VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Romandaki karakterden daha baskın
Gazetevatan Anasayfa
07.11.2014
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Romandaki karakterden daha baskın

 Romandaki karakterden daha baskın

Japon yazar Yukio Mishima “Dalgaların Sesi” romanında küçük bir balıkçı köyünde geçen dokunaklı bir aşk hikayesini anlatıyor. Üç kere Nobel’e aday gösterilmesine karşın faşist görüşleri nedeniyle ödülü kucaklayamayan Yukio Mishima’nın romanı, doğayı, denizi, balıkçı teknelerini sevenler ve dalgaların sesine kulak vermek isteyenler için diyebiliriz.


Yukio Mishima’yı, onun yaşamını, duruşunu, dünya üzerinde bıraktığı etkiyi biliyorsanız “Dalgaların Sesi “ sizi oldukça şaşırtacak bir roman bence. Bu nevi şahsına münhasır, tartışma götürür, tuhaf yazar kendi gerçek dünyasının tam tezadı olacak bir dünya kurmuş kitabında. Yoğun bir duygu akışını Uzakdoğu ve eski Yunan tragedyalarıyla buketleyip öylesine içli, dupduru, şaşırtıcı derecede temiz ve her cümlesi ustalık dolu bir eser çıkarmış ki, yaşamını seppuko (bir çeşit harakiri) yaparak dünyayı şok eden bir gösteriyle sona erdiren koyu Japon milliyetçisi bir insanın elinden çıktığına inanmak okuru adeta sersemletiyor.

“Dalgaların Sesi”ni okurken açık söylemek gerekirse Mishima, yaşamı, trajik ölümü, politik görüşleri, üç kere Nobel’e aday gösterilip -dedikodulara göre- neredeyse faşizanca görüşlerinin etkisiyle kazanamaması filan aklımdan uçup gitti. Sadece bir kitap değil, ipeksi bir resim dokumuş yazar. Ağdalı betimlemelere karşı önyargılı olmama rağmen doğayı, denizi, balıkçı teknelerini, dalgaları ve en çok da kahramanlarını betimlediği satırları bitmesin istedim okurken. Kahraman dediğime bakmayın, tamamen ağız alışkanlığı, Mishima’nın roman kişileri sıradan, gerçek, canlı kanlı insanlar. Onları insanlıktan çıkarıp tanrısal bir kahraman mertebesine çıkarmaktan imtina ediyor yazar. O kadar ince bir çizgi var ki Mishima’nın yazınında, bir an size arkaik bir beyaz dizi romanı gibi bile görünebilir. Ancak ustalığını konuşturup beylik bir aşk hikayesini, üstelik de hiç abartmadan, numaralara başvurmadan, büyütmeden, ağırbaşlı bir tevekkülle, basit anlatmış ki asla eski ya da alışıldık bir metni okuyormuş duygusuna kapılmıyorsunuz. Üstelik anlattığı hikaye bir Yunan tragedyasının replikası olsa da yepyeni, farklı, neredeyse ütopik parlak bir dünyaya sokuveriyor sizi. Onun büyüsü de bu işte.

SİNİR BOZUCU BİR İYİLİK

Yaşamı edebiyata aktarırken kurgusunu entrikalara boğanlardan değil Yukio Mishima. Neredeyse foto gerçekçi bir anlatımla şiir gibi dümdüz ve çırılçıplak olmayı seçiyor. Okuyucusuna çok dürüst. Her şey o kadar mavi-pembe rüya gibi gidiyor ki, özlemini duyduğunuz, unuttuğunuz bir masal diyarının aslında ne kadar gerçek olduğuyla umutlandırıyor okuyucusunu. Ama bir tarafta da hep diken üstündesiniz. Çünkü her şey bu kadar iyi, ahlaklı, dürüst, renkli nasıl olabiliyor ki? Anlattığı Uta-Jima adası ve insanları ideal bir dünyanın coğrafyası. Aslında yazarın hayatına son verene kadar gelen süreçteki idealize ettiği bir Japonya’yı -Dünya’yı- kurgulamış yazar. Okurken sinir bozucu bir iyilik ve dürüstlük yayılıyor kahramanların ilişkilerinde. Çocukken okuduğum Japon masallarındaki iyilik, güzellik tadını alıyorum. Ama Mishima’da bir manifesto, bir arzu, bir isyan da var. Ama asla bunu okuyucusuna hissettirmiyor. İncitmiyor okuyucusunu. Romanın final cümlesi ise beni çok düşündürdü. Moda deyimle şimdi size spoiler (!) vermeyeyim. Ama kitabın sonuna dikkat!

1954 yılında yazılmış olan “Dalgaların Sesi” daha önce de Can Yayınları tarafından yayınlanmıştı. Bu tekrar basımı. Usta çevirmen-yazar Zeyyat Selimoğlu tarafından tek kelimeyle mükemmel çevrilmiş. Asla çeviri kokmuyor, tam tersi nefis, akıcı, pırıl pırıl bir dille bize aktarmış bu romanı Selimoğlu. Çevirmenlerin ve editörlerin dönüp dönüp bakmaları gereken bir metin. Yukio Mishima’nın ülkemizde sanırım geçmişte beş kitabı daha çevrilip yayınlandı. Umarım yayınevi yazarın daha önce yayınlanmış eserlerini de yeniden basar. Hatta diğer kitapları da çevrilirse şahane olur.

AYKIRI VE ANARŞİST

Yazımın başında Mishima için nevi şahsına münhasır demem boşuna değildi. İlginç bir yazar Yukio Mishima. Oyunculuk yapmış, Japon geleneksel tiyatro türü olan kabuki ve no üzerine metinler yazmış, yönetmiş oynamış. Bir samuray ailesinin oğlu olan yazar doğal olarak bir dövüş ustası da aynı zamanda. Fotomodellik, mimarlık, maliye bakanlığında memurluk yapmış, sinemaya da el atmış. Modern dünyaya, emperyalizme takıntılı derecede karşı duran Mishima, kendisine faşist damgası vurduracak kadar gelenekçi ve milliyetçi duruşu benimsemiştir. Ancak yazarın esas büyük çelişkisi, belki de başkaldırısı ise bu kadar gelenekçi, ahlakçı ve kuralcı görünen sistemin kabul edemeyeceği bir yaşam tarzını benimsemesidir. Bedenini her fırsatta sergileyecek kadar egosantrik olan Mishima cinsel anlamda da asla tutucu bir toplumun kabul edebileceği standartta biri değildi. Onun bu karmaşık, garip, tartışılan, dönemi için son derece aykırı ve anarşist duruşu ve de en nihayetinde ihtişamlı intiharı başta Henry Miller ve Marguerite Yourcenar gibi yazarların ilgisini çekmiş, sanat dünyasında çok konuşulan bir fenomen olmasına neden olmuştur.

İşte olmadı. Yine “Dalgaların Sesi”ni, içeriğini, hikayesini konuşacağımıza yazarını konuştuk. Üstelik yazıyı yazmadan yalnızca kitabı anlatırım diye planlamıştım. Olmadı işte. Yazar karakter olarak yarattığı tüm kurgu karakterlere baskın çıktı. Zaten “Dalgaların Sesi”ndeki genç balıkçı Shinji, aşık olduğu genç kız Hatsue, onlara aşık olan diğer gençler Yosuo ve Chiyoko, fener bekçisi ve karısı, taş kalpli sandığımız ama aslında hiç de öyle olmayan kötü adam (!) Terukichi ve romanın diğer tüm karakterleri aslında Yukio Mishima’nın yansımaları sanki. Hepsi iyi karakterlermiş gibi görünmesine karşın kırılgan, inanırlığı zorlayan bir şeffaflık ve dürüstlüğü zorlayan, uçurumun kenarında karakterler. Tıpkı yazarın kendisi gibi.
Benden size tavsiye, eğer şimdiye kadar okumadıysanız Yokio Mishima’yı keşfedin.

“Dalgaların Sesi” bu keşif için isabetli bir hedef. Size bir garanti veremem, ya çok seveceksiniz ya da nefret edeceksiniz. Ama her iki duygunun da bıraktığı bir tortu olacak. Buna emin olun. İyi okumalar!

Paylaş
YORUMLAR

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158