VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Bernard Lewis’ten tarih notları
Gazetevatan Anasayfa
14.05.2015
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bernard Lewis’ten tarih notları

Bernard Lewis’ten tarih notları

“Tarih Notları”, yüz yıla yakın bir deneyimi bize taşıyan, Türkiye’yi ve yakın coğrafyayı tanımak için mutlaka okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap.

* Dürüstlük ve güvenilirlik imajı çizebilmek için vazgeçilmez bir ön şart bulunmaktadır: Dürüst ve güvenilir olmak.


Orta Doğu ve İslam tarihçiliğinin önde gelen uzmanlarından Bernard Lewis, hayatı boyunca pek çok makale ve bilimsel araştırmanın yanı sıra yirmi dokuz dile çevrilen otuz iki kitap yazar. Bu kitapların sonuncusu olan ve yazarın doksan altı yaşında Buntzie Ellis Churchill’ın katkılarıyla kaleme aldığı “Notes On A Century”isimli kitabı 2012’de Weidenfeld&Nicolson yayınevi tarafından yayınlanır. 2014’te ise “Tarih Notları” adıyla Arkadaş Yayınevi tarafından Çağdaş Sümer’in başarılı tercümesiyle dilimize kazandırılır.
Bernard Lewis 31 Mayıs 1916 tarihinde Hary ve Jenny Lewis’in çocuğu olarak Londra’da doğar. Anneannesi Anne Miller İngiltere’ye 1895’de günümüzde Beyaz Rusya sınırları içinde kalan Grodno kentinden gelmiş ve Amerika’ya gitmek yerine büyükbaba Jospeh Levy ile evlenerek İngiltere’de kalmayı yeğlemiş Musevi asıllı bir Rus’tur. Lewis’in çocukluğunda üzüntü kaynağı kardeşinin olmamasıdır. “Tanıdığım pek çok kişinin erkek ve kız kardeşleri vardı, ama benim yoktu. Bazen kendimi yalnız hissederdim. Çocukluğuma dair bir miktar sızıyla hatırladığım tek şey budur.”

“Tarih Notları” on beş bölümden oluşmaktadır. Lewis’in “İlk Yıllar” adıyla başladığı birinci bölümde yer verdiği çocukluk anıları o dönemdeki İngiliz toplumunun yaşantısını yansıtmaktadır. Örneğin, babası ile arasında geçen bir diyalog İngiliz toplumunu anlamamız açısından önemlidir. İngilizlerin büyük bir çoğunluğunun Muhafazakâr veya İşçi Partisi’ne oy verdiği bir dönemde babasının Liberallere oy vermesi üzerine“Neden Liberaller” diye sorar Lewis: “Babam bir an bile duraksamaksızın yanıtladı: Çünkü İşçi Partisi’ni desteklemeyecek kadar çok ve Muhafazakâr olamayacak kadar az paramız var.” (s.11). 1920’lerde bir İngiliz’in oy kullanırken göz önüne aldığı ekonomik değer, üzerinden yüzyıla yakın bir zaman geçmesine rağmen bugün de geçerliliğini korumaktadır.

İlk gittiği okul Kensington’daki küçük bir özel okuldur. Ailesinin taşınması nedeniyle çeşitli okullara devam eder. Bu arada William Brimicombe ve Fransız eşi Marcelle Manusset tarafından yönetilen küçük bir okula devam ederken dile yatkınlığını fark eden eğitimciler onu dil öğrenmeye teşvik ederler. Burada İngilizce, Fransızca ve Latince üzerine mükemmel bir eğitim alır. Her iki öğretmen de ona hem modern dilleri hem de klasik dilleri keşfetmenin heyecanını aşılamayı başarırlar. William Brimicombe on üç yaşında iken ona ilk Fransızca kitabı olan “Monte Cristo Kontu”nu armağan eder ve okuması için yardımcı olur.
14 yaşındayken başladığı Londra Politeknik Gündüz Okulu’nun gelişimindeki katkıları ise büyüktür.

ARYALARDAN İTALYANCAYA

Bernard Lewis’in babası İtalyanca bilmemesine rağmen bazı ünlü opera aryalarını özelikle sabahları tıraş olurken yüksek sesle okuma alışkanlığına sahiptir. Lewis küçükken zaman zaman babasının bu alışkanlığını taklit etmeye başlar: “On dört yaşında İtalyanca öğrenmeye karar verdim. Bu dil okulumda öğretilmiyordu ve ailemizin ya da yakın çevremizde İtalyanca bilen kimse yoktu, fakat bu beni caydırmadı. Babam benim için İngilizce yazılmış bir İtalyan gramer kitabı buldu ve onun fonetiğe dair şüphe uyandırıcı yardımlarıyla şevkle çalışmaya koyuldum.” (s.19).

Bernard Lewis 13 yaşına girdiğinde yapılması gereken Bar Mitzvah töreni için İbranice öğrenmeye başlar. Ailesinin bulduğu öğretmen Leon Shalom Creditor onun Tevrat ve hahamlık İbranicesinin yanı sıra ortaçağ İbranicesi ve modern İbranice ile tanışmasını sağlar. Daha sonraki yıllarda Tevrat’tan, Aramice içeren Talmut’a geçerler. Bay Creditor yazdığı bir kitabı Lewis’in ailesine sunarken, “Bernard Lewis’in annesine ve babasına. O benim öğrencimdi, artık ben onun öğrencisiyim.” notunu düşecektir. (s.21)

Onlu yaşlarını sürdürürken özellikle İbraniceden şiir tercümeleri yapmaya başlar. Daha sonra bu tutkusunu ve kendisini geliştirme çabalarını öğrendiği diğer dillerden de şiir tercümeleri yaparak sürdürür. Annesi, onun eğitimini tıp dalında yapmasını, doktor olmasını istemektedir. Babasının tercihi ise hukuk okumasıdır. Ancak onun gönlünden geçen akademik bir yaşantı ve onun da ötesinde iyi bir yazar olmaktır.

Politeknik’teki rehber öğretmeni başarısını göz önüne alarak Oxford bursuna başvurmasını önerir. Ancak babası bu öneriden hoşlanmaz, ona göre Oxford öğrencileri bütün zamanlarını sadece içerek ve parti yaparak geçirmektedirler. Bunun üzerine kaydını Londra Üniversitesi’ne yaptırır.
Henüz üniversitenin ilk yıllarını okumakta olan Lewis, bu dönemde İngilizce, Fransızca, Latince, İtalyanca, İbranice, Yunanca ve Yidişçe olmak üzere yedi dilde belli bir aşamaya gelmiş, Aramice ve klasik İbranice’ye aşinalık kazanmış ve Arapça dersleri almak üzere çalışmaktadır. Eğitimine devam ederek Yunanca bilgisini de geliştirir. Bitirme tezi olarak “Doğu Sorunu”nu seçer.

Londra Üniversitesi’nin döneminin en büyük hocası olarak bilinen R. W. Seton-Watson tarafından verilen bir özel alan dersine katılması istenir. Kendisinden orijinal belgeleri yani Britanya, Alman, Fransız, Avusturya ve Rus belgelerini incelemesi istenir. Gençliğin verdiği masumiyet ile sorar: “Peki ya Türk belgeleri?”;onların önemi olmadığı, hem olsa bile ortada hiç Türk belgesi bulunmadığı söylenir. Lewis için “Doğu Sorunu” üzerine araştırma yapan bir araştırmacının Türk belgelerini görmezden gelmesi kabul edilebilir bir şey değildir.

“Doğu Sorunu” üzerine okuduğu kitaplardaTürkiye sahne arkasındadır ve tüm aktörler Avrupalılardır:“Böylece en azından kimi belgeleri okuyabilecek kadar Türkçe öğrendim.” (s.32).

