VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerin kifayetsiz olduğunu
Gazetevatan Anasayfa
14.10.2014
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerin kifayetsiz olduğunu

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerin kifayetsiz     olduğunu

Bu dizeler “Bu derde düşmeden önce” diye devam eder. Aşk acısı çeken birinin dinlediği şarkıları yeniden keşfi daha doğrusu yeniden üretimini dinlendirir. Orhan Veli’nin bu anlatımı şimdi Alain de Botton ve John Amstrong’un birlikte kaleme aldıkları “Terapi Olarak Sanat” kitabının konusu olarak karşımızda. Çünkü Hayat Okulu’nun bu iki arkadaşı, sanatın teknik, tarihsel, politik ve şaşırtıcılık olarak özetlenen ölçütlerine bir de “iyileştirme gücü”nü ekliyorlar.


Sanat ne içindir?

Okul yılları ve ucuz kantin sohbetleri “sanat sanat için midir, sanat toplum için mi” gibi sığ, zeminsiz sohbetlerle geçenler bu soruyu görür görmez irkilmiş olabilir. Şahsen ben irkilirdim. Bu nedenle yazıya bir öngüven vererek başlayayım; merak etmeyin bu yazıda ve yazının ele aldığı kitap bu tartışmaların çok ötesinde nefes alıp veriyor. Evet, bu tartışmaları da es geçmiyor ama asıl sorguladığı şey sanatın şu ana kadar çok daha dile getirilmeyen bir başka boyutu, iyileştirici gücü üzerine.

Yani anlayacağınız felsefenin popüler çocuğu Alain de Botton ve Hayat Okulu’ndan arkadaşı John Amstrong’un birlikte kaleme aldıkları “Terapi Olarak Sanat” ile sanata yeni bir ölçüt getiriyor: İyileştirici güç.

Şimdi sevdiğimiz bir tabloyu ya da çok etkilendiğimiz bir sergiyi düşünelim. Sahi o tablonun bizi o kadar etkilemesinin nedeni neydi? Mensubu olduğu akım mı? Kusursuz tekniği mi? Tarihsel boyutu mu? Daha önce bir benzerini görmemiş oluşumuz mu? Yoksa tüm bunların ya da birkaçının bir araya gelerek içimizdeki bir yaraya, sızlayan bir anıya dokunuşu mu?
Yani bu kitap, sanatın teknik, politik, tarihsel ve şaşırtıcılık yönünden okuma sunan ölçütlerine ek olarak terapi ölçütünü getiriyor: “Bu kitap sanatsal değerlendirme için beşinci bir ölçüt getiriyor: Bir sanat yapıtı, şifa bulmamıza yardım ettiği ölçüde önemli kabul edilebilir. Bir eserin iyi veya kötü olması, içsel ihtiyaçlarımıza ne ölçüde cevap verdiğine, tanımlamış olduğumuz (bellek zayıflığından, farkına varmadığımız küçük detayların değerini bilemeyişimize kadar) yedi psikolojik zaaftan birine ne ölçüde derman olduğuna bağlı olabilir.

Bu beşinci ölçütü benimsemenin kanon anlayışımız açısından çeşitli sonuçları olacaktır. Bu okumada, sanat yapıtlarının iyi ya da kötü olduğunu söylediğimizde, benliğimizin derinliklerinde olanlara dair bir fikir vermiş oluruz. Sonuçta aynı eserleri diğer okumalarla da değerli bulup sevebiliriz, ancak bu sefer onları farklı nedenlerle; ruhumuza iyi geldikleri için severiz. Bir eserden yalnızca onu kavrayarak değil, kendimizi keşfederek de bir şeyler çıkarabiliriz.

Gördüklerimiz karşısında kendi içimize bakmaya hazır olmalıyız. Sanat kendi başına değil bize göre; zaaflarımızı, sözgelimi unutkanlığımızı, umutsuzluğumuzu, yücelik arayışımızı, kendimizi anlarken yaşadığımız zorlukları ya da aşk hasretimizi giderdiği ölçüde iyi ya da kötü sayılacaktır. Dolayısıyla, biz bir sanat yapıtının künhüne (bütününe) varmadan önce, sanat yapıtı bize kendi kişiliğimizi tanımamızda yardım edecek, böylece biz de zaafımızı hafifletmek ya da ortadan kaldırmak için neler yapabileceğimizi öğrenmiş olacağız.”
Sanatın işlevlerini “Hatırlatma, elem, umut, yeniden dengeyi sağlama, kendini anlama, büyüme ve takdir görme” olarak yediye ayıran Botton ve Amstrong’un, insanın iyileşmesindeki en büyük güç olan umudun sanat sayesinde hayatımızda yer buluşuna ilişkin şöyle diyor: “En uzun süreli gözde sanat temaları neşeli, sevimli ve güzel olanlardır: Baharda çayırlar, sıcak yaz günlerinde ağaçların gölgesi, pastoral manzaralar, gülümseyen çocuklar.”
Yaralarımızın nedeni çoğu kez, değiştiremeyeceklerimiz olabiliyor.



