VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Bir seri katilin zihninde
Gazetevatan Anasayfa
15.03.2017
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir seri katilin zihninde

Bir seri katilin zihninde

Fransız yazar Marc Dugain’in yaşayan en ünlü seri katillerden biri olan Ed Kemper’i hikâyesinin merkezine koyduğu “Kasap”, son bölüme kadar şiddet dozu çok iyi ayarlanmış bir roman. Sadece olay örgüsüyle değil, derinlemesine psikolojik tahlilleriyle de okuru bir seri katilin zihninde dolaştırıyor.


Roman günümüzde, bir hapishanenin görüşme odasında, bir kadınla adamın konuşmasıyla başlıyor. Tuhaf bir ikilidir bu; 59 yaşındaki kadın, Susan, şişman, yağlı saçlı, büyük göğüslü, eski bir hippidir. Adamla göz göze gelmemek için karşısındaki duvara dikmiştir gözlerini. Adam ise, Al Kenner, 63’ünde ve yıllardır parmaklıklar arasındadır. Senelerdir gördüğü tek kadın olmasına rağmen Susan’ı çekici bulmasa da nefret etmediği için sevdiğine karar vermiştir. O da kadınla göz göze gelmemek için boş duvara bakmaktadır. Bu yaşında bile istese oracıkta kadını öldürecek potansiyele sahip olsa da bu tek ziyaretçisinden mahrum kalmak istememektedir. Çünkü aralarında “edebi” bir ilişki vardır. Kadın ona kitaplar getirmektedir. Adam da körler için bu kitapları sesli okumaktadır. Kitap kurdudur Al Kenner; 4 bine yakın kitabı adeta yalayıp yutmuştur. Kendi deyimiyle kilometrelerce kitap okumuş ve artık yazmanın zamanı geldiğini düşünmektedir. Kadın, “dışarıda” bu fikrin pek de talep görmediğini söyler. Yayıncıların ellerine geçecek otobiyografi konusunda bazı çekinceleri vardır. Zira adam her şeyi açık açık anlatsa, yayımlamaları mümkün olmayacaktır; anlatmasa bu kez kitap alıcı bulamayacaktır. Çünkü otobiyografisini yazmak isteyen adam, henüz 14-15 yaşındayken büyükannesi ve büyükbabasıyla başladığı seri cinayetlerine 21 yaşına kadar kaldığı rehabilitasyon merkezinden çıktıktan sonra devam eden; otostopçu kadınları hedef alan; onları öldüren, tecavüz eden, kesen hatta yiyen; annesi ve onun en yakın arkadaşını da öldüren ve hâlâ yaşayan en tehlikeli seri katildir!
Al Kenner, Susan’ın özel hayatıyla ilgili hiçbir şey bilmemekte hatta anlatmadığı için kadına müteşekkirdir. Kadın ise ona, okurun neden olduğunu bilmediği bir tür bağla bağlıdır. “Dışarıdaki” bir psikopatın, “içerideki” bir psikopata olan takıntısının ötesinde bir sır olduğu ise aşikârdır. İlerleyen sayfalarda bu düğüm çözülürken Al Kenner da geri dönüşlerle psikiyatri seanslarını anlatmaya, otobiyografisini yazmaya ve okurla paylaşmaya devam eder.

Gerçek yaşamöyküsü
Fransız yazar Marc Dugain’in kaleme aldığı “Kasap”ın başkahramanı Al Kenner, aslına tarihin en tanınmış seri katillerinden biri olan “Kasap” lakaplı Edmund Kemper’den başkası değil. İlk cinayetlerini işledikten sonra polise teslim olan, reşit olmadığı için idam cezasına çarptırılmayan ve paranoid-şizofreni teşhisi ile tedavi altına alınan “Kasap” Ed, 21 yaşında salıverilince annesiyle yaşamaya başlar. Ne var ki, 2.06 metre boyuyla girdiği her ortamda tüm dikkatleri üzerine çeken, “Einstein’dan bile daha zekiyim” demesine sebep olan üstün zekâsıyla tam bir uyumsuz olan “Kasap”, eline geçen ilk fırsatta yeniden öldürmeye başlayacaktır...