ADNAN ADIVAR EN SEVDİĞİ HOCALARDAN

21 yaşında İslami loncalar üzerine yaptığı ilk çalışmayı yayınlar, ikinci çalışması İsmaililer ile ilgilidir. 1938’de yayınladığı üçüncü çalışması ise Âdem’in cennetten kovuluşu ile ilgili bir hikâyenin yorumu hakkındadır. 1936’da tarih alanında bitirme sınavına girer ve birincilerin birincisi olarak mezun olarak 100 poundluk bir ödül kazanır.

Lisansüstü çalışmasına başlamak için Orta Doğu Tarihi hocalarından Sir Hamilton A.R. Gibb’e başvurur ve İsmaililer üzerine çalışmak istediğini söyler. Sir Gibb kendisine bu konuyla ilgili bir teze danışmanlık yapacak ehliyete sahip olmadığını söyler ve Paris’te büyük Fransız bilgini Louis Massignon ile çalışmasını önerir. Bu bölümde farkına vardığı bir gerçek, insanların geçmişi günün koşullarıyla okumaya eğimli olmalarıdır. 1936-1937 akademik yılını Massignon ile çalışarak ve çeşitli akademik kurumlarda dersler takip ederek Paris’te geçirir. Bu arada en sevdiği hocalardan biri Adnan (Adıvar) Bey’dir: “Çok hoş bir insan ve muazzam bir hocaydı ve ikimiz gayet iyi anlaşmıştık.” (s.39).

Paris’ten döndükten sonra Sir Gibbbir sohbet sırasında “Dört yıldır Orta Doğu üzerine çalışıyorsun; sence de artık orayı görmenin zamanı gelmedi mi?” diye sorar. Bunun üzerine Lewis Mısır’a gitmeye karar verir. Mısır’ın ardından Filistin, Suriye ve Lübnan’ı kapsayan bir gezi sonrasında ilk kitabı olan “İsmailliliğin Kökenleri”ni yayınlar.
Bu arada hukuk öğrenimine de devam etmektedir. “Hukuka dayalı bir medeniyeti anlamama yetecek kadar hukuk öğrenmiştim, ama beni bir avukata dönüştürmeye yetecek kadar değil.”(s. 53-54)
Sir Gibb’in yardımları sonucu Londra Üniversitesi’nde yardımcı öğretim görevlisi olarak göreve başlar ve ilk dersi“İslami Yakın ve Orta Doğu” üzerine bir deneme dersidir.

TÜRKİYE UZMANI

1939 baharında Naziler Çekoslovakya’nın geri kalanını işgal ederek savaşın kaçınılmaz olduğunu gösterirler. Bernard Lewis bu dönemde Dış İşleri Bakanlığı’na gönderilir.
Şaşırtıcı bir şekilde bakanlıkta Türkiye uzmanı yerine konulduğunu görür. Bir gün yanına verildiği memur Türk Büyükelçisi ile randevusu olduğunu, onunla gelmek isteyip istemediğini sorar. Dönemin Türk büyükelçisi Tevfik Rüştü Aras’tır.

Konuşmaları sırasında Büyükelçi iki önemli tespitte bulunur: “Biz Türkler, güçlü bir tarih algısına sahibiz. Polonya’nın parçalanmasının Türkiye’ye yönelik bir tehdit olduğunu biliyoruz.” (s.369) 1939’da Polonya gibi sınırdaş olmadığımız, hatta uzak bir coğrafyada yer alan bir ülkenin parçalanmasının Türkiye için bir tehdit oluşturduğunun farkına varan bir yönetim anlayışından, komşularımızın parçalanmasının ülkemiz için nasıl bir tehdit oluşturduğunu göz ardı eden bir yönetim anlayışına nasıl geldiğimizi araştırmamız gerekir.