Yani daha iyi bir yaşantı, giden sevgilinin geri dönmesi, gençliğe duyulan özlem gibi. Ve ne tuhaf ki, değiştirebileceklerimiz için nasıl umuda ihtiyacımız varsa, değiştiremeyeceklerimiz için de bir kabullenişe ihtiyacımız oluyor. Bu yüzden “Sanatın bizim için yapabileceği beklenmedik derecede önemli şeylerden biri, bize nasıl daha başarılı bir şekilde ıstırap çekeceğimizi öğretmektir.” diyor Botton ve Amstrong: “Richard Serra’nın Fernando Pessoa’sını düşünün hüzünle derin bir bağ kurmaya özendirir. Toplum dışa karşı gevezedir, genelde neşeli ve iyimser; birine bir derdimizi açacak olsak, hemen bir çözüm arayıp bize daha aydınlık bir yön göstermeye kalkışır. Ancak Serra’nın eseri dertlerimizi yadsımaz; bizi neşelendirecek şeyler söylemez.

Bize elemin hayatın bir parçası olduğunu söyler. Eserin geniş ölçeği ve apaçık anıtsal karakteri elemin olağanlığına ilişkin bir beyanname oluşturur.” Dahası sanatın “sıradan yaşamın gerçek fakat gözden kaçabilecek değerini ortaya çıkarmak” gibi gücü de vardır. Yani “Elimizden gelenin en iyisini yaparken kendimize karşı daha adil olmayı bizlere öğretebilir: Her zaman sevemediğimiz işlerimizi, orta yaş kusurlarını, hüsranla sonuçlanan arzularımızı ve devamlı kavga etsek de hâlâ sevdiğimiz eşlerimize sadık kalma çabalarımızı. Sanat, erişilmez olana göz alıcı bir hava vermek yerine, tam aksine, sürdürmek zorunda olduğumuz hayatın gerçek değerine gözlerimizi açabilir.” Yani Botton ve Amstrong’un yedi maddeyle özetlediği bu işlevler sayesinde sanatın bir iyileştirici gücü vardır. Ancak bu durumda da şu soru gündeme geliyor: “Sanatın bir terapi aracı olduğu görüşünü savunmanın sonuçları nelerdir?”



Evet, ilke olarak sanatla ilgileniyoruz çünkü sanat sayesinde yaşamımızın daha güzelleşeceğine, kendimizi geliştireceğimize inanıyoruz. Yani içten içe sanatın psikolojik zaaflarımızı düzeltebileceğimize inanıyoruz. Çünkü;

“1. Hafıza kayıplarını giderir: Sanat deneyimin meyvelerini hatırlanabilir ve yenilenebilir kılar. Kıymetli anıları ve en iyi sezgilerimizi iyi durumda tutacak bir mekanizmadır ve onlara herkesin erişimini sağlar. Sanat kolektif kazanımlarımızın saklı olduğu bir bankadır.
2. Umut aşılar: Sanat güzel ve sevindirici şeyleri göz önünde tutar. Kolayca umutsuzluğa kapıldığımızı bilir.
3. Elemi yüceltmeye imkânı verir: Sanat iyi bir yaşamda elemin de haklı bir yeri olduğunu bize anımsatır, böylelikle bizler de zorluklar karşısında daha az telaşlanır ve onları yüce bir varoluşun parçaları olarak görmeye başlarız.
4. Dengeleyici işlevi görür: Sanat iyi özelliklerimizin özünü olağanüstü bir açıklıkla kodlar ve onları çok çeşitli araçlarla önümüze sererek, doğamızı dengelememize yardımcı olur ve bizleri
en iyi olasılıklara yöneltir.
5. Kendimizi tanımamızda bize yol gösterir: Sanat bizim için çok önemli ama söze dökülmesi zor olanı tanımlamamıza yardımcı olabilir. Çoğu insani şeyi kolayca dile getiremeyiz. Sanat nesnelerinin karşısına geçtiğimizde, kafamız karmakarışık olmuşken ağzımızdan çok önemli bir söz çıkabilir: Bu benim.
6. Dağarcığımızı genişletmeye sevk eder: Sanat başkalarının deneyimlerinin, bizlere güzel ve düzgün biçimlerde sunulduğu oldukça karmaşık bir birikimidir. Diğer kültürlerin seslerinin en zarif örneklerinden bazılarıyla tanışmamızı sağlar, böylece sanat yapıtlarıyla ilişkimiz kendimize ve dünyaya, daha geniş bir pekspektiften bakmamızı sağlar. İlk başta çoğu eser yalnızca öteki gibi görünür, ancak bizi zenginleştirecek şekilde kendimize mal edebileceğimiz fikirler ve yaklaşımlar içerebileceğini keşfederiz. Kendimizi daha iyi kavramak için ihtiyacımız olan hiçbir şey yakın çevremizde hazır bulunmaz.
7. Hassasiyetlerimizi canlandırma aracıdır: Sanat, kabuğumuzu kırar ve bizleri çevremizde bulunan her şeyi kanıksamaktan kaynaklı o şımarık, mutat aldırmazlıktan kurtarır ve duyarlılığımızı tekrar kazanırız; eskiye yeni bir gözle bakarız. Yenilik ve cazibenin tek çözüm olduğunu sanmaktan vazgeçeriz.

Yazarın Diğer Yazıları

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163