VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Yuvaya dönüş
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yuvaya dönüş

Pulitzer Ödüllü savaş muhabiri Anthony Shadid, büyük büyükbabasının 100 yıl önce terk edilen Lübnan’daki taş evini onarma çabası üzerinden Ortadoğu’nun dününü ve bugününü anlatıyor.

ÖZLEM AKALAN




Lübnan asıllı, Amerika doğumlu bir savaş muhabiri Anthony Shadid. The Boston Globe, The Washington Post, Associated Press, The New York Times gibi dünyanın önde gelen ajans ve gazetelerinde Ortadoğu muhabirliği yaptı. 2004 ve 2010 yıllarında Uluslararası Habercilik dalında iki kez Pulitzer Ödülü kazandı. Savaşta yaralandı, esir düştü. Kötü bir boşanma süreci geçirdi. Sonunda gazetesinden izin aldı ve anne tarafından büyük büyükbabası İsber Samara’nın Güney Lübnan’daki Marcayun kasabasında bulunan ve bir asırdır tüm savaşlara direnen evini onarmak için kolları sıvadı.

Bu, zorlu bir süreçti Shadid için; bir yanda evi aslına uygun onarmaya çalışmak diğer yanda onu çok zengin sanan işçilerle uğraşmak, hepsinden öte her an savaşın gölgesinde olmak. Tüm bu işi üstlenirken hiç önemsemediği bir sorun daha vardı; evin tek varisi kendisi değildi, 23 kuzeni daha vardı. Ama o hiçbir şeyi umursamadan, köklerini sadece genlerinde değil ruhunda da hissederek taş evi onarmayı başardı.
“Tam olarak ev diye çevrilebilir ama aileye, yuvaya özleme dair yaptığı çağrışımlar odaların ve duvarların ötesinde bir anlam taşımasına neden olur.” sözleriyle başlıyor Shadid’in anı kitabı ve şöyle devam ediyor: “Ortadoğu’da beyt, kutsaldır. İmparatorluklar çöker. Uluslar dağılır. Sınırlar değişebilir ya da yeniden düzenlenebilir. Eskiden gelen bağlılıklar ortadan kalkabilir ya da aidiyet aniden değişebilir. İster yapı, ister aile temelli olsun, ev solmayan, silinmeyen bir kimliktir.”

Shadid, İsber’in evine, köklerine bağlılığını daha ilk cümlelerle dile getirirken bir yandan da Ortadoğu’nun tarih boyu yaşadığı çalkantıları özetlemiş oluyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ve kaos ortamı, bölgeye ilk gelen Hıristiyanlardan olan Shadid Ailesi’nin de yaşadıkları topraklardan kopup Amerika’ya göç etmelerine neden olmuş. Ancak İsber bırakmamış Marcayun’u; hayatta kalsınlar diye oğullarını yollamış Amerika’ya. Kendisi 1928’de “ev”inde ölmüş.

Eski ticaret merkezi
“Atalarımın yaşadığı Marcayun, eski Ortadoğu mozaiğini birlikte oluşturan Hıristiyan, Müslüman ve Yahudilerin bir zamanlar sürekli kullandığı ticaret yolu üzerinde kurulan bir ticaret merkeziydi” diyor Shadid; “İsber’inki arkada bırakılmış çok sayıdaki evden biriydi. Bu güçsüz, çökmekte olan perili evler, Marcayun’un kaybolan altın çağını anlatır.” Bir dönemin o capcanlı Ortadoğu kasabası günümüzde savaştan yorgun düşmüş, silik bir siluetten farksız. Hele ki 2006 yılında gerçekleşen İsrail saldırısından sonra... İşte tam da o saldırıda İsber’in evine bir füze isabet etmiş. “İsber’in kapısının eşiğinden ilk geçtiğimde etkilenmemiştim. Doğrusu bir bağ hissetmemiştim” diye anlatıyor Shadid; “Mekân çerçöp içindeydi. Ailem işgal sırasında evi terk etmişti. Kapıyı açmaya çalıştım ama anahtar kilidi açmadı. Uzun süren bir mücadelenin ardından kilidin sağa sola gıcırdamasıyla üzerimi bir toz bulutu sardı. Arkeolojik kalıntılarda rastlanabilecek karmaşık örümcek ağları gördüğümü hatırlıyorum.”

