VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Zenginler fakirliğin formülü mü?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Zenginler fakirliğin formülü mü?

Son zamanlarda okuduğum en ufuk açıcı kitaplardan olan “Ulusların Düşüşü”nü; ekonomi tarihi, gelişme sorunları ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri anlamak isteyenlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Ama gönül isterdi ki Osmanlı İmparatorluğu ve Ortadoğu’ya biraz daha detaylı bakılsaymış.

ALİ AĞAOĞLU


Çin’de 1436 yılında açık deniz gemi inşasının yasaklandığını ve bu yasağın 1567’ye kadar devam ettiğini, 1661 yılından imparator Kangxi’nin Çin’in tüm güney sahilinde yaşayanların 17 mil kıyıdan uzak yaşamalarını emrettiğini biliyor muydunuz? Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un birlikte yazdıkları ve Doğan Kitap tarafından “Ulusların Düşüşü” (Why Nations Fail) adıyla çıkan kitabı okuyana kadar ben de bilmiyordum. Ben kitabın orijinalini okurken kitabın Türkçesinin çıktığını duydum ve son bölümü çeviriden okudum. İngilizce orijinali basit bir dille yazılmış, akıcı ve neredeyse hatasız baskısıyla kolay okunan bir kitap. Türkçeye; basit tashih hatalarının da önümüzdeki baskılarda düzeltileceğini kabul edersek; oldukça başarılı çevrilmiş.

Kitap; ulusların politik ve ekonomik yapılarını “kapsayıcı (inclusive)” ve “sömürücü ayrıştırıcı (exclusive)” olarak temelde ikiye ayırıyor ve bu yapıları inceliyor. Günümüzdeki Kuzey Kore-Güney Kore ile bu yapıların basit analizini yapan yazarlar “kapsayıcı kurumlara” sahip ulusların ekonomik olarak daha başarılı olduklarını ortaya koyuyor. Kapsayıcı politik ve ekonomik yapılar; temelde çoğulcu, özel mülkiyet haklarının ve sözleşme özgürlüğünün korunduğu, Joseph Schumpeter’in “yaratıcı yıkımına” yani yeniliğe izin veren ve bunların hayata geçmesi için merkezi bir devlet otoritesine ihtiyaç duyan yapılar olarak tanımlanıyor. Ayrıştırıcı veya “sömürücü” yapılar ise tüm politik ve ekonomik gücün belli kişi veya sınıflarda toplandığı “mutlakiyetçi”, yeniliklere kapalı dar bir zümrenin geniş kesimlerin üretimlerini “sömürdüğü” yapılar olarak anlatılıyor. Tarihsel olarak feodal düzenden bu yana ulusların “sömürücü” yapılarla yönetildiğini ancak Magna Carta’dan başlayan ve 1688’de İngiltere’deki “Görkemli Devrim (The Glorious Revolution)” olarak anılan olayla dönüşümün ilk tohumlarının atıldığı anlatılıyor. Hollanda Genel Valisi iken çağrılan III. William ile başlayan Parlamento süreci “mutlak gücün” paylaşılması konusundaki ilk adım.

Bu adımı atmaya neden olan ne? İngiltere’nin, İspanyol denizcilerin Orta ve Güney Amerika’daki yeni koloniler kurması sırasında gelişen denizciliği iyi kullanan ve zenginleşen İngiliz tüccar sınıfının, daha fazla hak talep etmesinden başka bir şey değil. Bu arada kitapta İspanyollar’ın ve Portekizliler’in İnka ve Maya medeniyetlerini nasıl yok ettikleri, daha sonraları Sahara-altı (Sub Saharan) Afrika’daki köle ticareti, bu ulusların neden gelişemedikleri çok detaylı bir şekilde inceleniyor. Zaten kitabı ilginç ve sürükleyici kılan da tam da bu detaylar ve Türkler olarak ilgi alanımıza pek sık girmeyen bu konularda önemli bilgileri barındırıyor olması.

ILIMAN KUŞAK
Yazarlar son dönemde öne çıkan gelir dağılımı problemine dair var olan teorileri de mercek altına alıyor ve eleştiriyorlar. Gelir dağılımındaki eşitsizliğin nedenini coğrafi farklılıkların belirlediğini öne süren ve zengin ülkelerin genellikle “ılıman kuşakta” yer aldığını söyleyen tezin; G.Kore-K.Kore, birleşme öncesinde Doğu ve Batı Almanya, döneminin en ileri medeniyetleri olan İnka ve Maya uygarlıkları ile Batı Avrupa arasındaki farkı açıklamaya yetmediği örnekleriyle ortaya konuyor. Ha keza “Kültür hipotezinin” de küredeki eşitsizliği açıklamaya yetmediğini öne süren Acemoğlu ve Robinson; MÖ 500’lü yıllardan başlayarak dünyanın değişik coğrafyalarındaki ulusların geçirdikleri aşamaları inceliyor. Ortadoğu, Roma İmparatorluğu, Venedik, Güney Amerika, Sahara-altı Afrika, Çin Avrupa, Kuzey Amerika derken dünyanın dört bir tarafını dolaşıyor ve dünya ekonomi tarihinden çok önemli kesitler sunuyor. Bu arada küçük farklılıkların ve kritik dönemeçlerin tarihte önemli rol oynadığını ortaya koyuyorlar. 1346-48 arasında tüm Avrupa’yı kasıp kavuran Veba Salgını (Kara Ölüm) bu konudaki önemli örneklerden birisi. Üretim modellerini dahi etkileyen bu olay özellikle Batı Avrupa için kritik dönemeçlerden birisi. Kölelik ve serflik düzeninin değişiminin başladığı “kavşak” olarak belirtilse de Batı’da olmasa da Doğu Avrupa’da bu durum uzun yüzyıllar devam ediyor ve Doğu Avrupa ile Batı’nın ayrışmasının önemli sebeplerinden biri oluyor. Bugün modern insanoğluna hayli uzak olan kölelik ile ilgili çok önemli detaylara yer veren kitap, ABD’nin kurulması ve gelişmesine dair de önemli bilgiler veriyor. Çok değil 50-60 yıl öncesine kadar ABD’nin güneyinde “siyahlar” konusunda yaşananların ve ABD’nin Güneyi ile Kuzeyi arasındaki farkın uzun süre “açık” olmasının sebeplerini irdeliyorlar.

Son zamanlarda okuduğum en ufuk açıcı kitaplardan olan “Ulusların Düşüşü”nü; ekonomi tarihi, gelişme sorunları ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri anlamak isteyenlerin mutlaka okuması gerek. Gönül isterdi ki Osmanlı İmparatorluğu ve Ortadoğu’ya biraz daha detaylı bakılsaymış. Matbaanın gecikmesi ve bunun sonuçları, “ayrıştırıcı yapılara” verilen örneklerden birisi olarak yer almış kitapta. Sömürücü-Ayrıştırıcı politik yapılar güçlerini koruyabilmek adına yeni “icatların” karşısında yer almayı tercih ediyorlar. Buna dünyanın dört bir tarafından örnekler verilmiş ve yakın geçmişteki Sovyetler Birliği, günümüzde de Çin Komünist Partisi bu yapıların önemli örnekleri olarak verilmiş. Kitabın önemli iddialarından birisi de Çin’deki “Sömürücü-Ayrıştırıcı” yapının da başarılı olamayacağı yönünde.

Kitabı benim için ilginç kılan noktalardan bir diğeri de; modern TC’nden bahsetmese de diğer örneklere bakarak modern Türkiye ile ilgili kıyaslamalar yapabilmekti. Kanunlarımıza göre “kapsayıcı” kurumlara ve ekonomiye sahibiz. Ancak geçmiş 50-60 yıldan bu yana yaşananlara bakıldığında, gerçek hayatın hiç de öyle olmadığını düşünmemek elde değil! Günümüzde yaşananların ne anlama geldiğini; “kapsayıcı” bir politik ve ekonomik yapıya ulaşmanın ne demek olduğunu, böylesi bir yapıya ulaşabilmek için nelerin yapılması gerektiğini merak ediyorsanız 15 yıllık ortak çalışmanın eseri olan bu kitabı okumanızı öneririm.

Ulusların DüşüşüUlusların Düşüşü

Daron Acemoğlu

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163