VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Kasım 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Yoksa tek karakter miydi?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yoksa tek karakter miydi?

İksirin etkisiyle Hyde’a dönüşen Dr. Jekyll acımasız biridir. İnsanlara kötü davranmasına rağmen kendini ‘hafif, özgür, mutlu, daha genç, yükümlülüklerden sıyrılmış ve tensel imgelerle sarıp sarmalanmış buna bağlı olarak da neşeli’ hisseder.

AYLA AKBUAR






Genç bir kızken kuzenim bana arkadaşlarımın yanındayken, evdekinden “bambaşka” biri olduğumu söylediğinde önce çok şaşırmış sonra da utanmıştım. Bunun sadece bana özgü bir durum olduğunu sanmış biraz da endişelenmiştim. Nasıl yani? Hangisi bendim? Evdeki mi, arkadaşlarımla olan ben mi? Psikoloji bilgim arttığında ve hepimizin içinde sayısız “ben”ler olduğunu öğrendiğimde gene şaşırdığımı belirtmeme gerek yok sanırım. Yani “bir benden fazlası var benden içeru”…


Türkiye İş Bankası Yayınları’ndan çıkan “Dr. Jekyll ile Bay Hide” bu konuda yazılmış en önemli eserlerden biri. İskoç yazar Robert Louis Stevenson (1850-1894) oğlu ile oynadığı bir oyundan aldığı ilhamla yazdığı ve sadece çocukların değil büyüklerinde ilgiyle okuduğu “Define Adası” romanından beş yıl sonra kaleme alır bu romanı (1886). Stevenson’un gördüğü bir kabustan ilham alarak yazdığı ilk kopyayı karısı okuduğunda ‘ürkütücü, iğrenç ve tiksindirici’ bulur ve bunun etkisiyle yazar bu kopyayı yakarak yok eder. Ancak, yazma isteğine karşı koyamaz. Roman ikinci kez kendini yazdırır. Bizlerin okuduğu bu ikinci yazımdır aslında. Tam 123 kere filme çekilmiş bir roman bu… Okuyanı daha ilk satırlarından itibaren etkisi altına alan, düşündüren ve muhtemelen özeleştiri de yaptıran bir metin.

UÇARI VE İKİYÜZLÜ

Dr. Jekyll toplumda sevilen, iyi ve ahlaklı vasıflarıyla kabul görmüş biridir. Servet sahibi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Gelecek güvencesi vardır, herkes tarafından saygı görür. Ancak, zamanla kişiliğindeki kendi deyimiyle “uçarılığı” fark ettiğinde etraftakilerin kendisiyle ilgili imajını sarsmamak adına ciddi maskesini takmaya başlar. Bir yandan tutkularının dayatıcılığı ile, muhtemelen bedeninin hazzı peşinde -gene yazarın deyimiyle- yaptığı “aşırılıklar” karşı koyamadığı ancak bir yandan da derin bir utanç duymasına sebep olan bir süreci doğurur. Kendisini, sahtekâr diyemese de “ikiyüzlü” olarak değerlendirir. Bir yanda din ve ahlak kurallarının sınırladığı ciddi yanı, diğer yanda utanç duymasına sebep olan aşırılıkları yapan uçarı yanı. Kitapta bu aşırılıkların neler olduğunu öğrenemeyiz, ancak o dönemde uygunsuz diye nitelenen eylemler olduğunu tahmin ederiz.

Kendisindeki iki farklı yönde davranma arzusu insan benliği üzerine düşünmesini sağlar. Kitabın sonunda dostu avukat Utterson’a yazdığı itiraf mektubunda nasıl bu yolda bulduğunu çok güzel açıklar:

“Sonunda, tümüyle mistik ve deneysel olana yönelen bilimsel çalışmalarım, ruhumla bedenim arasında sürüp giden bu savaşın ayırdına varmama güçlü bir ışık tuttu. Her geçen gün, kısmen keşfettiğim, zihnimin hem ahlaki hem de düşünsel yönleriyle feci bir enkaza dönüşmeye mahkum olduğum gerçeğine giderek biraz daha yaklaştım: Aslında insanoğlunun bir değil, iki benliği vardı. İki diyorsam, bilgilerim ancak bu kadarına yettiği için. Benden sonrakiler bu alanda daha da ileri gidecekler; ben, insanoğlunun önündesonunda türlü türlü, birbiriyle bağdaşmaz, birbirinden bağımsız benlikler bütünüyle bilineceğini tahmin etme cüretinde bulunuyorum.”

