VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Bir şairin evrak-ı metrukesi
Gazetevatan Anasayfa
14.02.2016
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir şairin evrak-ı metrukesi

Bir şairin evrak-ı metrukesi

Lyndall Gordon’un derin araştırmaları sonucu ortaya çıkan bir biyografi “Emily Dickinson”. 1862’den öldüğü 1886’ya kadar evinden çıkmayan ve sadece yazan bu ilginç kişiliğin gizlerini, kodların ve şifrelerini Lyndall Gordon’un çalışmasında görebiliyorsunuz.


Evet başlığı Güzide Sabri Aygün’ün Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına denk gelen en ilginç kitaplardan birinin isminden devşirerek attım. “Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi” olarak yazılan kitap Cumhuriyet’in getirdiği özgürlük rüzgarıyla kadınların baskısız sansürsüz (kısmen de olsa) sanat ve edebiyat alanında kendilerini gösterdikleri en önemli örneklerinden biridir. Güzide Sabri’nin kitabı belki çok önemli meselelere değinmiyordu ya da edebi olarak çok da evrensel düzeyde yazılmamıştı ama samimi dili, içerdiği yoğun romans ve hayal gücüyle dönemin en çok satan kitaplarından biri olmuştu. “Bilincine tam varılmamış bir özgürlük istemi, bu tarz popüler karasevda romanlarıyla yerli okurun duygulanmalarında ifade bulmaktadır. Güzide Sabri’nin İstanbul romansları, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerin dışında, taşrada bile okurun ilgisini çeker.” diyor Selim İleri kitabın yakın zamanda çıkan tekrar baskısında. Özgürlük meselesinden kast olunan baskıcı, totaliter ya da monarşik rejimlerin en çok kadınları ezdiğidir bir anlamda.

Kadınların var oluşlarını, kimliklerini, dünyadaki yerlerini, sosyal konumlarını hep erkekler ve onların yarattıkları sistem belirlemiştir. Aile, koca, çevre, mahalle, devlet ve din katı kurallarla da bu sistemin duvarını örmüşlerdir. Ama her zaman insan duygusu, aklı ve bilinci bu duvarı çatlatmayı beceriyor işte. Tıpkı Güzide Sabri gibi. Tıpkı Emily Dickinson gibi.
Güzide Sabri kocası uyuduğu zamanlarda titrek mum ışığında yazarmış romanlarını. Belki de o yüzden yazdığı kahramanların gözleri buğulu, kalpleri ürkek ve dudaklarının titrek olması. Tıpkı Emily Dickinson’un bir kocanın karısı olmayı, mutfakta yemek pişirmeyi, bütün gün temizlik yapıp kocasıyla çiftleşip çocuk yapmayı reddetmesi gibi.

Evet Dickinson’ınki çok daha sert, anarşist ve kışkırtıcı Güzide Sabri’ye göre. Güzide Sabri art arda romanlar yazarak zorluyor egemen düzeni, Dickinson kökünden sarsmaya cüret ederek.Bizde yirminci yüzyılın başına denk gelen Cumhuriyet öncesinde kadın üzerindeki baskılar Batı‘da, bilhassa Amerika’da 19. yüzyıl sonlarına kadar sürüyor. Bizde Müslüman kadınların sahneye çıkmaları yasak, resim yapmaları günah ya da roman yazmaları caiz değilse Amerika’da da Katolikliğin yobaz okunuşu olan Püritenlik dünyasında kadınlar üretimin hiçbir aşamasında yer alamıyorlar. Ve çocukluğundan beri aykırı kişilik gibi duran Emily Dickinson öğretmeni ve aile dostu olan papazın ve babasının karşı çıkmalarına rağmen şiir yazıyor. Üstelik herkesin yaşamında denediği o romantik, duygusal melankolik bir refleksle de değil. Tamamen bilinçli, farklı ve neredeyse iki asırdır her cümlesi aforizma olan şaheserlerle. Üstüne üstlük kendi imlasını yaratıyor. Kendine ait bir dil, biçem oluşturuyor şiirlerini yazarken.
“Doğ- gelinlik giy - kefene sarıl-” (Kutsal Paye benim şiirinden. Tahmini 1861)

O sanki dünyanın sırrını çözmüş ve bunu şifrelemişçesine uzun tirelerle, alışılmadık biçimde cümle arasında önem atfettiği kelimeler büyük harfler atarak, paragrafları ve dizeleri tamamen kendi duygusu ve bilinciyle düzenleyerek yazıyordu şiirlerini. Yukarıdaki kısacık dizede şaşırtıcı bir şekilde kadın ömrünü beş kelimede halletmiş. Ve bunun gibi bir çok dizede insan yaşamı, doğa, varlık, yokluk, aşk üzerine olağanüstü şiirler yazmış. Ve ne yazık ki her efsane gibi ölümünden sonra 1800 şiiri basılmış ve dünyayı sarsmıştır.

DOLU BİR SİLAH GİBİ
Sadece yazdıkları değil, bu dönemi için neredeyse devrimci şiirleri yazan insan hep merak edilmiş ve yaşamı hep kurcalanmıştır. Hakkında dergilerde, zaman zaman parçalar halinde kitaplar ve üniversite çalışmaları yayınlanmış. Ama gerçek anlamda detaylı ve deyim yerindeyse özgün bir çalışma bugüne kadar yapılmamış. Ta ki Güney Afrikalı araştırmacı yazar Lyndall Gordon bu işe el atana kadar. Alfa Yayınları‘ndan çıkan bu 720 sayfalık çalışma üzerine çok şey söylenebilir. Ancak temelde söylenecek tek şey oldukça titiz, detaylı ve neredeyse bir kurgu edebiyat gibi okunacak bir biyografi kitabı olması sanırım. Bu yoğun, helmeli, şiirlerinin sıkıntılı imla dönüşümlerini şahane halletmiş çevirmen Gonca Gulbey’in emeğini de takdir ederek diyebilirim ki Batı‘da çok bilinen bizde pek de bilinmeyen bu ilginç şairi tanımanın tam zamanı.

1862’den öldüğü 1886’ya kadar evinden çıkmayan ve sadece yazan bu ilginç kişiliğin gizlerini, kodlarını, şifrelerini ve bunların açmazlarını Lyndall Gordon’un çalışmasında görebiliyorsunuz.
Emily Dickinson özelinde dönemin Amerikan sosyal yaşamı tarihine de bir bakış atıyorsunuz kitapta. Adeta antropolojik bir metin gibi dönemin insanını kurcalayan, irdeleyen Gordon dönemin mükemmel bir coğrafyasını çıkarıyor. Yazarın bulabildiği tüm metinler, yazışmalar, mektuplar, kitaplar ve belgelerle desteklediği bu değerli çalışma yalnızca edebiyatseverlerin değil tarih meraklıları içinde değerli bir hazine. Darısı bizim değeri bilinmemiş, kaybolmaya yüz tutan yazarlarımızın başına. İyi okumalar.

Emily Dickinson
Lyndall Gordon
Çev: Gonca Gürbey
Everest Yayınları

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163