İşte o çocuklardan Leyla Hanım, Emine Uşaklıgil’in annesidir. Yazarımızın Cumhuriyet Gazetesi’yle bağı daha anne karnındayken, anne soyundan gelen genlerle oluşmuştur kısacası.
Emine Uşaklıgil’in büyükbabası ise Türk edebiyatının usta kalemi Halit Ziya Uşaklıgil’dir. Halit Ziya’nın oğlu diplomat Bülend Uşaklıgil de Emine’nin biricik, sevgili babası.
“YAŞANANLAR YÖNETİM SORUNU DEĞİLDİ”
Şimdi yukarıdaki “Ne olmuştu 1991-1992’de?” sorusunun yanıtını, Emine Uşaklıgil’in Everest Yayınları’ndan çıkacak olan “Benim Cumhuriyet’im” kitabından vermeye çalışalım: “Cumhuriyet Gazetesi’nde 1991 ve 1992’de yaşananları bir yönetim sorunu olarak görmek söz konusu olamaz. Olayların siyasi içeriği ile iç içe geçmiş olarak hem bir kuşak kavgası, hem bir iktidar kavgası, hem de bir aile kavgası söz konusuydu. Dolayısıyla bir yönetim sorunu bambaşka boyutta bir depreme yol açtı. Türkiye’de demokrasinin yolunun darbelerle döşeli olmasının gerekli, hatta zorunlu gören ekip Cumhuriyet Gazetesi’ne el koydu.”

“İLHAN SELÇUK GAZETEYİ ELE GEÇİRDİ”
Yazımızın girişinde söylediğimiz gibi Uşaklıgil külleri şöyle bir harmanlayıp yeniden alevlendiriyor. “Nadir Nadi’nin ölümü yaklaştıkça, tek yetkili olmak, gazeteyi kendine tam bağlı kadrolarla yönetmek isteyen İlhan Selçuk, 1992 yılında amacına ulaştı. 1972’de Türkiye’nin yönetimini ele geçirememişti fakat uzun soluklu mücadelesi ve sabrı sayesinde, nihayet Cumhuriyet’in sahibi olmuştu” diyor Uşaklıgil.
Uşaklıgil’in kitabında detaylarıyla anlattığı ve “İlhan Selçuk’u gazeteyi ele geçirmekle suçladığı” Cumhuriyet kavgasını birkaç cümleyle özetlersek şunları söyleyebiliriz: Kıyamet Nadir Nadi’nin vefatını (Ağustos 1991) izleyen günlerde kopuyor. Zaten o günlerde gazetede yenilikten yana olan Hasan Cemal, Okay Gönensin ve Emine Uşaklıgil’e karşı bilenen kılıçları kınından çıkartan ise, Cumhuriyet’in ekonomi yazarı Osman Ulagay’ın 20 Ekim 1991 seçimlerinden sonra yazdığı yazı oluyor. Yazının başlığı “Ekonomi için DYP-ANAP Koalisyonu mu?” Emine Uşaklıgil’e göre “Cumhuriyet’in alamet-i farikası yazarlar DYP-SHP koalisyonundan yanaydılar” ve İlhan Selçuk köşesinde Ulagay’ı “TÜSİAD yazarı olmakla ve SHP’nin iktidarını engellemeye çalışmakla” suçladı. Ulagay’ın yanıtı yine köşesinden geldi ve kendisine saldıran yazarlarla alay eden bir yazı kaleme aldı. Olaya yayın kurulu el koydu.
“Saflar ayrılmıştı” diyor Uşaklıgil ve ekliyor: “Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal, Yazı İşleri Müdürü Okay Gönensin ve Müessese Müdürü Emine Uşaklıgil genç ve değişimi destekleyen gruptu. İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Ali Sirmen diğer taraftaydı.”

“ANNEM BENİ İŞTEN ATACAKTI, İSTİFA ETTİM”
“Sonra ne oldu?” diye soran okura ºyanıt verelim: Yayın kurulunda oylama yapıldı ve Berin Nadi ile birlikte İlhan Selçuk ve ekibi yönetim kurulundan istifa ettiler. O günlere Uşaklıgil’in kelimeleriyle dönelim: “İstifa edenler, tasfiye edildiklerini iddia edince istifalar çığ gibi çoğaldı. Seksen kişi gazeteden ayrıldı ya da yazmayacağını açıkladı. Birlikte yaşadığım kişi (İngiliz olduğu için) ajanlıkla suçlandı. Hasan Cemal sansürcülükle, yazı işleri ekibi TÜSİAD’ın yörüngesine girmekle suçlandı. Gidenler gazeteyi yok etmeye kararlıydılar. Beş ay süren sarsıntıdan sonra yönetim değişikliğine gidildi. Hasan Cemal gemiyi terk eden kaptan misali Sabah gazetesine geçti. Ben de istifa ettim. Böylece yönetim kurulu üyesi annem beni resmen işten atmaktan kurtuldu. Savaşı kaybetmiştim.”
Ve ekliyor Uşaklıgil: “Gazeteyi sadece gazete olarak görenler mağlup olmuştu. Atatürkçülüğü kendi tekelinde görenler Cumhuriyet’e el koymuştu.

“HASAN CEMAL, KADIN PATRON İSTEMEDİ”
“Benim Cumhuriyet’im”, Emine Uşaklıgil’in ilk kitabı. Kitap sadece Cumhuriyet’in iflasına kadar giden büyük kavganın ayrıntılarını değil, kuruluş günlerini ve Türkiye Cumhuriyet’inin tarihi içindeki rolünü de anlatıyor.
Okur, Cumhuriyet Gazetesi’nin kuruluş günlerinden başlayarak günümüze kadar gelen süreci izlerken, yakın tarihin unutulmuş ama bu günlerin şekillenmesinde etkili olan kimi olayı ve kişileri de anımsayacaktır.
Bu küçük saptamadan sonra biz yine kitaba, Emine Uşaklıgil’in kriz günlerinde pasif kalmakla suçladığı Hasan Cemal’le ilgili kelimelerine dönelim.
Hasan Cemal de Cumhuriyet Gazetesi’ndeki günlerini anlatan “Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim” isimli bir kitap yazmıştı, hatırlatalım. Emine Uşaklıgil, Cemal’in kitabını dikkatle okumuş. “Hasan Cemal’in anlattıkları dikkatli bir gözle okunduğunda, asıl sorunun bir kadın patron fikri etrafında düğümlendiği anlaşılır. Hasan Cemal ve İlhan Selçuk’un demokrasi anlayışı farklıydı. Buna rağmen o günlerde denge uğruna gazeteyi ortak sayılabilecek bir anlayışla idare etmeye bakıyorlardı. İkisi de hem birlikte hem ayrı ayrı, gazete üzerinde hâkimiyetlerini nasıl kuracaklarını düşünüyorlardı. Berin Nadi’nin “Gazetenin Emine’nin elinde kalmasını engelleyeceğim” sözlerine tepki göstermek, bana destek vermek ya da beni uyarmak şöyle dursun, kapalı kapılar ardında “Emine’ye güvenmiyoruz,” teranesini bıkmadan sürdürdüler. Hasan Cemal, beni zayıflattıkça aslında kendini güçsüzleştirdiğini bir türlü kavrayamadı. Açıkça ‘Geliyorum’ diyen krize karşı önlem alamadı. Hasan Cemal, ille de günlük yazı yazacağım diye boğuşacağına, kafasını günlük tutmaya takıp çevresinde olup bitenlere müdahale etmek yerine seyirci kalacağına ve enerjisini beni denetim altına almaya yarayacağını sandığı, bitmez tükenmez sohbetlere harcayacağına biraz olsun gazete yönetimine odaklansaydı, Cumhuriyet gazetesi için daha hayırlı olurdu.” Emine Uşaklıgil, “Elinizdeki kitap bugünle ilgili sorunların cevabını dünde arama çabasıdır ” diyor ve ekliyor: “Benim hedeflediğim Cumhuriyet, kadınların erkeklerle sözde değil gerçekten eşit olduğu ve özgür bireylerden oluşan açık bir toplumu savunan bir Cumhuriyet idi. Asla gazete olduğunu unutmazdı. Özgür düşünceyi savunurdu. Türkiye için bir kazanç olurdu. Amacım bundan ibaretti.”
Ve 20 yıl aradan sonra yazdığı kitapla sanki “2. Cumhuriyet Savaşları”nı da başlatıyor.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam