VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2012 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Zaman bana bir aidiyet duygusu yüklüyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Zaman bana bir aidiyet duygusu yüklüyor

Fırat Demir""in ilk şiir kitabı ""Yeni Cüret Çağı"" şiire yeni bir soluk getiriyor. Demir bir yandan şiiriyle Latife Tekin""e selam ederken diğer taraftan şiirinin coğrafyasını arıyor.

Harun Gümüş

Yere serilişi / yitmeye bırakılışı tarihsel figürlerin" diyorsunuz “Yeni Cüret Çağı” şiirinde. Statükonun egemenlik savaşı her daim mitler, tarihsel figürler üzerinden yürür. Henüz çok genç olduğunuzu da hesaba katınca, tarihle ve tarihin yarattığı statükocu/kutsal mitlerle savaşmayı göze alan bir şiir yazma cüretine nasıl vardınız?

Bir şair içinde yaşadığı toplumun dilinden yazar ya biraz da... Yüzünü tarihe dönmediği sürece, toplumun dil düzeyinde başlayan acımasızlığını tekrar edip durur hiç farkına varmadan. Düşünsenize, doğduğunuz andan beri hep bir sürekliliğin parçasısınız. Okulda hiç yaşamadığınız toprakların "tarihi" ile şekillendiriliyorsunuz ya da. Kendi kendime, tarihin kontrol edemediğim tek şey olduğunu kabullendim. Fakat bu kabullenişi bir özgürlük gibi yaşamak, benim asıl planımdı. Bu kabulleniş içerisinde, hep insanı aradım.

Şiirinizde kendini büyük bir güçle duyuran ritmik bir ses var. Müzik kendini duyuruyor. Türkü ve punk işbirliğine girmiş sanki. Ne dersiniz?

Şiirle ilk karşılaşmam, babamın dinlediği dengbejler sayesinde oldu. Sonra, bir şekilde çocukken kulağıma biriken tüm o türküler, benim ortaokula başlamamla birlikte kendimi kaptırdığım punk ve glam müziğiyle birbirlerini bütünlediler. Türkülerde de punk müzikte de mücadele ruhu ve sadece kendi olma arzusu var. Her iki müzikte de, ne söylediğinin önemi, her bir kelimenin değerini arttırıyor, her bir kelimeyi keskinleştiriyor.

Şiirinizin ait olduğu coğrafyayı sormak istiyorum. Mezopotamya’nın şiiri mi bu yoksa İstanbul’un mu?

“Yeni Cüret Çağı”, bir tür kendini var edebilme savaşı ve ister istemez biraz daha vahşi, biraz glam-punk olmak zorunda. Ama benim ruhumun tecellisi, Mezopotamya’dadır. Keza bir sene önce “Yeni Cüret Çağı”nı bitirdikten sonra yazdığım şiirler, tamamen Mezopotamya’yla bütünleşti. Kendimi bir zalim, bir korkak, bir yalancı gibi hissetmemek için önce kendi zamanımla hesaplaştım. Artık kendimi Mezopotamya’nın zamansızlığına bırakmaya hazır hissediyorum.

“Bir Anadolu Göçü” şiirinizde zamanın değerini yitirdiğini söylüyorsunuz. Zamanın neresindeyiz sizce? Başka bir deyişle içinde bulunduğumuz "şu ânın" anlamı nedir bir şair için?

Zaman, bana bir aidiyet duygusu yüklüyor, zamanı sevmiyorum; benim için sadece içinde yaşadığım dünyada haksız yere acı çeken insanların yanında olmam gerektiğini hatırlattığı için önemli olabilir sadece. Kişisel ve ruhsal olarak şimdiyle herhangi bir ilişki kurmak istemiyorum.

“Sevgili Arsız Ölüm” adlı şiiriniz Latife Tekin"i selamlarken, Latife Tekin’in "Aşk İşaretleri" şiir-romanında "her sözün binlerce defa kırılarak yansıdığı boşlukta şeklini araması hazin görünüyor bana" demesi aklıma geliyor. Şiiriniz bir yanıyla meydan okurken bir yanıyla da çok kırılgan. İki uca da çok yakın duruyor. Boşlukla hesaplaşırken bu dengeyi kurmanın hiç de kolay bir şey olmadığını düşünüyorum...

Kendimi hep “Sevgili Arsız Ölüm”deki “Dirmit” karakteri gibi hissettim. Onca derdin, “sen düşünme” demelerin, gözle görebildiğin ikiyüzlülüklerin, acımasızlıkların arasında kaçıp kaçıp şiir yazdım. Tüm bu kaçışlar, biraz da normali yitirişime sebep oldu. Dünyevilikle, dünyanın dertleriyle bağlantımı kesmek için kendimi yalnızlaştırdım. Fakat işte sonunda aynı Dirmit gibi yine inatla şiirin başına oturduğumda, tüm o güçle, tüm o zayıflıklarla tek başıma kaldım.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163