VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Zamanı hiç geçmeyecek bir eski zaman evsahibesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Zamanı hiç geçmeyecek bir eski zaman evsahibesi

Türk edebiyatının en özel yazarlarından ama bir o kadar da hakkı teslim edilmemiş bir isimdir Suat Derviş. “Fosforlu Cevriye”de özgür ruhlu bir seks işçisinin hikâyesini argo kullanarak yazabilmiştir. Hem de saray kökenli bir ailenin kızı olmasına rağmen yani Fosforlu’nun dünyasıyla karşılaşması imkansızken. İthaki Yayınları, yazarın külliyatını basarak adeta hepimiz adına bir iade-i itibarda bulunuyor.

S.Serdar Gürel

Aşkı böyle gerçek, böyle kuvvetli ve böyle zamansız yazabilen, çok önceleri ötelere bırakırken yüzümüzün hiç ama hiç kızarmadığı hasletleri bir fahişenin diliyle bizlere hatırlatan bir kadın Suat Derviş.
Bir memleketi, bir memleketin şimdiden pek az farklı bir dönemini haykıran bir yazar o.
Rivayet odur ki Nazım’ın âşık olduğu kadındır!
Ama aşk zamansız ve mekansızdır, o halde benim de Suat Derviş’e aşkımı anlayışla karşılayacağınızı umarım.
Yarattığı Fosforlu Cevriye şarkısı, tiyatrosu, filmi olan bir antikahraman.
Üstelik Suat Derviş’in belki de hiç bilmediği, hiç tanımadığı bir hayatın aktrisidir Fosforlu. Çünkü Suat Derviş’in dedesi, babası profesör, annesi saraydandır.
Sarayın da, Cumhuriyet’in de çok şeyler beklediği insanların torunu-çocuğudur.
Ama o, “Fosforlu”ların dünyasını hem de onların lügatıyla kağıda dökmeyi başaran, üstelik hâlâ okutabilen zamanı hiç geçmeyecek bir geçmiş zaman evsahibesi, bir Derviş’tir.
Şimdilerde vay diyen çok, argoyu kelimelerine katıp, kitaplarında yer verenlere.
Oysa o itin, kopuğun, fahişenin, başka olanın lisanıyla yazdığında böylece bir teveccühe mazhar olamamıştı hiç kuşkusuz.
“Fosforlu Cevriye” kitabının arkasındaki argo sözlük o kadar değerli ve öncüdür ki şimdilerin birçok kitabına referans olmuştur.
Peki nereden duymuş, nereden tanımıştır “Fosforlu”ların dilini ve dünyasını? Tahsil için gittiği Berlin’de tanımadığına eminim.
Çok daha önceden tanımış olmalı. Fosforlu’yu değil de, ona bir fahişe, bir düşmüş ya da sadece bir kadın gibi davranmayan, ona hayatında ilk kez “siz” diye hitap ederek vücudundan gayrısını da hissettiren o adamı ya da benzerlerini!
Ve sanki “Memleket Hasretine Tutulmuş Gibi” özgürlüğünden bir anda vazgeçen Fosforlu, özgürlüğünden hiç vazgeçmeyen Suat Derviş’in kağıda yansıyan aksi gibi.
Bir de...
Üç kuruş için adam şişlerken gözünü kırpmayan kopuğun da, yere düştüğünde ona omuz veren ve bir karşılık beklemeyeninin de, oysa Cevriye bile anlamamıştı nedenini, yılan derisi ayakkabıyı bir yaşından sonra görmediği çocuğuna alır gibi ona alanın da, patronundan gizli gizli Fosforlu’yu bir babanın metreyle ölçülmeyecek kadar uzun kollarıyla sarıp sarmalayan Barba’nın da hikâyesidir bu yansıma.
Hayatta kalmak için elli türlü numarayı satmakta en ensesi kalın tüccarlar kadar mahir olup, arkadaşını sürgünden korumak için gözünü budaktan sakınmayan sokak kadınlarının hikâyesidir bu.
İnandığı değerler uğruna yağlı urganı boğazına geçirmelerini hak edenlerin hikâyesi!

Soğuk geceler kadar,
pervaneler kadar,
siyah saçların güzelliği kadar,
kendinden vazgeçenler kadar gerçek bir hikâye.

Fosforlu’dan değil bir memleketten geriye kalanlar...
Suat Derviş... Gerçek adıyla Hatice Saadet Baraner, neden yok saymış, neden hayatın kendisine sunduğu nimetlere değil de o nimetlerden nasibi olmayanların peşine düşmüştü?
Galiba ona âşık olduğu rivayet edilen Nazım Hikmet’in hikâyesinden çok da farklı değildi hikâyesi...
Bir dönemden bahsediyor Suat Derviş “Fosforlu Cevriye” romanında. Bundan yıllarca evvelinde yaşananları aktarmış kağıda...
Yani hayata, düne ve bugünlere yazmış her satırını...
Suat Derviş başlı başına tezlere konu olabilecek bir kadın.
Kadın vurgusunu özellikle yapıyorum zira kadının onca sıkıştırılmışlığına rağmen, bin bir türlü şatafatın içinde hayata sol tarafından kalbiyle, vicdanıyla bakabilen bir öncü, bir devrimciydi Suat Derviş...
İthaki Yayınları “Fosforlu Cevriye”yi yazarın diğer kitaplarıyla birlikte yeniden bastı.
Suat Derviş’e umarım benden sonra benim çocuklarım da âşık olacak bu sayede... Çocuklar(ım) adına teşekkür ederim hatırlayana, hatırlatana ve bu ülkenin çocuklarına gerçekten bir şeyler katanlara. Tüm bu popüler keşmekeşe inat...
Suat Derviş, yaşı olmayan kadın
öğrendiğimden beridir isminizi
geleceğe değil ama geçmişime umutla bakıyorum
saçlarına fosforların düştüğü
Cevriyeler’in gözüyle...











ESERLERİNDEN BAZILARI
Eski harflerle:
Kara Kitap (1920)
Hiçbiri (1921)
Ne Bir Ses Ne Bir Nefes (1923)
Buhran Gecesi (1924)
Fatma’nın Günahı (1924)
Gönül Gibi (1928)
Hicran Geceleri

Latin harfleriyle:
Emine (1931)
Hiç (1939)
Çılgın Gibi (1945)
Ankara Mahpusu (1953)
Fosforlu Cevriye (1968)
Aksaray’dan Bir Perihan (1997) 17 Aralık 1962 22 Şubat 1963 yılında Gece Postası’nda yayımlanır.

Bazı siyasi tefrikaları:
Mezara Kadar (Son Telgraf 18 Mayıs-5 Haziran 1964) Mussolini’nin şahsiyeti, politik hayatı
Neden Sovyetler Birliği Hayranıyım? (1944 yılında Arkadaş Matbaası tarafından) Aslında daha çok Rusya ve Türkiye’nin evlenme boşanma, okuma oranı vs. gibi olguların karşılaştırılmasının yer aldığı eser.)

Bazı çevirileri:
Ateş, Henri Barbusse
Kütüphanedeki Ceset (Agatha Christie)
Kibar Aşifteler (Pitigrilli)

İİLK ROMANINI YEDİ YAŞINDA YAZMIŞTI
Doğum tarihi 1901, 1903 ve 1905 şeklinde geçer kaynaklarda. Kendisi mahalle hocasının hata yapıp 1903 kaydettiğini ama gerçek tarihin 1905 olduğunu söyler. Kimlik kartında Hatice Saadet ama Suat diye bilinmesinin nedeni yine hocanın Suat ismini erkek ismi olduğu için kabul etmeyip Saadet olarak değiştirmesi.

Büyükannesi ve babasının yaşadığı Çamlıca’daki köşkte doğar. Ama asıl yaşadıkları yer Kadıköy Moda’daki köşktür. Nazım Hikmet ve Bedia Muvahhit de komşularıdır.

Matmazel Ner isimli Fransa’dan gelen bir öğretmenden özel eğitim alır: Geleneksel dini eğitim, Avrupa edebiyatı, bilim ve müziği, edebiyat, Türkçe, Farsça, felsefe, kainat ilmi, mantık, Almanca, Fransızca ve piyano dersleri.

Mütareke yıllarında ablasıyla birlikte kızları Darülfünun’a hazırlayan Bilgi Yurdu’nda kalır. Darülfünun’a girmeye hak kazanırlar ama ailelerinin isteğiyle ablasıyla birlikte 1927’de Berlin’e gönderilirler. Sternisches Konservatorium’a gider ama oradan edebiyat fakültesine geçer. Yazıları dergi ve gazetelerde yayımlanmaya başlayınca okulu bırakır. Berlin’in en önemli sanat dergisi Querschnitt’te ve politik gazete Vossische Zeitung’ta yazar.

Zübeyde Hanım’ın torunu Reşat Fuat Baraner’le 1941’de evlenene dek iki evlilik yapar: Selami İzzet Sedes ve Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu. Ancak bazı kaynaklarda ilk evliliğini milli güreşçi ve Güreş Federasyonu Başkanı Seyfi Cenap Berksoy’la yaptığı görülür.

TUTUKLULUK GÜNLERİ
1944’te Fuat Baraner’le birlikte tutuklanırlar. Baraner 9 yıl hüküm giyer, 1950’de çıkar ama 1951’de tekrar tutuklanır ve 7 yıla mahkûm edilir ve bu sürenin üçte birini de sürgünde geçirecektir. Suat Derviş ise sorguda sekiz aylık bebeğini düşürür ve sekiz aya mahkûm olur.

6 Kasım 1944’te hapisten çıkar ama bir türlü iş bulamaz. Kocası da hapistedir sadece yazılarıyla geçinir. Radyo skeçleri ve sahne piyesleri yazar, ama kendi adıyla oynatamaz.