Her iki benliğini (iyi- vicdanlı ve kötü- vicdansız) birbirinden ayırma düşüncesi ve ayrı kimliklerde varolabilmeleri fikri Dr. Jekyll için o kadar caziptir ki, bunu fiziksel olarak sağlayacak bir ilaç - iksir geliştirir. Artık keşfettiği bu ilaç sayesinde istediği zaman iyi, istediği zaman kötü olma şansı vardır.
Bu ilacın etkisi ile sadece ruhu değil, bedeni de değişime uğrar. Kötü olan Mr. Hyde, görüntüsü ile de insanları rahatsız eder. Daha kısa, ufak tefek, hafif çarpık bir bedeni ve rahatsızlık veren bakışları vardır.

Öyle ki, yanına yaklaşan insanlar irkilirler. İksirin etkisiyle Hyde’a dönüşen Dr. Jekyll acımasız biridir. İnsanlara kötü davranmasına rağmen kendini ‘hafif, özgür, mutlu, daha genç, yükümlülüklerden sıyrılmış ve tensel imgelerle sarıp sarmalanmış buna bağlı olarak da neşeli’ hisseder. Katışıksız kötülüğünden korkan insanlar onu rahatsız etmez. Hyde’ın zevk alarak işlediği cinayet dışında ne gibi kötü eylemler yaptığını kitaptan öğrenemeyiz, sadece ‘soysuz zevkler’ olarak adlandırdığı edimlere dair hayal gücümüzü kullanabiliriz… Jekyll ilk başta kötü olanı sever, kendi olduğunu bilir. Biraz da yaşlanmakta olduğunun farkında ve çalışarak geçen hayatının monotonluğundan kurtulmak için Hyde olma isteğine engel olamaz. Hyde’ın yaptığı kirli işlerden zevk almak hoşuna gider. Ancak bir süre sonra, Hyde’ın yaptıklarından rahatsız olmaya başlar. Hyde’ı ise, esir alan iki duygu vardır: korku ve nefret. Hatta Jekyll’dan nefret eder. Jekyll ise hem korkar, hem de Hyde’dan tiksinir. Kontrolü dışında Hyde’a dönüşmekten ve en sonunda sadece Hyde olmaktan korkar. Aslında içindeki iyiyi kaybetme korkusu da diyebiliriz buna. ( Halbuki, Hyde her seferinde Jekyll olmak için iksir içiyorsa, katışıksız kötü dediğimizin içinde de ‘iyi’ olma potansiyelini göstermez mi bu? ) Sonunda iksir yapmak için yeterli ve katışıksız madde bulamıyor olması, Jekyll’ı geri dönüşü olmayan bir karara zorlar. Hyde ile birlikte ya da onsuz yaşayamak mümkün değilse de ölmek mümkündür.

KÖTÜ YANLARIMIZLA YÜZLEŞMEK

Stevenson’un yaşadığı dönemden ve ülkeden (İngitere) hoşlanmadığını ve bunaldığını biliyoruz. Hayatının son sekiz yılını bir Pasifik adasında geçirir ve çok erken yaşta vefat eder. Ruhundaki iniş çıkışları ve farklı benliklerini keşfetme sürecinin bir parçası olan ve bu kitaba ilham veren gördüğü o kabus, aslında bilinç ötesinin büyük bir yardımıdır bence. Bastırılmış arzularının kölesi olmuş ancak bunun farkında olmadan geliştirdikleri telafi mekanizmalarıyla hem kendine hem etrafa zarar veren Hyde’a dönüşen ne çok insan var baksanıza? Ayıplarla, günahlarla bastırılmış ve sesini duyuramayan gizli arzular hepimizde var. Hepimizde ‘kötü’ olmak isteyen kötülüğün tadına varmak isteyen bir yan var. Aslında bütün mesele, kötü dediğimiz yanla ya da yanlarla yüzleşme cesareti gösterebilmekte.
Yüzleştiğimizde ve bu kötü tarafla ve bu tarafa rağmen, ‘insan’ olduğumuzu hatırlayarak içimizdeki Hyde’la dost olarak ve onu ehlileştirerek, Jekyll’ın da kurallarından bir parça özgürleşmesini sağlayarak “ben” sandığımızı öldürüp “yeni ve bir üst bir ben”in doğmasına olanak sağlayabiliriz belki…

Not: Celal Üster’i harika çevirisinden ötürü özellikle tebrik ederim.



Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam