VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Ocak 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > Zarf ile Mazruf arasındaki sarsıcı bağ
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Zarf ile Mazruf arasındaki sarsıcı bağ

Benim için “iyi roman”, çoğu kez “sarsıcı roman”dır. Tıpkı kurmaca oluşturma süreci üzerine en çok kafa yoran yazarlardan olan Murat Gülsoy’un yeni romanı “Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet” gibi.

BURAK ELDEM



İlkin şunu belirtmem gerek ki, hayatında kitaba belirgin biçimde ön sıralarda yer veren insanların çoğu için roman, kolay kolay uzak durulamayacak bir tutkudur. Bir kitap mağazasında dolaşırken, raflar arasında, vitrinde ya da ön sıralardaki tezgâhların birinde gerçekten “iyi bir roman” karşınıza çıktığında, çoğunlukla bunu hemen hisseder ve bir an önce dükkandan koltuğunuzun altında o kitapla çıkıp, sayfaları arasında tuhaf bir hazla kaybolmak istersiniz. Daha ilk satırlardan itibaren de, kurgunun merkezindeki karakterlerle aranızda bir bağ oluşmaya başlar. Son sayfalara doğru yaklaştıkça aldığınız haz giderek yükselir belki; ama bir yandan da o karakterlerle birlikte yaşamakta olduğunuz serüvenin noktalanmak üzere olduğunu hisseder, bitişe doğru ilerlemenin burukluğunu yaşarsınız.
Yine belirtmeliyim ki, benim için “iyi roman”, çoğu kez “sarsıcı roman”dır. Zihnimin koridorlarında usulca gezinirken belleğimde uykuya yatmış parçacıkları incecik dokunuşlarla tetikleyen ve beni daha önce üzerinde belki yüzlerce kez düşündüğüm sorularla bir kez daha farklı biçimde yüzleşmeye çağıran kurguları, bir başka hazla okurum. Sanırım Murat Gülsoy’un son romanı “Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet” için bir şeyler söylemeye başlarken, ilk ağızda sizi muhtemelen böyle bir okuma sürecinin beklediğine ilişkin küçük bir ipucu vermem gerek.

Kısa ama yoğun bir yolculuğa çıkacaksınız romanın ana karakterleriyle birlikte ve bunun her aşamasında zihninizde oluşan sorular ve ancak kendi kendinizle tartışarak bulabileceğiniz karmaşık yanıtlarla baş başa kalacaksınız. Hepsi bir yana, kurmaca oluşturma süreci üzerine en çok kafa yoran yazarlardan birinin, parçaları ustaca bir araya getirilmiş “bir acayip” hikâyesini, hiç azalmayan bir ilgi ve hazla adımlayacaksınız.
ESKİ, YAVAŞ, DEMODE
Nasıl tanımlayacağıma çok iyi karar veremesem de, girizgâh niyetine “zarf ile mazruf” arasındaki tuhaf bağın sarsıcı hikâyesi diyebilirim roman için. Beden yalnızca içinde taşıdığı “mazrufu” dış dünyayla buluşturan bir “zarf” ise ve insan dediğimiz varlığın özünü zihin/ruh (psyche) oluşturuyorsa, bu zarfın içine birden fazla “malzeme” yerleştirmeye kalktığımızda neler olur? Aynı beden aracılığıyla maddi dünyayla ilişki kurup, birbirleriyle de karmaşık bir etkileşime giren zihinler, eşsiz bir ruhsal zenginliğe mi kapı açarlar yoksa kurallarını “bilinmeyen”in belirlediği bir kaosla mı yüz yüze gelirler? “Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet”, böylesi alışılmadık bir soruyu kurgunun ana eksenine yerleştirirken, yalnızlığı, yabancılaşmayı, varlığı, yokluğu ve hiçliği sorgulayan bir tür iç hesaplaşmaya dönüşen, kendine özgü bir “mimari ve matematik” sarmalına çekiyor okuru.
Yıllardır aynı üniversitenin koridorlarında aynı derslik ve anfilere girerek, üzerinde aynı ceketle matematik dersleri veren Mirat, fakülte çevresinde onu “eski, yavaş ve demode” bulanların ısrarlarına teslim olarak emekli olmayı kabullenmiş ve işinden, eski hayatından uzaklaşmıştır. İlk bakışta ona bir tür özgürlük sağlayacağını düşündüğü bu köklü değişikliğin çok kısa süre içinde eskisini aratır bir yalnızlık ve boşluk hissini birlikte getirmesiyle, derin bir hoşnutsuzluk içinde bulmuştur kendini. Hayatında ona kendini değerli ve önemli hissettirecek kimsesi yoktur, tek başına yaşamaktadır ve hayatının neye benzediğine ilişkin fikir yürütmek bile onu rahatsız etmektedir.

Böyle derin bir yalıtılmışlık duygusu içindeyken, adını ilk kez duyduğu tuhaf bir şirketin el ilanını sıkıştırır biri avucuna. Üzerinde “Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet” başlığının yer aldığı bu ilan, çevresiyle iletişim kurmakta sorun yaşayan, sevgilisi ya da güvendiği yakın dostları olmayan, kendini her şeye yabancılaşmış hisseden insanlara yeni bir seçenek sunmaktadır: Bedeninde, her an onunla birlikte olup yoldaşlık edecek bir başka zihin (ya da “ruh”) için yer açmak. Peki nasıl olacaktır bu?
BAŞKASININ GÖZÜ
Tıpkı organlarını bağışlar gibi, öldükten sonra bir başka bedende yeniden yaşam bulmak üzere zihnini bu tıbbi araştırma şirketine bağışlamış bir insanı, bedeninde konuk ederek. Mirat, içinde bulunduğu yoğun çaresizliğin etkisiyle bu teklifi kabul eder ve genç yaşında sevgilisiyle geçirdiği bir motosiklet kazası sonucu hayatını kaybeden, kendinden epey genç Esra’nın zihnine, “taşıyıcı“ olur. Artık bedeninde ona da yer açacak, zihninin derinliklerinde onunla sohbet edecek ve sıradışı bir “arkadaşlığı“ yaşayacaktır.

Esra da, yitirdiği yaşama ve maddi dünyaya onun bedeniyle geri dönecek, dünyayı Mirat’ın gözleriyle görecek, müziği onun kulaklarıyla dinleyecek, hatta yaşarken hiç tatmadığı rakıyı onun aracılığıyla içerek sarhoşluğun bile tadını çıkarabilecektir. İlk anda heyecan verici görünen bu fantastik deneyim, kısa süre içinde karmaşıklaşmaya başlar ve “aynı zarf” içindeki bu çoğul yaşam, bambaşka sorun ve huzursuzlukları beraberinde getirir.
“Hikâye” bunun üzerine kurulu; ama “roman”, bu kadar değil.

Jorge Luis Borges ile derin bir felsefi dertleşmeyi içinde barındıran “Önsöz” ile başlayan kitap, Mirat’ın fantastik serüveniyle devam ediyor ve ardından, yazarın gerçekten oldukça etkileyici “iç yolculuğu” ya da “kendisiyle söyleşisi” ile, hikâyeyi bambaşka bir boyutta tamamlayan “ekler” alıyor sırayı (ki başta kullandığım “sarsıcı“ nitelemesini pekiştiren bölümler de bunlar zaten.) Kurmaca ve yaratım süreci üzerine durmaksızın düşünen ve kimi zaman bu düşüncelerini kendi romanlarına da taşıyan üretken bir yazarın, cesur ve sağlam kurgusu eşliğinde, sizi de bir iç yolculuğa çıkmaya yüreklendirecek, etkili bir anlatıyla buluşacaksınız.

(Bu arada Gülsoy’un okurları, yazarın “Baba, Oğul ve Kutsal Roman”ından küçücük “fragmanlarla” karşılaşmaktan da hoşlanacaklar.) Her şeyin ötesinde, yılın üzerinde en çok konuşulmaya değer romanlarından birini okuyacağınızın garantisini verebilirim.

Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158