VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Mayıs 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Zamanın derinliğindeki hayaletler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Zamanın derinliğindeki hayaletler

Müge İplikçi’nin yeni kitabı “Tezcanlı Hayalet Avcıları”, günlük yaşamın gözden kaçan ayrıntılarını konu alıyor. Yazar, “İlişkilerde karnesi zayıflarla dolu olan insanların hikâyelerini anlattım” diyor.

İpek Ceylan ÜNALAN ceylanipek@gmail.com

Müge İplikçi’nin yeni kitabı “Tezcanlı Hayalet Avcıları”, hayali ve gerçeği harmanlayarak insanı hayalle gerçek arasında derin bir yolculuğa çıkarıyor. Bugünde hem geçmişi hem de geleceği yaşamaya çalışan ama bunu yaparken de içinde olduğu zamanı kaçıran karakterlerle örülü kitabın her sayfası, zaman kavramını yeniden sorgulamamızı sağlıyor. Neleri hatırladığımızı, neleri unuttuğumuzu düşündürüyor bize.
Müge İplikçi’nin kendi deyimiyle ‘vazgeçilmez’ temaları olan hatırlamak ve unutmak gerçekten de kitabın her sayfasında kendini hissettiriyor. Aşk, arkadaşlık, birliktelik, yalnızlık ve tüm bunlara dair hayal kırıklıklarının içinden geçmenizi sağlayan “Tezcanlı Hayalet Avcıları”yla ilgili merak ettiklerimizi Müge İplikçi’ye sorduk.
“Tezcanlı Hayalet Avcıları”nda yaşanmışlıklara, kıymeti bilinmediği ya da anlaşılamadığı için kaybedilmiş aşklara ve durdurulamayan zamana, bizim içinde olduğumuz fakat durdurma imkanımız bulunmayan ‘zaman’a dair hikâyelerle karşımızdasınız. ‘Zaman’ın durduramadıkları için mi “Tezcanlı Hayalet Avcıları” kitabın adı?
Zamanın durduramadıkları denebilir elbette! Buna yanlış bir zamanın içinde olmak da denebilir. Doğru zamanda doğru yerde olmak nedir diye soracak olursanız inanın bilmiyorum! Belki buna inanmadığım için yaşamı kurgulayabiliyorum.
Sanırım kitaptaki temel kırılma, ânı yaşayamamakla ilgili. Karakterlerin hemen hepsi ya geçmişin içinde hapsolmuş ya da akıl sır erdiremedikleri bir geleceğe kilitlenmiş durumda. Böyle olduğu için kendilerine ait bir yaşam şansı ya da riski yaratmaktan uzaklar. Şimdiki zaman hep ayaklarının altından kayıyor ve sürekli olarak geçmiş ya da gelecek kaygısıyla şeffaflaşabiliyor.
Bu yüzden de sağlıklı bir yaşamdan söz etmek mümkün olamıyor bu karakterler için.
Kitabınız henüz ilk sayfasında insanı düşünmeye sevkeden, “Bazen hayalleri severiz, bazen ise hayaletleri. İkisi için tek ortak olan yan, ikisinin de yaşamadığıdır. Ne yazık ki yaşamamaları, yaşam içinde olmadıkları anlamına gelmez” cümlesiyle açılıyor. Hayaletlerin yaşamadığını bilsek de genelde hayallerimizin bir gün yaşamasını yani gerçekleşmesini dileriz. Öyle değil mi?
Bu cümlede sınırlı bir algıyla yaşadığımızı söylemek istedim. Hislerimiz, dış dünyayı algılayış biçimimiz olabilir ama bu gerçekte dünyanın öyle olduğu anlamına gelmeyebilir. Kendi algılarımızın ‘mutlaklığı’ içerisinde yaşarken birçok olasılığı ve muğlaklığı atlayabiliyoruz.


ŞİMDİDEN KAÇAN KARAKTER

Bunun içine hayaller de giriyor elbette! Ya hayaletler? Kuşkusuz onlar da. Lütfen burada sözcük anlamında sınırlı bırakmayalım düşüncelerimizi. Hayalet nedir sorusunu soralım kendimize. Geride bıraktığımız suretlerimiz, yani kendimiz bile olabilir o hayaletler.
Bir gün geçmişteki bir düşüncenizin sizi öldürdüğü bir köşede buluverirsiniz kendinizi; o zaman rastladığınız nedir? Kaçtığımız kimdir? Kendimizi sakındığımız ya da hatırlamak istemediğimiz nedir? O hayaletlerin içerisine bırakılmış, orada unutulmuş hayaller var ya, onlar biraz da o geçmişin muhasebesi demek.
O muhasebeyi yapabilirsek hayallerimizle de buluşabiliriz gibi geliyor bana. Ya da en azından helalleşebiliriz!
Kitabınıza baktığımızda birbirinden tamamıyla farklı hikâyelerle karşılaşıyoruz. Ancak ortak temanın ’geçmişe duyulan özlem’ olduğunu görüyoruz...
Demin de söylediğim gibi hem romantize edilmiş bir geçmiş hem de idealize edilmiş bir geleceğin arasına sıkışıp kalmışlık bu. Şimdiki zamanı kendilerinden sakınan karakter topluluğu diyebiliriz “Tezcanlı Hayalet Avcıları”ndakiler için.
Geçmişe duyulan özlemin nedeni geçmişte ‘gerçekleştiremediklerimiz’ ya da herhangi bir duygudan dolayı ‘gerçekleştirmeye çalışmadıklarımız’ yüzünden midir? Müge İplikçi son kitabında neden geçmişe özlem duyan karakterlerin hikâyelerini işledi?
Hayallerini gerçekleştiremediği için galiba. Ancak kitapta sadece hayallerden yorgun düşmüş kişiler yok.
Aşktan, arkadaşlıktan ve çok farklı ilişkilerden ötürü karnesi zayıflarla dolu karakterler de var kitapta. Bu tür bir kitabı yazmamı romanım “Civan” tetikledi. Onu yazarken bu öyküleri kaleme aldım. “Civan”da kendini arayan Dumrul’un öyküsünün peşinden gitmiştim. Dumrul’un yalnız olmadığını kanıtladı bu öyküler bana.
UNUTAMAMAK BİR HASTALIK
“Kül ve Yel” ve “Yıkık Kentli Kadınlar” kitaplarınızda da rastladığımız ‘unutmak’ ve ‘hatırlamak’ gibi birbirine neden- sonuç ilişkisiyle bağlı karşıt temalara “Tezcanlı Hayalet Avcılar”ında da rastlıyoruz. Hatırlamak ve unutmak bir süreç mi gerektirir yoksa anlık duygular mıdır?
Hatırlamak ve unutmak benim vazgeçemediğim temalarım! Özellikle unutmak dendiğinde apayrı duygular uyanıyor zihnimde. Çağımızın en önemli hastalığının unutmak olduğuna inanıyorum. Bununla birlikte ‘unutamamak’ da bir hastalık. Burada en makul yöntemin sağlıklı bir biçimde hatırlayıp, sonra unutabilme beceresini gösterebilmek olduğuna inanıyorum. Aksi taktirde hep mazide yaşamak gibi bir saplantı oluşabiliyor zihinde.
Bu ise gerçekten bir yıkım demek. Hem kişisel tarihimizde hem de toplumsal belleğimizde, ciddi bir yıkım. Kanımca travmatik olaylarda hatırlamak ve unutmak bir süreçtir. O süreç, içinde bir sürü iniş çıkış barındırabilir ama bu doğaldır.
Gündelik hayat içerisinde ise anlık hatırlayışlar ve unutuşlara tanık oluyoruz zaten. Bence genelleme yapamayacağımız iki farklı durum söz konusu burada.
Yazdıklarınız birçoğumuzun rastladığı ancak çok azımızın algılayabildiği hikâyelerden oluşuyor. Bu hikâyeleri anlatabilmek ayrı bir gözlem ve hayal gücü gerektiriyor olmalı. Yazarken nelerden beslendiniz?


Sanırım yazarlık böyle bir şey. Gözlem gücünüzle yaşarsınız. Ardından da bunu satırlara dökersiniz. Ancak şunu da söylemem gerekiyor ki, yazmak bir kurgudur ve yaşamdan farklıdır. Hatta çok farklıdır! Yaşam size çarpar ama siz bu çarpışın binde birini kurguya taşımalısınız.
Yani uydurmalısınız! Sıkı, inanılası, kendi gizemini içinde barındıran bir ‘yalan’ söylemelisiniz okurlarınıza. Yazarken yaşamdan beslendiğimi saklayacak değilim ama yazmak bambaşka bir deneyim. Bunu zaman içinde yazdıkça çok daha net bir biçimde anladım.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163