VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Bir ülkenin kısa tarihi…
Gazetevatan Anasayfa
14.08.2015
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir ülkenin kısa tarihi…

Bir ülkenin kısa tarihi…

Mehmet Kara’nın anılarından oluşan “Ordulu Emin’in Kurtuluş Tarihi”, aynı zamanda 1980 öncesi Türkiye solunun da hikayesi...



Sayısız acının yaşanmasına neden olan, geçen otuz beş yıla rağmen etkilerinin bir kısmını bugün bile sürdüren, üzerinde çokça yazılan, konuşulan, düşünülen 12 Eylül 1980 askeri darbesi…

Milyonlarca kişinin fişlendiği, yüz binlercesinin yargılandığı, işten atılıp, vatandaşlıktan çıkartıldığı, işkencelerin, kuşkulu ölümlerin, idamların vaka-i adiyeden sayıldığı karanlık, kapkaranlık günler. Ülkenin okuyan, araştıran, sorgulayan, itiraz eden kesimlerinin karanlıktan en çok nasibini alanlar olması bugünü anlamamıza da bir cevap anahtarı niteliğinde.

İşte o günlere en yakından tanıklık etmiş, yetmişlerden itibaren sosyalist hareketin içinde aktif olarak yer almış bir isim Mehmet Kara. Onun hatıralarını paylaştığı “Ordulu Emin’in Kurtuluş Tarihi” isimli kitabı ise 12 Eylül askeri darbesi ve öncesini “sıradan bir militanın” gözünden aktarıyor.

Bağlı bulunduğu örgüttekilerin birçoğu dahil hemen hemen herkesin Ordulu Emin olarak tanıdığı ama ne Ordulu ne de Emin olmayan Mehmet Kara’nın bu “tanınmazlık” daha doğrusu yanlış tanınırlık hali onu diğer arkadaşlarının aksine darbe sonrası hapse girmekten kurtarıyor. Bu durum ona, dışarıda olmanın avantajıyla, darbenin etkilerini daha net gözlemlemesine olanak sağlıyor.

“Ordulu Emin’in Kurtuluş Tarihi”ni okurken yer aldığı Kurtuluş hareketini ve diğer devrimci sosyalist hareketleri, yetmişli yıllarda işçi sınıfının mücadelesini, grevleri, öğrenci hareketlerini, çatışmaları- iç çatışmaları, “Kanlı 1 Mayıs”ı, sendikaları, işkenceleri, cesareti, pişmanlıkları, sevdaları, hayal kırıklıklarını, Ordulu Emin’in penceresinden görmeye, anlamaya çalışıyor, kendimizi birçok kez onun yerine koyarken buluveriyoruz. Oldukça içten yazılmış satırlar, anlatımda abartıya kaçılmadan yakalanan akıcılık 259 sayfalık bu kitabın bir çırpıda okunmasını sağlıyor. Yazar hafızasının zayıflığından dem vursa da, geçen onca zamana rağmen bunca ayrıntıyı hatırlıyor oluşu hem olayların önemini, hem de bunların yazar üzerinde bıraktığı etkileri açıkça ortaya koyuyor. Bir kahraman yaratma çabası taşınmadığı, hatta bundan özellikle kaçınıldığı ilk satırlardan itibaren fark edilirken bu durum aslında “Neler oldu, bitti?” sorusuna cevap arayanlara büyük kolaylık sağlıyor.
Satır aralarında ise oldukça dikkat çeken bir ayrıntı gözümüze çarpıyor. Ülkeyi “kurtarma” derdi taşıyan, başka bir düzen kurmak için mücadele eden, kendilerini bu yola adayan gençlerin sanata bakış açıları.
“Ben her an ölebilirim.

Dünyadaki en önemli şeyimi, canımı, devrime adamışım, yavuklunun ne önemi var?” diye sevdalarını bile erteleyen insanlar, köy köy dolaşıp traktör kasalarında tiyatro oyunu sergiliyor, Devlet Tiyatroları’nda, Şehir Tiyatroları’nda sahneye konan oyunuları, Brecht’in, Haşmet Zeybek’in yazdığı eserleri izlemek için çabalıyorlar, “İnce Memed”, “Hanımın Çiftliği”, “Devlet Ana”, “Yılanların Öcü”, “Irazca’nın Dirliği”, “Onuncu Köy”, “Ana”, “Ekmeğimi Kazanırken”, “Fırtına”, “Dipten Gelen Dalga”, “Paris Düşerken”, “Tütün” gibi yüzlerce kitabı okumaya fırsat bulabiliyolar.

Bahsi geçen bakış açısını Mehmet Kara’nın, nam-ı diğer Ordulu Emin’in yazdığı şu satırlar net bir biçimde ortaya koyuyor: “Belki, Köy Enstitüleri döneminde bile Türkiye’de bu kadar kitap okuyan bir nesil gelmemiştir. Yoğun siyasi çalışmalar, dersler ve kitap okumalarının yorgunluğunu, gerginliğini atmak, rahatlamak için ; Devlet Tiyatroları’nın, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın oyunlarına gidiyorduk. Dinlenmemiz bile bir kültür faaliyetiydi.”

“Ordulu Emin’in Kurtuluş tarihi” olayların üzerinden geçen uzun yılların getirdiği serin kanlılıkla kaleme alınmış oldukça değerli bir çalışma. Final bölümünde yaşanan sürpriz ise birçok şeyi yeniden gözden geçirmemizi sağlayacak kadar da içten.


Kitaptan

İlk mahkememe siyasi olmayan bir nedenle, lisede okuduğum yıllarda Kastamonu Adliyesi’nde çıkmıştım. İlk hapis cezamı da orada almıştım, altı aydı. Tecil edildi de okula devam edebildim. İstanbul Sultanahmet’teki adliyede de birkaç kez hakim karşısına çıkmıştım fakat ilk defa bir salonda mahkemeye çıkıyordum. Herkes sırayla sandalyelere oturmuş, sırası gelen ifade veriyor, oturuyor fakat herkes aynı ifadeyi veriyordu.

- 1 Mayıs’ı kutlamak için Taksim’e gidiyordum, gözaltına aldılar.
Hakim:
-Yaz kızım! 1 Mayıs’ın yasaklanmasını protesto etmek için sokağa çıktım, diyordu.
Hemen itiraz yükseliyordu;
- Hayır, 1 Mayıs’ın yasaklanmasını protesto etmek için değil, 1 Mayıs’ı kutlamak için sokağa çıktım, diye itiraz ediliyordu. Sonraki zamanlarda savcılıktan aldığım üç sayfalık sabıka kayıtlarında yazan “1402 Sayılı Sıkıyönetim Komutanlığı Kararlarına Muhalefet” gerekçesiyle verilen cezalardan biri de Mayıs 1979’da aldığım cezadır, bir ay Bursa iline girme yasağı aldım. Böyle bir ceza aldığımı yıllar sonra öğrendim.

Neden Bursa’ya girme yasağı vermişlerdi, hâlâ anlamış değilim. Neden, örneğin gitme olasılığımın fazla olduğu Samsun’a değil de Bursa’ya? Belli ki yaptığımız iş, bir ceza gerektiriyor, onlar da hürriyeti bağlayıcı bir ceza verip, görevlerini yapmış oluyordu.

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
22 Temmuz 2017 Yıl : 13
Sayı : 161