VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Zihnimde, yazdığım her romanın filmini çekiyorum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Zihnimde, yazdığım her romanın filmini çekiyorum

Gazeteci-yazar Ece Temelkuran’ın yeni romanı “Düğümlere Üfleyen Kadınlar”, aşk ve nefret ekseninde şekillenen bir yolculuk hikayesini konu alıyor.

İpek Ceylan Ünalan
ceylanipek@gmail.com

Her şeyin olması gerektiği gibi olduğu yerleri beğenmeyen; duygusal, tarihsel, ruhsal çatışmaların olduğu coğrafyalardan ilham alan Ece Temelkuran, “Düğümlere Üfleyen Kadınlar”da çok güçlü oldukları halde güçlerinin farkında olmayan kadınlara sesleniyor. Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği romanında okura aynı zamanda bir Ortadoğu panoraması sunan Temelkuran’la yeni romanını konuştuk.

Neden “Düğümlere Üfleyen Kadınlar”ı yazdınız?
İyileşmek için yazdım. Kendimi kötü hissettiğim bir dönemdi ve roman yazmak bana iyi geldi. Dünya bu yıl bana Ortadoğu dünyasından, arap dünyasından çok güzel kadınlar hediye etti. Beni iyileştirdikleri için başkalarını da iyileştireceklerini düşündüm, ilham kaynağım oldular. Şehirli, çalışan ve üst orta sınıf kadınlardan söz ediyorum. Biz kadınlar güçlü olmamıza rağmen bu gücün gerektirdiği kadar mutlu değiliz. Ve olabiliriz. Bunu söylemek için yazdım...

Dünyanın pek çok yerinde, yanıbaşımızdaki Avrupa'da ve hatta Anadolu'da kitap yazabilmek için sakin köşeler varken siz neden Ortadoğu'yu tercih ediyorsunuz?
Her şeyin olması gerektiği gibi olduğu yerlerde hikayeler az oluyor ve ilgimi çekmiyor. Çatışma olmadığından anlam da az oluyor. Tarihle bugünün, insanların birbiriyle çatışması, çarpıklıklar, çelişkiler çatışması. Anlam sıkıntısı olmayan bir coğrafya. Yaşanabilir, ilginç ve heyecanlı geliyor.

Peki Ortadoğu'nun son yıllardaki siyasi çalkantıları, karakterlerinizi nasıl etkiliyor?Daha çılgın karakterler oluyor. İsviçre'den ve buradan bakınca gerçek görünmeyebilir ama hepsi gerçek. En çılgın görünen şey bile gerçek. Zaten edebiyat asla gerçek hayattan daha çılgın olamaz. O çalkantı gerçekten heyecanlı bir şey. Benim kitaplarımda olaylar olur. Ben olaysız kitap okuyamam mesela.

Ortadoğu'da kitap yazarken korktuğunuz zamanlar olmuş. Korku kaleminizi olumsuz yönde etkiliyor mu?
Türkiye'de de korktuğum anlar oluyor. Paris'te de yaşadım, orada da korktum zamanlar oldu. Korku o kadar kötü bir şey değil. Kaygı kötü bir şey. Ortadoğu'da korkucak bir şeyiniz var, neden korktuğunuzu biliyorsunuz. Korkunun bir kaynağı vardır ama kaygının kaynağı ve hedefi yoktur. İçinizde döner durur ve size zarar verir. Beyrut korkutan, Türkiye kaygı veren bir yer. Sürekli insanda kaygı yaratıyor. Kaygı katlanılması zor bir şey. Korku uzaklaşılacak bir şeydir. Kaygıdan uzaklaşamazsınız.

Neden kaygılanıyorsunuz? Ünlü biri olduğunuz için mi?
Hayır. Türkiye'de herkesin büyük kaygıyla yaşadığını düşünüyorum, kaygısız birinin olmadığını düşünmüyorum. Türkiye'de kaygı hamuru var. O nedenle zor hayatlarımız oluyor. Çünkü bu kadar güçlü olduğumuz için suçlu hissettiriyorlar. Bu kadar güçlü olduğumuz için yalnızlıkla cezalandırılmamız gerektiğini söylüyorlar. Ve biz bunu hak ettiğimizi ve bunun bir çıkış yolu omadığını düşünüyoruz. Çok güçlüyüz ama bu gücün tadını çıkaramıyoruz.

