VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Benim gönlüm, benim kararım
Gazetevatan Anasayfa
15.06.2012
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Benim gönlüm, benim kararım

Benim gönlüm, benim kararım

Pek çok kişi Carmen’i Bizet’nin aynı adı taşıyan operasının kahramanı sanır. Oysa o, Prosper Merimee’nin romanından operaya uyarlanmıştır.

Benim kahramanım kim? İtiraf etmeliyim; önce hiç düşünmeden, hem de ellerimi çırparak “Elbette Holly Golighty” diye bağırdım. Truman Capote’nin ünlü çocuk kadınını... Başucu kitaplığımızın en özellerinden “Tiffany’de Kahvaltı”nın kahramanını... Audrey Hepburn ile akıllarımıza kazınan ele avuca sığmaz, bir kedi gibi lavabo içine oturacak kadar hareketli, asla bavullarını yerleştirmeyecek, apartman kapısının anahtarını edinmeyecek kadar yerleşik hayattan ürken, büyümeye direnen buna rağmen çok ama çok küçükken büyümek zorunda kalan o büyük kadını...

Ancak Audrey Hepburn onu öyle bir canlandırmıştı ki, ne yazarsam yazayım onun zihinlerimize kazıdığı Holly’inin ötesine geçemeyecektim. Çünkü bir roman ancak bu kadar güzel uyarlanabilir ve ancak bu kadar da özünden koparılabilirdi. Yapacak bir şey yoktu.

Bu yüzden Holly’den vazgeçmek zorunda kaldım. Sonrasında ise tahmin edeceğiniz üzere karşıma iki büyük kahraman dikildi: Madame Bovary ve Anna Karenina. Daha geçenlerde “Kan, Altın, Demir” kitabı üzerine yazarken Anna’dan uzun uzun bahsettiğim için Anna’yı seçemezdim. Üstelik Anna tutkulu kişiliğine rağmen benim kahramanım değildi, ben daha mücadeleci kişileri severim. Madame Bovary’ye gelince... Küçük Hanım, elbette özel biri. Hatta hepimiz Madame Bovary’yiz tıpkı yazarı Flaubert’in dediği gibi. Ama ne yalan söyleyeyim, aşktan başka yaşama ideali olmayan bu kadın kişiliği pek içime sinmiyordu. Yine de “Kabul” dedim; “Çünkü biri Madame Bovary’yi yazmalı.”

AŞK ÖZGÜR BİR KUŞTUR

Derken kostüm seçimine gittik. Ve ne olduysa o gün, orada oldu. İçeri girer girmez gözüme çarpan kırmızı-siyah bir elbise, rafından indirilip gösterildiği an, yazmam gereken kahramanın da Carmen olduğunu anladım. Hele Ali Poyrazoğlu’nin “Asi Kuş” oyununu da geçenlerde izlemişken... Onun aşk kadar özgürlüğe olan tutkusu ve hayat duruşu ne Anna da vardı, ne de Madame Bovary de. Carmen özgürdü, güçlüydü, kendi seçimlerini kendi yapıyordu, ister çıplak ayakla, isterse en şık elbiselerle dolaşıyordu. Üstelik Carmen, hayatını sadece aşk ve pembe panjurlu ev hayali kurulan evliliklerle sınırlı tutan, dünyada olup bitenle sadece kendi hayatı etkilendiği zaman ilgilenen bir burjuva değildi. Mesela pek çok kadının aksine savaşlar, onun için sevgilisinin askere gidip gitmemesi ve evlilik tarihinin değişip değişmemesi ile sınırlı değildi. Carmen politikti. İnsanların kendi dillerini konuşabilmesi için dağa silah kaçırılmasına yardım edecek kadar vicdanlı ve cesur bir kadındı. O zamana kadar erkeklere biçilen cesaret, politika, özgürlük, seçim yapma gibi özelliklere sahipti, hem de erkekleşmeden. Carmen bir dişiydi, çünkü insandı, erkeğin diğer yarısıydı.

İşte tam da bu yüzden yazarı Prosper Merimee onu bir Çingene kızı yapmıştı. Çünkü ne aristokrat bir kadın gibi çıt kırıldım, ne romantik hayallere kapılmış bir burjuva, ne de kendini evine, çocuklarına adamış köylü bir kadını bu özelliklere sahip olabilirdi. Carmen o zamana dek kadına biçilmiş tüm kuralların dışına çıkmış bir kişilikti. O yüzden de ancak, sınıf sisteminin ve dinlerin yarattığı ahlak anlayışının ve yaşam biçimlerinin dışında yaşayan yersiz yurtsuz bir Çingene olabilirdi.

Sahi öyle midir, Çingene olmak? Çocukluğumun bir bölümü Karagümrük’te geçti. Ne eğlenceli, ne güzel günlerdi. Hele yaz geceleri, balkonlar ne büyük şenlikti. Ne çok arkadaşım vardı, her sırrımı paylaştığım ama hiçbir sırrına eremediğim. Evet, işte Carmen’i anlatan budur. Bu sihirli cümle. Bunun anlamını sosyolog Arus Yumul’un “Kadın Kuaförleri” üzerine yaptığı bir araştırmayı okurken anlamıştım. Araştırmasında şöyle diyordu Arus Yumul; “Kadınlar kuaförlerde bol bol konuşur hatta sırlarını paylaşır. Bunun tek istisnası Çingene kuaförleridir.” Yani düğünlerini ve kavgalarını bile sokaklarda yapsalar da aslında sırlarını paylaşmıyorlardı. Hani bir şeyi saklamanın en iyi yolu onu ortaya bırakmak, bilgi kirliliği yaratmak denir ya, onlarınki de öyleydi. Bir çeşit savunma mekanizması, hayatta kalma sanatı.

Tarih boyu aşağılanmış, gaz odalarına gönderilmiş, din otoriteleri tarafından lanetlenmiş bir kavmin böyle bir savunma sistemi geliştirmesi kadar doğal bir şey olamaz. Belki de bu yüzden Carmen de romanın sonuna kadar iki erkek (Don Jose ve Escamillo) arasındaki seçimini ne okurlara, ne erkeklere söyler. Haklıdır da. Çünkü söylediği an öldürülür.

Pek çok kadın Carmen olmak ister. Hatta evinin dışına çıkmayı sevmeyen en “uslu” kadınlar bile. Ancak bu çok zordur. Çünkü Carmen’i özgür kılan “anaç” olmayışıdır. Erkekleri çocukları gibi değil “eş”i gibi görür. Eşitidir erkekler onun, ne diz çökeceği, korumasını isteyeceği otoriter bir güç, ne de şefkati ve sevgisi ile koruyacağı bir “çocuk.” Bu yüzden de Don Jose’ye karşı hiçbir vicdan azabı duymadan ayrılır ve “Escamillo’yu seviyorum” der. Don Jose onu hapisten kurtarmış, onun yüzünden askerden atılmış, umursamaz bile. Çünkü Carmen’e göre, Don Jose ne yaptıysa kendi özgür iradesi ile yapmıştır. Dahası Carmen’e göre; aşk da zorlama olamaz: “Aşk isyankar bir kuştur/ Kimse evcilleştiremez onu/ ve reddetmeyi seçerse/ onu çağırmak boşunadır.”

HER KADIN CARMEN

Her kadın biraz, hatta fazlasıyla Carmen olmalıdır. Çünkü o daha o zamanlar, kadın hakları, feminizm gibi kavramlar ortada yokken “Benim bedenim benim kararım” diyen bir kadındı.

Ve biliyorum ki, her kadın Carmen olmak ister. Çünkü hepimizin içinde tutkularını açığa vurmak, kırmızı elbiseler giyip yalın ayak sokaklarda dans etmek isteyen, ailelerimizin, iş hayatının koyduğu “namus” kuralları tarafından paketlenmemiş bir asi kuş vardır.

Her kadın ama her kadın bir gün bir şekilde Carmen olmak ister çünkü gönlünün istediği ile olmak ister, toplumun, sınıfının, annenin-babanın seçtiği ile değil. Çünkü Carmen seçim yapandır, seçilen değil!

Yazarın Diğer Yazıları

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163