VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Zamansız âşıklar bizim hikâyemizi anlatıyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Zamansız âşıklar bizim hikâyemizi anlatıyor

Can Gürses üçüncü romanı “Ölüyordum, Geçerken Uğradım”da Nafiz ve Mahur’un 1930’larda başlayan aşkını, dünyada ve Türkiye’de yaşanan politik, ekonomik ve sosyal olayların eşliğinde 2000’lere taşıyor; on günlük aşkı, bir asra yayıyor.

Gazeteci-yazar dostum Fügen Ünal Şen’in “Kuzey Yanım Ayazım” (Epsilon Yayınları) kitabı 2005 yılında yayımlandı. Şen’in bu romanının anlatıcısı, binyılları geçen yaşına rağmen hep “genç kız” kalan Kız Kulesi’dir. 1 Ocak 1950’de söze başlıyor Kız Kulesi ve 1999’un 31 Aralık’ında noktayı koyuyor. Biz de, Türkiye’de ve dünyada yaşanan kayda değer tüm siyasi, ekonomik ve toplumsal olayları, Kız Kulesi’nin o şiirsel, tatlı dilinden roman misali okuyoruz. Kâh Kız Kulesi ile beraber hüzünleniyor, kâh gülüyoruz. Bazen birlikte şaşırıyoruz, isyan ediyoruz unuttuğumuz “tarihe” bazen “Bu olayı dün gibi hatırlıyorum” diye geçiriyoruz aklımızdan.
28 yaşındaki Can Gürses’in üçüncü romanı “Ölüyordum, Geçerken Uğradım” da aynı mantıkla kurgulanmış, uzun araştırmalar sonucu hazırlanmış bir aşk romanı. Sadece aşk mı? Uykusuzluk, korku, yalnızlık, bağlılık, bağımlılık, zamansızlık da eşlik ediyor âşıkların hikâyesine, İstanbul ve duygularına tercüman olan şarkılar da. Türkiye’de yaşanan tüm politik, ekonomik ve sosyal olaylar bir bir geçiyor âşıkların, Nafiz ile Mahur’un hayatından.

10 gün bir asra dönüyor
Beş yıllık bir ayrılığın ardından Mahur’un kapıyı çalmasıyla başlıyor roman. Nafiz onu, en çok da kokusunu özlemiş. Kaldığı yerden devam ediyorlar ilişkiye. Nafiz resimlerini çiziyor, Mahur şiirlerini yazıyor… Aşk insana zamanı unutturur ya, onların ve elbette okurun da zaman kavramı allak bullak oluyor bu derin hikâye ilerledikçe; 1932’de başlayan ve sadece on gün süren bu aşk, bir yüzyıla yayılıyor.
Mahur bir yaz günü evden sinemaya diye çıkıyor, film bittiğinde kış gelmiş oluyor. 1950’lerde aldığı şık bir elbise ertesi akşam demode oluyor çünkü Nafiz ile bir gecelik aşkını yaşarken sene çoktan 1960’a evrilmiş bile!
Nafiz, okurun hikâyenin ilerleyen bölümünde okuyacağı bir sebepten ötürü evden dışarı adımını atmadığı, atamadığı için tüm hayata uzaktan bakarken, Mahur onun aksine tüm değişimlere, olaylara şahitlik ediyor. Nafiz, Nafizliğini koruyup hikâye boyunca aynı kalırken, Mahur’un çevresi de hayatı da dili de değişiyor. Ama Mahur her gün hayatın içine karışsa da nihayetinde evine, münzevi hayatı yaşayan Nafiz’e dönüyor.
“En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın” (Doğan Kitap-2014) ve “Kırık Beyaz” (Doğan Kitap-2015) romanlarının ardından bir kez daha okur karşısına çıkan Can Gürses, keyifle okunan, bellek tazeleyen bir işe imza atmış. Gürses, yaşarken “normal” karşılanabilecek ama dışarıdan bakınca ne denli umutsuz hatta hastalıklı olduğunu göreceğimiz bir aşk hikâyesi anlatırken kahramanların duygularını bazen şarkılarla pekiştirme yoluna gitmiş. Gürses’in diğer romanlarında olduğu gibi bunda da mekânlar, renkler, kokular, besteler, güfteler, yemekler hikâyeye fon oluşturuyor.
Romanın zamansızlığının yanı sıra kurgunun beni çeken bir diğer yanı da hikâyeyi bir Nafiz’in bir de Mahur’un dilinden dinlemek oldu. Yazar burada tekrarlara girmemeyi başarırken, romanın girişinde okurunu uyardığı gibi Nafiz’in 1920’lerin sonunda kalmış dili hiç de zorlayıcı değil; yine yazarın dediği gibi güzel, çok güzel.
Bir de Mahur’a yarenlik eden, mektup arkadaşı, dostu şair Müjgan’ı tanımak için sabırla beklediğimi bilmenizi isterim sevgili okurlar. Neyse ki Gürses burada da okurun beklentisini boşa çıkarmıyor ve Müjgan hikâyenin sonunda bir başkahraman edasıyla romana dahil oluyor.