Zeytin ağacı
İsrail işgali sırasında, 2006’da karar vermiş Shadid evi onarmaya, hikâyesini ise 2012 yılında bu kitaba aktarmış. Bu işte ona en büyük destek hâlâ Marcayun’da yaşayan kuzeni ve onun eşinden gelmiş: “Evi yeniden inşa etme konusundaki hevesim, komşular tarafından aptalca ve cüretkâr bir davranış olarak görüldü; pervasız, tehlikeli ve tamamen Amerikalılara mahsus bir davranış olmasından bahsetmiyorum bile. Endişe ve uyarılara rağmen kararlılığım sürdü. Cumana’yla bunu ailemiz için yapmak konusunda anlaştık, kendimizi feda ediyorduk bir anlamda. Evin kime ait olduğu meselesini kurcalamayacaktık. Sanırım ABD’deki varislerle konuşup onların hayır duasını, daha doğrusu rızalarını almam gerekirdi, fakat bunu yapmadım. Kuzenlerimin uzaklığı ve uzun süreli ilgisizliği bana tam yetki verdi.” Anthony Shadid, evi onarmaya başlamadan önce ilk olarak bahçeye, diğer zeytinlerin yanına bir zeytin ağacı diker. Tam dört dolar vermiştir bu küçücük fideye; muhtemelen ederinden çok daha fazla. Ancak bir hayali vardır; o zeytinin meyvelerini kızıyla tadacaktır…“Kendime bir söz vermiştim, bir kavanoz zeytini ev nihayet tamamlandığında kutlama yapmak için saklayacaktım. Kavanozu dolaptan alıp on iki veya daha fazla zeytini kutlamama yakışır şekilde beyaz kâselere koydum. İki ya da üç tanesinin tadına baktım. Zeytinleri yeni gelen birisi olarak acemiliğimden dolayı çok erken toplamış olsam da iyi olgunlaşmışlardı, tatları artık acı değildi ve tuzun keskinliği bir şekilde gitmişti. Onları yerken, İsber’in evine olan yolculuğumun başladığı gün ektiğim ağacın meyvesinin tadını kızımla beraber çıkaracağım günü düşündüm. Bu eski evde daha ne hayatlar yaşanacaktı.”
Ne var ki Anthony Shadid, bu eşsiz hayalini gerçekleştiremeden, 2012 yılında henüz 43 yaşındayken savaşı izlemek için gittiği Suriye’den kaçarken geçirdiği astım krizi sonucu hayata veda etti. Çok fazla sigara içmesi ve at kılına olan alerjisi yüzünden kızıyla birlikte baba evinde zeytin yeme hayali hiç gerçekleşmedi.



Çok kültürlü ev
“İsber’inki asırlık, sağlam malzemeden yapılmış heybetli iki katlı bir evdi. Bir zamanlar kullanışlı olduğu ve hâlâ çok zarif olduğu su götürmez olan yapının taşları simetrik sıralar halinde dizilmişti. Her birinde toplam otuz beş taş olan sıralar, Levanten ve kozmopolit geçmişe ait kırmızı kiremitlerle ya da Türkçeden Arapçaya geçen ismiyle “armid”le son buluyordu. Çatı, kemanın kıvrımlarına benzeyen ahşap kemerlerle desteklenmişti… Her ne kadar tasarının ilham kaynağı yaklaşık üç bin yıl öncesine yani antik Roma’ya dayansa da geleneksel Lübnan evi duygusunu üçlü kemerler kadar güçlü veren başka bir şey yoktu.”





Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam