VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Artık Anadolu diye bir yer yok
Gazetevatan Anasayfa
14.08.2015
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Artık Anadolu diye bir yer yok

Artık Anadolu diye bir yer yok

Bir zamanlar, Anadolu’da bir şehre gitmek, başka bir şehre gitmek demekti.


Şehirlerin kendine has mimarisi, çocuk sesleriyle çınlayan dar sokakları, köylünün, çiftçinin ürettiğini sattığı rengarenk pazarları, zanaatkarlarının bir yandan üretip diğer yandan satış yaptığı eski veya tarihi çarşıları, yerel kumaşçıları, ev-el yapımı ürünler satan dükkanları, üç kuşağın devir teslim yaptığı kahvehaneleri, ailecek gidilen çay bahçeleri, çeşmeleri vardı.
Buralardan dönerken eşe-dosta oraya ait ürünler, hediyelikler alınırdı. Öyle ki evlerin kilerleri ya da sandıkları coğrafya kitabı gibiydi. Alınan ürünler uc uca eklense patch work bir Türkiye haritası ortaya çıkardı.

Ancak artık Türkiye’de başka bir şehre gitmek, başka bir şehre gitmek gibi değil. Şehirleri deniz, göl, dağ gibi kolay kolay yerinden kıpırdamayacak coğrafi şekiller ayırt edebiliyor ancak. Bir de kendini bir şekilde kurtarmış tarihi eserler, birkaç eski sokak, halefi olmayan ustalar...
Nereye gitsek devasa beton binalar, siteler, TOKİ yapıları. Her yerde aynı kumaştan, aynı modelden elbiseler, peştemallar, gıda ürünleri, kahve fincanları. Ve ne yazık ki bunların çoğu “el ve ev yapımı“ süsü verilen fabrika ürünleri.
Çocukluğumuzun flu ama gülümseyen anılarında kalan o yerel tatlar ve dokular ne yazık ki artık yavaş yavaş kayboluyor. Her şehir birbirine benzerken, köyler birer ikişer haritadan siliniyor.

Gerçek şu: Artık Anadolu yok. Anadolu öldü ya da son nefesini vermek üzere. O kendine özgü dansları, kimlikleri, yemekleri, mimari çeşitliliği barındıran Küçük Asya tarih olmak üzere. Aslına bakılırsa çok uzundur Türkiye Trakya ve Anadolu olarak bile anılmıyor. Evet arada bir Boğaz olabilir, biri Avrupa kıtasında diğeri Asya’da da olabilir ama şu bir gerçek Türkiye’de hangi şehre baksak artık tek bir şehir görüyoruz, İstanbul’u.

Ama o herkesin hayalini kurduğu, silüeti ile göreni hayran bırakan İstanbu değil bu. Sitelerin, beton binaların gökyüzünü delmek ister gibi yükseldiği o yeni şehri görüyoruz sadece her yerde.
Bu yüzden Fikret Otyam’ın ölümü benim için başka bir şeyin ölümünün de simgesi. Yaşar Kemal edebiyatta bir yazım türünün, anlayışın, kültürün yazarıysa Fikret Otyam da resim de oydu. Bize bir zamanlar yani henüz “Angara’nın Bağları“yla bastırılmadığı için, her bölgesinden farklı türkülerin yükseldiği, sanatçıların, aydınların üzerine hayaller kurup romanlar yazdığı, dahası onun üzerinden aydınlanma, kalkınma planlarının inşa edildiği bir Anadolu’dan bahsettiler. Türkiye’deki kardeşliği, barışı yaşatacak ve besleyecek bir Anadolu’dan. Kadim kültürlerin izlerini canlandıracak kadim bir vatandan.

Ama şimdi, Yaşar Kemal’le, Fikret Otyam’la, Tarık Dursun K. ile bize bunu anlatan sanatçıları, aydınları birer ikişer kaybediyoruz. Bize topraktan, ağaçtan, ışıktan, doğanın sesinden, hayvanların dilinden banseden kalmayacak.

Anadolu ölmek üzere ve bizler de aynı şehrin aynı manzarasına bakan insanlar olacağız.




Ahmet Ümit'in yeni romanından...

En son Beyoğlu'nun En Güzel Abisi romanı yayımlanan Ahmet Ümit'in merakla beklenen yeni romanı İttihat ve Terakki'yi konu alıyor. Türk edebiyatında daha önce de İttihat ve Terakki'yi konu alan romanlar yazılmıştı. Nahid Sırrı Örik'in Sultan Hamid Düşerken romanı, Mithat Cemal Kunday'ın Üç İstanbulu ilk akla gelenler. Ancak bu romanlar İttihat ve Terakki'nin sadece bir dönemini ele almıştı. Ahmet Ümit'in adını henüz açıklamadığı romanı ise sürecin tamamını yani İttihat ve Terakki'nin 20 yılını ele alıyor. Ümit'in araştırma için Paris, Selani, Manastır, Ohri ve Ürgüp'e defalarca gidip geldiği romandan sizler için bir bölüm yayımlıyoruz:

Selanik’teki evimin balkonu zannederim çok daha genişti bu odanınkinden… Zannederim derken içim acıyor, insan doğduğu şehri, yaşadığı evi unutabilir mi? Elbette unutamaz ama detaylar siliniyor işte birer birer. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmeyle başlar… Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ama doğru olduğu kesin, doğru lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmeyle başlar, vatanımızı kaybetmemizle neticelenir, can vermek ise sadece aciz bir finaldir. ªu anda, kabusu andıran o duygu kemiriyor içimi. ªehrimi çoktan yitirdim, sıra vatanıma geldi. Belki onu da çoktan yitirdim ama farkında değilim…

Sahi nedir ülke? Ülke değil vatan. Bir toprak parçası mı sadece, belki uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, belki kalabalık şehirler, tenha köyler… Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedemizin mezarı, korkaklığımız ve kahramanlığımızdır vatan… Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum…

Evet, nasıl ki o koca vatan parça parça dağılarak yok olmaya yüz tuttuysa, fikirlerim, ideallerim, amaçlarım bütün bir hayatım eriyip yok oluyor. Endişelenme, henüz bedenim yerli yerinde, ne var ki ruhum epeydir can çekişiyor. Bu o kadar acı verici ki, bazen neden uzatıyorsun bu işkenceyi diyorum kendime. Bazen kendi elimle son vermek istiyorum bu hazin maceraya. Sonra vazgeçiyorum. Ölümden korktuğumdan değil, yaşamayı sevdiğimden de değil, sadece o tuhaf merak duygusu yüzünden. Ama belki de bütün bunlara gerek kalmayacak, ülkenin yeni sahipleri son verecekler yorgun bedenimde hala çarpmayı sürdüren inatçı kalbimin çırpınışlarına. Bu ihtimal kuvvetle muhtemel... Arkadaşlarımın başına gelen, zannederim benim de başıma gelecek. Ya karanlık bir köşede kafama sıkılmış bir kurşunla ya da ustaca tezgahlanmış bir mahkeme kararıyla yağlı ilmeğin ucunda can vereceğim. Hissediyorum her an, her saat, her gün çember daralıyor. O yüzden yazıyorum bu satırları sana. Buna hakkım olmadığını biliyorum, fakat inan bana, başka çarem yok.

Paylaş
YORUMLAR

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158