Büyükelçinin devamında yaptığı açıklamada ilginçtir: “Yerine getirilmesi için başkalarının yardımına bağımlı olacağımız yükümlülüklerin altına girmek bizim politikamız değildir.” (s.57) 1939-1945 dönemi Bernard Lewis için büyük deneyim yıllarıdır. Bu çalışma düzeni aynı zamanda İngiliz espri anlayışını geliştirmesine yardımcı olur. Savaş sırasında postaları ve özellikle de telgrafları okumak istihbarat açısından hayati bir öneme sahiptir.
Bu okumalar sırasında aklına 1929’da A.B.D. Dışişleri Bakanı Hanry Stimson’un bir sözü gelir: “Centilmenler diğer insanların postalarını okumazlar.” Ama savaş sırasında elbette centilmenliğe yer yoktur.
Almanlar Sovyetler Birliği’ni 1941’de işgal ettiğinde Churchill Moskova’ya oldukça aksi bir İskoç generali başkanlığında askeri heyet gönderir. Sovyet tarzına uygun olarak Ruslar ona hiçbir şey anlatmaz ve hiçbir şey göstermezler.

İskoç General, rapor vereceği hiçbir şey olmadığından Londra’ya rapor göndermemeye karar verir. Churchill bu duruma sinirlenerek Moskova’ya sert bir telgraf gönderir: “Londra, Başbakan’dan Moskova, Britanya Askeri Heyeti Başkanı’na. Bildiğimiz tek şey Moskova’da yağmur yağdığı. Daha fazla bilgi memnuniyetle karşılanacaktır.”. Moskova’dan gelen yanıt şöyledir: “Moskova’daki Britanya askeri misyonu komutanı subaydan Londra, Başbakan’a. Mesajınızdan Moskova’da yağmur yağdığını öğrenmek ilginç. Burada pencereden dışarı bakmaya iznimiz yok.” (s.69)

Bernard Lewis beş yüz sayfayı bulan anılarını şöyle bitiriyor. “Yaşamımı sevdim. Tatmin edici bir kariyerim oldu. Yirmi dokuz dile çevrilen otuz iki kitap hiç de fena değil.
Mekânlar ve kültürler keşfettim ve on beş dille oynayabildim. Beni sevmeyenler ya da tüm kalbimle anlaşamadıklarım bile, genellikle ilginç ve hatta zaman zaman ufuk açıcıdırlar. El üstünde tuttuğum bir ailem ve özverili dostlarım var. Çok şanslıydım ve hâlâ öyleyim.” (s.396)


KADINLARIN BASKIDA TUTULMASI BÜYÜK ZARAR

Bernard Lewis’in İslam dünyası için önemli bir tespiti vardır: “Kadınların baskı altında tutulmasının İslam toplumuna çok büyük zararlar verdiğine inanıyorum. Sadece nüfusun yarısının yetenek ve hizmetlerinden kendisini mahrum bıraktığı için değil, aynı zamanda diğer yarının büyük bir kısmını da eğitimsiz ve ezilmiş annelerin ellerine teslim ettiği için. Her şeyden önce kadınlar nüfusun yarısını oluştururlar ve pek çok açıdan herhangi bir dini, etnik ya da iktisadi olarak tanımlanmış gruptan çok daha önemlidirler.” (s. 292-293) Atatürk’ün bir dizi konuşmasında sürekli tekrar eden tema da buydu: “Şu an en acil görevimiz modernleşmek, modern dünyayı yakalamaktır. Eğer nüfusun yalnızca yarısını modernleştirirsek modern dünyayı yakalamada başarılı olamayız.” (s.292-293)

Bernard Lewis ile Turgut Özal arasında geçen bir konuşmada ilginçtir: “Kavga bittiğinde ve konuşmalar başladığında, galip tarafın masasında olmak isteriz ve orada misafir listesinde olmak isteriz, menüde değil.” (s.369)

Paylaş
YORUMLAR

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158