Bir röportajınızda okumuştum. “Hiç kimse olmak güzel bir şeydir, çünkü hiç kimse olursunuz.” diyorsunuz. Ancak siz tanınmış bir gazeteci-yazar Ece Temelkuran'sınız. Tanınmış biri olmak mı rahatsız ediyor sizi?
Bugüne kadar ne yazdıysam adresine gitti. Beni, iyi insanların, hayata emek veren insanların, duyarlı insanların anlamasını istedim.Toplumun her yaşından her katmanından insana ulaştım. Ulaşmasını istediğim insanlara ulaştım. Daha olağanüstü bir şans olamaz. Yazmadığım zamanlarda bile kimse beni yalnız bırakmadı. Ece Temelkuran olmaktan bazen yorulsam da son derece memnunum.

Romanınızda anlatıcı işten çıkarılmış bir gazeteci olduğunu söylüyor, o siz misiniz?
Evet, romanımdaki anlatıcı benim. Karakterlerimde gerçek arkadaşlarım, dostlarım. Madam Lilla Maryam ve Amira… Bayılıyorum onlara, bir daha buluşşak keşke. Belki ilerleyen zamanda görüşürüz ama şimdilik ara verdik görüşmeye.

Beni en çok ayna karşısındaki Amira ve Maryam ile birlikte beyaz geceliklerinizle dans edip şarkılar söylediğiniz sahne etkiledi. Sinematografik sahneler oldukça ağırlıkta, adeta bir film izliyormuşcasına okudum romanı. Romanlarınızın beyaz perdeye aktarılmasını ister misiniz?
İşte ben de romanlarımın okuyucuda tam da bu etkiyi yaratmasını istiyorum. Çünkü ben kitaplarımı yazarken gözümden film karesi gibi akıyor, bu yüzden “Düğümlere Üfleyen Kadınlar”ın filmleştirilmesini çok istiyorum. Prodüksiyon olarak pahalı olur ama güzel bir film olur.

Kuran-ı Kerim'den alıntılar da var kitabınızda. Kuran-ı Kerim okuyunca mı bu kitabı yazmaya karar verdiniz yoksa kitabı yazdıktan sonra mı Kuran-ı Kerim okumaya başladınız?
Ben önce karakterleri tanıyorum. İnsanlarla tanışıyorum. O sırada Kuran-ı Kerim çalışıyordum zaten. Kitabın yazılışı sırasında bir kronoloji yok. Kuran-ı Kerim yalnızca yazmak için değil, yaşamak için de büyük bir ilham kaynağı.Böyle kadim bir metni ilham kaynağı olarak görmemek bence haksızlık.


GAZETECİLİKTEN UZAKLAŞIYORUM
Teklif gelse tekrar köşe yazarlığı yapar mısınız?
Düzenli bir yerde yazsam bile edebiyatçı olarak yazmak istiyorum. Gazetecilikten uzaklaşıyorum. Ama o gazetecilik bir meslek değildir, bir kişilik meselesidir. Gazeteci olduktan sonra hayata bir şekilde bakmaya başlamazsınız. İçimdeki dünyayı tanıma, soru sorma dürtüsü beni gazeteciliğe yöneltti. Ben hala ben olduğuma göre hala bir parçam gazeteci aslında. Ama edebiyatçı olarak gazeteci olmak gibi bir seçenek olursa gazeteciliğe devam ederim. Edebiyat yazmak değil, hayata bir edebiyatçı olarak bakmak imkanı olursa o şekilde gazeteye devam ederim. Markiz ve Yaşar Kemal de bu şekilde gazetecilik yaptılar. Edebiyatçı olarak köşe yazarı olurum ama eskisi gibi köşe yazarlığı yapmak istemiyorum.

İSTANBUL'DA YAZSAYDIM DAHA KASVETLİ BİR ROMAN OLURDU
Bu romanı İstanbul'da yazsaydınız nasıl bir roman ortaya çıkardı?
Daha kasvetli olabilirdi. Çünkü ben burada İstanbul'da birisiyim. Birisi olmak insanı küçültüyor. Burada izleniyorum ve yazarken izlenmek hoşuma gitmiyor. Orada yazarken izlenmiyorum. Ben yazarken kendimden uzaklaşırım. Kendime bakmadığım tek an yazdığım andır. Zaten onun için yazmaktan vageçemiyorum. Bir de insanın yaşadığı ülkeye dair duyguları olur ve yazarken bu duygular onu zorlar. Benim buraya ülkeme dair çok duygum var. Öfke, aşk, hayal kırıklığı, ümit... Birbirimizi çok hırpalıyoruz; ben ve ülke... Onu yazmak kolay değil…

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam