VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Şubat 2011 Cuma | Anasayfa > Haberler > Yoğun ve kapsamlı bir müze turu gibi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yoğun ve kapsamlı bir müze turu gibi

Özenli basımı, içerdiği eserler ve bilgiler ile “Sanat Atlası” sadece sanat tarihine ilgi duyanların değil, herkesin sahip olmak isteyeceği bir kitap...

Atom Damalı

Dünyanın en önde gelen uluslararası yayın kuruluşlarından DK’nın dünya sanat tarihine yön veren eserleri içeren “Sanat Atlası” kitabı Boyut Yayıncılık tarafından Türkçeye kazandırıldı. Öncelikle bu değerli çalışmasından ötürü Boyut Yayıncılık’a teşekkür etmek isterim. Çünkü ‘’Sanat Atlası’’ dünyanın en kapsamlı müze kitaplarından biri niteliğinde...

Kronolojik olarak tüm sanat eserleri hakkında bilgi veren bu kitap, prehistorik sanat eserleri ile başlıyor ve günümüze dek uzanıyor. Hâl böyle olunca da kitabın sayfalarını çevirirken hem tarihin hem de dünya coğrafyasının üzerinde dolaşıyorsunuz. Hem ülkelerin, kültürlerin sanata yaklaşımını görüyor hem de tarihsel süreç içinde sanattaki değişimlere, akımların birbirinin yerine geçişine yakından tanık olabiliyorsunuz.

SANAT DÜNYASININ DEĞİŞİMİ

Kitapta Antik Mısır ve Antik Yunan eserlerinin tanıtımından sonra 15. ve 16. yüzyıl Rönesans sanatçılarının eserlerine yer verilirken Rönesans döneminde Ortaçağ ressamlarının çizdiği ruhani görüntülerin yerini üç boyutlu bir dünyayı resmetmek için perspektiften yararlanan resimlere nasıl bıraktığını görüyorsunuz. Ya da 17. yüzyıla egemen olan Barok üslubun cesur, gösterişli, hareketli ve kontrastlı ışığı ile Avrupa hanedanlarının ihtişamını sergilemesine... Veya Barok stilini izleyen Rokoko’nun, zerafet, uçarılık ve süsleme albenisini ön plana çıkarırken Romantizmin 19. yüzyıl başlarında nasıl doruk noktasına ulaştığını...

Düzene ve akıla yaslanan Neoklasikcilerin tersine, Romantikler’in düşgücü, coşku ve bireyin gücüne inanışına tanıklık ederken ışığın etkilerini resmetmeyi amaçlayan Empresyonistler’in Rönesanstan beri resim alanına egemen olan bir geleneğin sonunu nasıl getirdiklerini ve ışığın etkilerini resmedişleri karşısında gözleriniz kamaşıyor.

Sanki yoğunlaştırılmış bir müze turunda gibisiniz... Hem de bilgili, deneyimli ve açıklayıcı bir rehber eşliğinde. Mesela 20. yüzyılla beraber her konuda olduğu gibi sanat dünyasında yaşanan büyük değişimlerin boyutlarını ve nedenlerini de öğrenebiliyorsunuz. Hatta belki sadece meslekleri sanat veya sanat tarihi olanların takip edeceği, ilgileneceği; fovizm, dadaizm, vortisizm, ekspresyonizm, kübizm, fütürizm, orfizm, rayonizm, konstruktivizm, süprematizm gibi “izm”lerin yaratıcılığın sınırlarını nasıl zorladıklarına bile tanıklık ediyorsunuz. Ve tabii II. Dünya savaşından sonra ortaya çıkan minimal sanatın, popartın, kinetik sanatın, kavramsal sanatın ve sürrealizmin bugünlere taşınışına da...

Klimt’in muhteşem “Öpücük” resminin kapakta yer aldığı ve binin üzerinde sanatçının yapıtlarının estetik bir şekilde tanıtıldığı bu eser sayesinde oturduğunuz yerden dünyanın en önemli müzelerini gezebilir, sanat tarihinde yolculuğa çıkabilirsiniz...

Göbeklitepe eserleri de yer almalıydı

Göbeklitepe arkeolojik çalışmalarını başlatan Dr. Klaus Schmidt, “Önce tapınak, sonra şehir geldi” diyerek erken medeniyet tarihine yeni bir açılım getiriyor...

Ancak bir eleştirim de yok değil... Prehistorik sanat eserleri ile başlayan “Sanat Atlası”nda ne yazık ki Göbeklitepe eserleri yer almıyor. Oysa Urfa müzesinde bulunan dünyanın ilk insan boyundaki heykeli ve Göbeklitepe’de bulunan 12 bin yıl önceki dünyanın ilk tapınağına ait heykel ve rölyefler de bu eserde yer almalıydı. Çünkü Göbeklitepe kalıntıları dünyada din tarihinin yeniden yorumlanmasına neden olacak kadar kadar önemli. Tabiiki bu eksikliğin nedenini sadece Sanat Atlas’ının editör ve danışmanlarında aramamak gerek. Çünkü Göbeklitepe buluntuları Alman Der Spiegel Dergisi’ne kapak olsa da Türk medyasında bir türlü gereken önemi görmedi.

Peki Göbeklitepe’yi bu kadar önemli kılan ne? Göbeklitepe, henüz yerleşik hayata geçmemiş olan avcı-toplayıcı toplumların inançları doğrultusunda tapınak inşa etmiş olduklarını gösteren ilk örnek. Bu da onu arkeoloji dünyasının en büyük keşiflerinden biri kılıyor.

Uzun bir süredir ismini duyduğum Göbeklitepe’ye gittiğimde tepeyi daha uzaktan görür görmez dallarının ve yapraklarının arasına bağlanmış binlerce çaputun uçuştuğu tek bir ağacın da sayesiyle buranın çok özel bir yer olduğunu hissetmiştim.

Nitekim, daha sonra o tek ağacın köklerinin altında halen kazısı devam etmekte olan 12 bin senelik bir tapınaktan çıkarılan yabani sığır, akrep, tilki, yılan, aslan, yaban eşeği, yaban ördeği ve bitki kabartmalarına hayran kalmıştım. O dönemde böylesi eserlerin yapılmış olması inanılır gibi değildi.

Paylaş