VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Behzat Ç. ilk çıktığında imza günüme üç kişi gelmişti
Gazetevatan Anasayfa
15.11.2012
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Behzat Ç. ilk çıktığında imza günüme üç kişi gelmişti

Behzat Ç. ilk çıktığında imza günüme  üç kişi gelmişti

“Bir Ankara Polisiyesi Behzat Ç.”nin yazarı Emrah Serbes yeni kitabı “Hikayem Paramparça”yı anlatıyor.

BUKET AŞÇI


Hikayem Paramparça” Afili Filintalar bloğunda yer alan “Afili Parçalar”dan, Birikim Dergisi’nde yayımlanmış yazılarınızdan ve “Galip İşhanı” isimli bir öykünüzden oluşmakta. Tüm bunları bir araya getiren, kitaba dönüştüren ne oldu?
“Erken Kaybedenler” yayımlandıktan sonra üç sene boyunca bir sürü şey yazmak istedim ama hiçbirini yazamadım. Hepsi taslak halinde kaldı. Üç senenin muhasebesini yaptığımda, Afili Filintalar’daki hikâye ve parçalardan başka yaymı nlanabilir bir şey yoktu ortada.
Ben de onların arasından bir seçme yaptım. Büyük bir yazar değilseniz arada bir kitap yayımlamanız gerekir. Sondaki “Galip İşhanı” hikâyesine gelince... O başka bir hikâye kitabının ilk hikâyesi olacaktı.
Ama hem ruh hali olarak diğer hikâyelerle uyuştuğu için hem de üç senede bitirebildiğim tek hikâye olduğu için onu da bu kitaba ekledik. Pek övünülecek bir hikâyesi yok bu kitabın. Ama şunu çok net söyleyebilirim ki üç senede yazabildiğim budur.

Kitapta yer alan metinlerin ortak bir teması yok; adı gibi paramparça... Ama ortak bir duygusu var, o da melankoli. Neden?
Kitap olsun diye yazılmadıkları için parça parçalar. Her parça kendini ayakta tutmaya çalışıyor. Diğerlerine de destek olmaya çalışıyor biraz.
Ben tabii bunu bilerek yapmadım, az önce bahsettiğim şartlardan ötürü böyle oldu. Ortak duyguya gelince onu tek sözcükle özetleyip melankoli diyebilir miyiz emin değilim. Melankoli güzel bir sözcük, güzel bir tınısı var ama sözcüklere o kadar güvenmiyorum.

MELANKOLİK DEĞİLİM BEŞİKTAŞLIYIM

Siz melankolik misiniz?
Ben Beşiktaşlıyım.

Ben de... Gelelim metinlerde ağır basan temalardan ölüme. Ölüm karşısında hayatı sorgulamaya. İlk metinde mesela “zaman hiçbir şeyi değiştirmez” diyorsunuz. Hiç mi değiştirmez?
Durup dururken zaman hiçbir şeyi değiştirmez deseydim bu saçma olurdu. Ama bazı şartlar altında zaman etkisiz eleman olabilir. Ölüleri değiştiremez zaman. Ajda Pekkan’ı da değiştiremedi.

Bir diğer ağır basan duygu efkar. Hani neredeyse kitabı rakı eşliğinde okuyasım geldi. Zaten sürekli sigara yakıp duruyorsunuz. 6 yıl önce sigarayı bırakmış ve içki masasında bile aramayan biri olarak neredeyse bir sigara yakacaktım. Bu efkarın kaynağı ne?
Bilmiyorum. Çocukken üç tekerlekli bir bisikletim vardı. O bisikletle bahçede dolaşmama izin vermiyorlardı. Aynı boydaydık bisikletle, onu kucaklayıp aşağı ineyim derken merdivenlerden yuvarlandım, kafamı zemin katın sokak kapısına vurdum. Bu efkârın kaynağı o olabilir. Bisiklet var bahçe yasak, bahçe var bisiklet kırık.

Peki... İyi yazar veli yarısıdır, diyorsunuz kitapta. Bence de... Bu yazıda eğitim sistemine insan odaklı bir eleştiri getirerek; öğretmen iyi olmadıktan sonra Sait Faik okutsan ne olur, diyorsunuz. Sahi ne olur?
Hiçbir şey olmaz. Kendi düşüncen yoksa kölesindir. İstediğin okulu bitir, zihinsel olarak kölesindir. Bütün yeteneğini ve zekânı kendine karşı kullanmaya başlarsın. Bunun bile farkına varamazsın.

Sizin veli yarılarınız kimdi? Hangi yazarlar, hangi hadisenizde okula, yanınıza geldi?
Hangi yazarlar değil de hangi kitaplar deseydiniz daha doğru olur... “Anna Karanina”, “Kızıl ve Kara”, “Uğultulu Tepeler”, “Madam Bovary”... Bunlar bir insanın duyup duyabileceği bütün acıları ve sevinçleri tasnif etmiş büyük eserlerdir, zaten kocasını aldatan kadın olmasa dünya edebiyatı çökerdi. Bunun dışında “Moby Dick”i okuyun. Melville, balinaların üstüne yürümüş bilge bir yazardır.
Şu aforizmaya takıldım: Üç çocuklu bir anneyle bir sıkıyönetim komutanı arasında ne fark var? Acımasızca değil mi? Ya da tersinden bakarsak çok şefkatli?
Aforizma değil, bu sadece bir soru. Cevabını bilseydim sormazdım.
Peki. İnsanın doğduğu yer ve o zamanlı olmak... Hoşuma gitti. Büyürken hiçbir şey değişmez mi?
Kendini bir yere ait hisseden insanların yüzünde bir hoşnutsuzluk ifadesi oluyor. Bütün değişimlere dudak büküyorlar, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını söylemeye her an hazır oluyorlar. İşte insan o zaman sanki bir yere değil de bir zamana saplanıp kalmış gibi oluyor. Olmayan hayali bir zamana. Orada durdurmak istiyor zamanı. Çocukça bir istek. Ama olumsuz manada değil.