Bir süre sonra hastalanır. 1953’te İsveç’teki ablası Adalet Hanım’ın yanına gider. Fuat Baraner serbest kaldığında İsveç’tedir. 1963’te ülkeye döner ve eşiyle Park Otel’in yanında bir ev kiralarlar. Fuat çeviri yapar, Suat da “Aksaray’da Bir Perihan” adlı romanını yazar Gece Postası için. Bu romanından sonra uzunca bir süre görünmez dergi ve gazetelerde, fakat yazmayı bırakmaz, takma isimlerle yazar: Sujet Doli, Hatice Hatip, Emine Hatip, Süveyda H., Suat Süzan, Saadet Baraner, Suat Tepedelenlioğlu.

1968’de hayalleri gerçek olur. Çünkü “Fosforlu Cevriye” ve “Ankara Mahpusu” adlı kitapları May Yayınları’ndan çıkar. Bu romanlar 1945’teki “Çılgın Gibi”nin yayımlanmasından sonraki ilk romanlarıdır.

23 Temmuz 1972 Pazar günü tedavi gördüğü Kasımpaşa Hastanesi’nde ölür. Arkadaşlarının çoğu cenazesine gelemez; ya hapistedirler ya da gitmeye korkarlar. Cumhuriyet ve Milliyet gazetesindeki küçük ölüm ilanı dışında ölüm haberi duyulmaz.

EDEBİYATI
1935 yılında M. Niyazi Acun ile yaptığı röportajda ilk romanını yedi yaşında yazdığını söyler: “Çamlıca Perisi”. İlk basılı eseri “Hezeyan” adlı “mensur şiiri”dir. Çocukluk arkadaşı Nazım gizlice şiiri alıp Alemdar gazetesinin edebi ilavesinde yayımlandığında 13 yaşındadır. Bunu, “Nasıl Çalışırlardı?” hikâyesi izler.

Yazı hayatına asıl girişi Almanya’da Ullstein adlı kuruluşun dergisinde Sujet Doli imzasıyla başlar.

Neriman Hikmet’le yaptığı bir söyleşide 1920-30 arasında verdiği eserleri önemsemeyip dışlamıştır: “Bugüne kadar kitap halinde çıkmış eserlerimin hiçbiri üzerinde bir iddiam yoktur. Kitap halindeki eserlerime çocukluk tecrübelerim diyorum ve ne kadar isterdim ki okuyucularım da onlara o gözle baksınlar ve onları müsamaha ile karşılasınlar. Edebiyatta yapmak istediğim şey memleketimin bugünkü içtimai, fikri ve iktisadi muadelelerine makes olabilmek. İçinde yaşadığım, içinden çıktığım cemiyete lisan verebilmektir. Buna muvaffak olabilecek miyim, bilmiyorum. Fakat çalışmaktaki gayem yalnız budur.”
Mesleğinde en kötü bulduğu şeyin kadın olmak olduğunu söylemiştir. Kadın yazarlardan Halide Edip’i, şairlerden de İhsan Raif Hanım’ı beğenir. Ve elbette Nazım Hikmet’i ve Sabahattin Ali’yi de...

Zihni Anadol ile yaptığı söyleşide hayatını kazanmak için farklı adlarla yazdığını çünkü kendi adıyla yazdıklarının kabul edilmediğini söyler ve nedenini şöyle açıklar: “II. Cihan Harbi’nden nefret ettiğim ve kalemimle dilim yettiği, gücüm yettiği kadar mücadele ettiğim için Ankara Caddesi’nde ilk basın sendikasını kuran beş meslektaştan biri olduğum ve kurulmuş olan sendikanın da başkanı olduğum için. Sosyal adaletsizliğe bayrak açtığım, fıkralarım, romanlarım, sosyal konulardaki röportajlarımla Türk halkının hakiki durumunun tablosunu ilk verenlerden olduğum için.”

İlk romanları psikolojik türe girer. Bu açıdan cumhuriyetçi ideolojinin dışında kalmıştır. Romanlarında Anadolu yoktur, kent romanları yazar ama kentin marjinallerini, düşkünlerini kaleme alır. Kendisinin farkında, aklı kadar duygularını da önemseyen, kendine güvenen, çizgi dışı olmaktan korkmayan bir kadın yaratır romanlarında. Cinselliği özgür bırakır ama bugün anladığımız manada cinsel özgürlükten ziyadedir bu...

Çalışan başarılı kadınla, kocasına bağlı geleneksel kadınları karşılaştırır sıklıkta. Seçimini çalışan, başarılı kadından yana yapar. Aşk ve evlilik işteki başarıya engeldir. Kadın kahramanlarının mesleklerini bırakmasına izin vermez. Bazı hikâyelerinde geleneksel kadın tipiyle eğlendiği bile olur. Aşk ve evlilik geniş yer tutar konularında. Toplumsal meseleleri de ele alır.

Duygusal görünüm ve psikolojik analiz çok önemlidir yazılarında; kadınların içinde bulunduğu şartlar psikolojileri arasında verilmiştir.

Dili akıcı, anlatımı ironiktir.

Paylaş