Otostop yapan üniversite öğrencilerini hedef alan, ıssız bir yerde öldürdükten sonra cesedi kamyonetine yükleyip annesinin evine götüren, kimi zaman tecavüz eden, kimi zaman kesen, kafalarını bir süre saklayan hatta iddialara göre yiyen “Kasap”, 60’lı-70’li yılların en popüler seri katillerindendi. 1973 yılında yakalandığında, California Eyaleti’nde idam cezası olmadığı için sekiz kez müebbet hapse mahkum edilen “Kasap” halen cezaevinde.
Roman günümüzde yazarın anlatımıyla başlasa da 1963 yılına, üstelik Kennedy suikastının gerçekleştiği 22 Kasım 1963’e geçiş yapıyor ve sözü Al Kenner alıyor. O gün genç yaşında çifte cinayet işleyerek ufak çaplı bir şöhret edinme hayali, Lee Harvey Oswald tarafından elinden alınmış olsa da bir süredir hayalini kurduğu şeyi gerçekleştirmeye, babaannesini öldürmeye kararlıdır. İşte gerçek “Kasap” ile bu romanın kahramanı arasındaki tek fark diyebileceğimiz ayrıntı bu tarih. Zira Ed Kemper, aile fertlerini bu tarihten iki yıl sonra öldürdü.

Son bölüne dikkat!
Bir seri katilin hayat hikâyesini anlatan romanın kurgusu son derece sağlam. Bugün ile geçmiş arasında kurulan bağlantı akıcı; eksik kalan hiçbir şey yok, parçalar yerli yerine oturuyor. Al Kenner’ın üstün zekalı olduğu gerçeğini hiç unutturmayan yazar, okurun kahramanına empati duymasını sağlıyor. Son bölüme gelinceye kadar seri katilin şiddetten uzak durmaya çalıştığına bile inanıyorsunuz. (Zaten kendisi de bunu sıklıkla vurguluyor, cezaevinde kimseyle tartışmaya girmiyor.) Zaman zaman hiç büyümemiş bir ergen gibi görüyorsunuz onu. Mesela “dır dır edip duran” büyükannesini öldürdükten sonra ilk aklına gelen şey, biraz sonra eve gelecek olan dedesinin ne yapacağı oluyor. Dedesinin karısının ölümü üzerine acı çekmesini, üzülmesini istemediğinden yaşlı adam, onun ikinci kurbanı olur!

Ne var ki son bölümde kan donduran bazı gerçekler, tüm netliğiyle okurun gözlerinin önüne seriliyor. İşte o zaman hakkında sayfalarca okuduğunuz bir kişinin sizi ne denli yanılttığını fark ediyor ve gerçek yüzünü görüyorsunuz.
Sempati-empati konusuna takılan bir tek ben değilmişim ki, bir röportajda Marc Dugain’e benzer bir yorum yapılmış. Yazar, “Okurun, yarattığım karaktere sempati duymasından çok onun nasıl böyle vahşi bir katile dönüştüğünü anlamasını istiyorum” diyor.

Pek çok sosyopatın, seri katilin hayatında olduğu gibi burada da ailenin rolü sıklıkla ön plana çıkıyor. Mesela romandaki ilk cinayetlerden sonra annesiyle babasının Al Kenner ile görüşmek istememesi; annesinin “Bir gün böyle olacağını biliyordum” demekle yetinmesi, çocuğunsa “Böyle durumlarda babam çok içer, ona göz kulak olun” diye çevresindekileri uyarması ailenin net bir fotoğrafını sunuyor.

Yine bir röportajında, “Seri katillerin hayatlarına özel bir ilgim yok” diyor yazar Marc Dugain. Ancak Ed Kemper’in özel bir ilgiyi hak ettiğini düşünüyor; “Aslında Einstein’ınkinden bile yüksek bir IQ’su var Kemper’in. Bu karakter sayesinde toplumun bireyi nasıl seri katile dönüştürdüğünü anlatmak istedim. Zekâ ile kötülüğün ilişkisi üzerine de insanların düşünmelerini sağladım.”

Politika eğitimi aldıktan sonra finans alanında çalışan ve ilk romanını 1998 yılında, 35 yaşındayken yayımlayan ve tam zamanlı yazarlık yapmaya başlayan Marc Dugain, roman karakterlerini farklı ve derinlemesine incelenmeyi hak eden insanlardan seçiyor. Çoğu kez gerçek kişiler üzerinden ilerleyen Dugain ilk romanında Birinci Dünya Savaşı’na katılan dedesinden esinlenmiş. Depresif bir İngiliz işadamı, Rus denizciler hatta Stalin ve FBI eski Başkanı John Edgar Hoover ile ABD’li politikacılar romanlarına konu olmuş.


Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162