İFFET KİMSEDE OLMAYAN
BİR ŞEY; SADECE GÖRÜNTÜ


Kaleminiz sık sık ve hemen her metnin satır arasında burjuva ahlakına bir saplanıp bir çıkıyor. Madame Bovary Sensin’deki gibi... İffet nedir?
İffet, dış görünüşle alakalı bir şeydir. İffetli gözükür ya da gözükmezsiniz. Esasen kimsede olmayan bir şeydir.

Kitapta bir de ilk kez yayımlanan bir öykünüz var; “Galip İşhanı.” Arkadaşlık ve kendini ifade üzerine bir hikaye bu. Bizi bazen kendimizden de çok dostumuz mu anlatır?
Anladığımız halde anlatamadığımız o kadar çok şey var ki? Bir de bunun tam tersi var, anlamadığımız halde anlatıp durmaya çalışıyoruz. Bir yerde şöyle düşünmeye başladım ister istemez, insan ne kendini anlatabilir ne başkasını. Bunu deneyebilir tabii. Dostları için. Ama o kadar.

Hikayede Galip kendini kesiyor, kendini anlatamadığı, ifade edemediği için... Peki kendini kesen biri ne der?
Şairler Parkı’nda otururken genç bir çocuk geldi geçen ay. Arkadaşın yakasına yapıştı. Dört kişi ayırmaya çalıştık, kolunu alamadık arkadaşın yakasından. Ya tiner çekmiş ya hap atmış, öyle bir kuvvet görmedim. En sonunda ayırdık. Ayırınca yerden bira şişesini kırıp üstümüze yürüdü. “Beni mi keseceksin?” diye sordum. Göz teması kurmaya çalışıyorum belki tanır diye ama gözler uçmuş. En sonunda dedi ki, “Abi ben seni kesmem kendimi keserim.” Kendini kesmeye başladı. Biri kendini kesiyorsa işler ters gidiyor demektir.

Aşk ilk görüşte midir ve bir görüşle sınırlı kaldıkça mı büyür?
Görüşle alakası yok bence aşkın. Görme biçimiyle alakalı. İlk görüş olmuş, son görüş olmuş ne fark eder. Kafanda biri var işte. Geçmişinde gördüğün her şey onu görmek için bir hazırlıkmış, hayat şimdi başlıyormuş gibi kabul et. Beni asıl rahatsız eden şey ne biliyor musun, aşk eksperleri, ona buna tavsiye vermeler, nasıl âşık olacağını anlatmalar, ilişki uzmanlığı falan. İki insanın arasındaki ilişkisinin özel olması gerekmiyor mu? Sadece onlara has acılar, sevinçler hatta sadece iki insanın anladığı bir dil, bir argo olması gerekmiyor mu? Lan bunun uzmanlığı mı olur? Aramızda mı yattın, koltuğun arkasına saklanıp bizi mi dinledin, sana soran oldu mu, sen kimsin, nereden biliyorsun?

Sizi Bir Ankara Polisiyesi olan Behzat Ç. ile de tanıyoruz. Romanın diziye uyarlanmasıyla edebiyat okurlarının dışında da izlenir, tabir-i caizse popüler oldunuz. Popüler olmak ve yazarlık... Nerede birleşip nerede birbirlerine sınır çekiyorlar?
Sanırım iyi bir yazarın hiç popüler olmaması, olacaksa da en azından öldükten sonra bunu yapması bekleniyor. Gerçi Tolstoy yaşarken de popülerdi ama o Tolstoy yani, konumuz bu değil. Ben edebiyatın imkânlarıyla popüler olmadım. Behzat Ç. romanı ilk çıktığında imza gününe çağırdılar, üç kişi geldi. İkisi yoldan geçerken uğramış. Sadece bir kişi arayıp tarayıp bulmuş kitabevini. Yarın öbür gün Behzat Ç. biter, beni yine unuturlar. O bir kişi gelip beni yine bulur diye umuyorum.

Behzat Ç.’nin yazarı olarak anılmak sizi mutlu mu ediyor, yoksa rahatsız mı?
Conan Doyle’un yanında Sherlock Holmes’ün lafını edemiyorlarmış, o polisiye hikâyeleri ben mecburen yazıyorum, asıl eserim bu değil diyormuş. Asıl eserim dediği de perilerin varlığını kanıtlamaya çalıştığı acayip bir kitap. Benim Behzat Ç.’nin yazarı olarak anılmakla alakalı bir problemim yok. Senaristi demesinler yeter, senaryoyu Ercan yazıyor, ona ayıp oluyor çünkü.

Beşiktaşlı olduğunuz için mi Beşiktaş’ta yaşıyorsunuz?
Esasen öyle. Ama Beşiktaş’ta bir mahalle atmosferi de var. Sokakta top oynayan çocuklar, apartman önlerinde çekirdek çitleyip çay içen teyzeler, berber, kasap ve balık pazarı var. Aynı meyhaneye takılan akşamcılar var, öğrenciler, tinerciler, dönerciler, saat beşe kadar açık kahvaltıcılar var. Ali Ağaoğlu’nu sinir edecek her şey var Beşiktaş’ta. Geçen gün gördüm, bu değil bu değil bu hiç değil diye geziyordu Beşiktaş’ta.

Emrah Serbes’in soyadındaki “t” nereye gitti?
Bir iddiada kaybetmek isterdim.



Yazarın Diğer Yazıları

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163