Bir Mahur anlatıyor,
bir Nafiz:

“Aşk biter miydi? Bitmezdi ama eskirdi. Renkli filmin gelişiyle artık rağbet görmeyen siyah beyaz filmler gibiydik Nafiz’le ikimiz. Aşkımız, nostalji olmak üzereydi. Belki de çoktan olmuştu ve biz adına mutluluk dediğimiz sonu gelmez bir düne sıkışıp kalmıştık beraberce. Elbette bu bilgiden azadeydik; beraberken zamanı kendi haline bırakırdık.”
“Her vedada ölüyor, her merhabada tekrar doğuyordum. Doğmak mı kolay, ölmek mi? Kimsenin doğum ya da ölüm hatırası olmadığından, olamayacağından bu soru da diğer hayati sorular gibi her dem cevapsız kalacak.”
“Her yeni insanla kendi öykümüzü yeni baştan yaşarız. Kimse bize yeni bir öykü getirmez. İnsan, insanın öyküsüne katılır sadece. Alaşağı da etse, o eski öyküdür alaşağı ettiği. Bu yüzden her yeni insan yeni baştan kendimizle yüzleştirir bizi. Öykümüzün renk değiştirme vaktinin geldiğini söyler bize gelişiyle.”
“Dizilerin en güzel çizgi film olan Heidi’ydi. Heidi’nin davranışları Mahurca’ydı. Kendimi ise o sarışın sakat kıza Clara’ya benzetiyordum. Bana hep birinin bakması gerekiyordu. O sandalyeden kalkıp koşmalıydım fakat yapamıyordum. Bir şey, ta derinlerde bir şey beni yerime mıhlıyordu. Benim asla iyileşemeyeceğimi anlayınca, Mahur da kendine bir Peter bulacak mıydı?”


Can Gürses kimdir?
1989’da I·stanbul’da doğan Can Gürses, 2007’de VKV Koç Özel Lisesi’nden Cervantes’in “Don Kişot”u, Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ı ve Bulgakov’un “Usta ile Margarita”sı üzerinden ironi-yazar-toplum ilişkisini tartıştığı tezinden tam not alarak, International Baccalaureate (Uluslararası Diploma) ile mezun oldu. 2007-2010 yılları arasında Karşılaştırmalı Edebiyat ve Film bölümlerini en yüksek ikinci dereceyle bitirdi. 2010-2011 yılları arasında İskoçya’da The University of Edinburgh’ta Karşılaştırmalı Edebiyat dalındaki yüksek lisans eğitimini, Orhan Pamuk’un “Beyaz Kale” ve Amin Maalouf’un “Afrikalı Leo” romanları üzerinden kimliğin Doğu-Batı ve ben-öteki parçalanmasını çözümlediği teziyle tamamladı. Üç romanının yanı sıra küçük ve büyük çocuklar için kaleme aldığı “İnce ile Uzun” serisinin ilk üç kitabını yayımladı.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam